Tolga Turan
Köşe Yazarı
Tolga Turan
 

Utanma Duygusunun Kaybolduğu Yerde Aile Ne Kadar Güvende?

Toplumlar bir anda çözülmez. Önce bazı kelimeler anlamını yitirir, bazı duygular “gereksiz” ilan edilir. Utanma da bunlardan biridir. Son yıllarda sıkça tanık olduğumuz tablo, utanma duygusunun bireysel bir eksiklik değil; toplumsal ölçekte aşınan bir değer hâline geldiğini göstermektedir. Bu aşınmanın en ağır bedelini ise aile kurumu ödemektedir. Bugün mesele yalnızca evliliklerin zorlanması ya da boşanmaların artması değildir. Asıl mesele, aileyi ayakta tutan etik sınırların giderek silikleşmesidir. Utanma duygusu; bireyi bastıran değil, davranışlarını sorgulatan, “bu yaptığımın başkasına bedeli ne?” sorusunu sorduran bir iç denetim mekanizmasıdır. Bu mekanizma devre dışı kaldığında, her davranış savunulabilir hâle gelir. Bir aile danışmanı olarak sahada ve danışma odalarında gözlemlenen sorunlarla, kamusal alanda sunulan anlatılar arasında dikkat çekici bir paralellik bulunmaktadır. Evlilik içi sadakat ihlalleri, üçüncü kişilerin dâhil olduğu ilişkiler ve aile içi çatışmalar; giderek daha rahat, daha görünür ve çoğu zaman sorgulanmadan dile getirilmektedir. Bu rahatlık, bir özgürleşmeden ziyade utanma eşiğinin düşmesiyle ilgilidir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun verileri, son yıllarda boşanma oranlarında belirgin bir artışa işaret etmektedir. Daha da önemlisi, boşanma nedenleri arasında sadakatsizlik ve iletişim sorunlarının ön plana çıkmasıdır. Ancak bu nedenlerin arka planında çoğu zaman ortak bir zemin vardır: Sorumluluk duygusunun zayıflaması ve utanmanın davranışları sınırlayan bir değer olmaktan çıkması. Utanma duygusunun kaybı, en çok çocuklar üzerinde derin izler bırakır. Aile içindeki krizlerin sınır tanımadan dışarı taşması, çocukları anlamlandıramayacakları bir yükün altına sokar. Psikoloji alanındaki araştırmalar; ebeveynleri arasında güven, sınır ve saygı kaybına tanıklık eden çocuklarda kaygı bozuklukları, değersizlik algısı ve ilerleyen yaşlarda ilişki kurma güçlüklerinin daha sık görüldüğünü ortaya koymaktadır. Bu noktada sıkça kullanılan “kendini seçmek” söylemi dikkatle ele alınmalıdır. Bireyin kendi ihtiyaçlarını fark etmesi kıymetlidir. Ancak bu farkındalık, başkalarının hayatında onarılması güç yaralar açarak gerçekleşiyorsa; burada sağlıklı bir bireyselleşmeden değil, sorumlulukla yüzleşmekten kaçınmadan söz edilir. Utanma duygusu tam da bu noktada devreye girer ve kişiye sınır çizer. Utanmanın tamamen silindiği bir zeminde, mahremiyet de anlamını yitirir. Özel olanın korunmadığı, her detayın görünür kılındığı bir ortamda aile içi güvenin sürdürülebilmesi mümkün değildir. Çünkü güven, yalnızca sadakatle değil; susabilme becerisiyle, sınır koyabilmeyle ve bazı şeyleri dışarıda bırakabilmeyle inşa edilir. Hukuki açıdan bakıldığında da evlilik, yalnızca duygusal bir birliktelik değil; karşılıklı yükümlülükler içeren bir sözleşmedir. Türk Medeni Kanunu’nda yer alan düzenlemeler, özellikle çocukların üstün yararını merkeze alır. Utanma duygusunun kaybolduğu ve her davranışın meşrulaştırıldığı ilişkisel kopuşlar; yalnızca ahlaki değil, hukuki ve psikolojik sorunları da beraberinde getirir. Medyanın bu süreçteki etkisi ise göz ardı edilemez. Tekrar edilen her anlatı, zamanla normal algısını oluşturur. Utanmadan anlatılan her hikâye, bir başkası için cesaretlendirme işlevi görür. Böylece bireysel gibi görünen tercihler, toplumsal bir davranış kalıbına dönüşür. Burada amaç bireyleri yargılamak değil; neyi kaybettiğimizi fark etmektir. Utanma duygusu kaybolduğunda, aile sadece hukuki bir birliktelik hâline gelir. Oysa aileyi ayakta tutan şey, kurallar kadar vicdandır. Şimdi durup sormamız gerekir: Utanma duygusunun geri çekildiği bir yerde, aile gerçekten ne kadar güvendedir? Aile kurumu hâlâ korunabilir. Ancak bunun yolu, her davranışı alkışlamaktan değil; sınırları, sorumluluğu ve mahremiyeti yeniden hatırlamaktan geçer. Çünkü utanmanın tamamen yok olduğu bir toplumda, güven duygusu da uzun süre ayakta kalamaz. Aile kusursuz olduğu için değil, korunmaya değer olduğu için önemlidir. Ve onu koruyan en sessiz ama en güçlü duygu, çoğu zaman utanmadır.
Ekleme Tarihi: 13 Ocak 2026 -Salı

Utanma Duygusunun Kaybolduğu Yerde Aile Ne Kadar Güvende?

Toplumlar bir anda çözülmez. Önce bazı kelimeler anlamını yitirir, bazı duygular “gereksiz” ilan edilir. Utanma da bunlardan biridir. Son yıllarda sıkça tanık olduğumuz tablo, utanma duygusunun bireysel bir eksiklik değil; toplumsal ölçekte aşınan bir değer hâline geldiğini göstermektedir. Bu aşınmanın en ağır bedelini ise aile kurumu ödemektedir.
Bugün mesele yalnızca evliliklerin zorlanması ya da boşanmaların artması değildir. Asıl mesele, aileyi ayakta tutan etik sınırların giderek silikleşmesidir. Utanma duygusu; bireyi bastıran değil, davranışlarını sorgulatan, “bu yaptığımın başkasına bedeli ne?” sorusunu sorduran bir iç denetim mekanizmasıdır. Bu mekanizma devre dışı kaldığında, her davranış savunulabilir hâle gelir.
Bir aile danışmanı olarak sahada ve danışma odalarında gözlemlenen sorunlarla, kamusal alanda sunulan anlatılar arasında dikkat çekici bir paralellik bulunmaktadır. Evlilik içi sadakat ihlalleri, üçüncü kişilerin dâhil olduğu ilişkiler ve aile içi çatışmalar; giderek daha rahat, daha görünür ve çoğu zaman sorgulanmadan dile getirilmektedir. Bu rahatlık, bir özgürleşmeden ziyade utanma eşiğinin düşmesiyle ilgilidir.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun verileri, son yıllarda boşanma oranlarında belirgin bir artışa işaret etmektedir. Daha da önemlisi, boşanma nedenleri arasında sadakatsizlik ve iletişim sorunlarının ön plana çıkmasıdır. Ancak bu nedenlerin arka planında çoğu zaman ortak bir zemin vardır: Sorumluluk duygusunun zayıflaması ve utanmanın davranışları sınırlayan bir değer olmaktan çıkması.
Utanma duygusunun kaybı, en çok çocuklar üzerinde derin izler bırakır. Aile içindeki krizlerin sınır tanımadan dışarı taşması, çocukları anlamlandıramayacakları bir yükün altına sokar. Psikoloji alanındaki araştırmalar; ebeveynleri arasında güven, sınır ve saygı kaybına tanıklık eden çocuklarda kaygı bozuklukları, değersizlik algısı ve ilerleyen yaşlarda ilişki kurma güçlüklerinin daha sık görüldüğünü ortaya koymaktadır.
Bu noktada sıkça kullanılan “kendini seçmek” söylemi dikkatle ele alınmalıdır. Bireyin kendi ihtiyaçlarını fark etmesi kıymetlidir. Ancak bu farkındalık, başkalarının hayatında onarılması güç yaralar açarak gerçekleşiyorsa; burada sağlıklı bir bireyselleşmeden değil, sorumlulukla yüzleşmekten kaçınmadan söz edilir. Utanma duygusu tam da bu noktada devreye girer ve kişiye sınır çizer.
Utanmanın tamamen silindiği bir zeminde, mahremiyet de anlamını yitirir. Özel olanın korunmadığı, her detayın görünür kılındığı bir ortamda aile içi güvenin sürdürülebilmesi mümkün değildir. Çünkü güven, yalnızca sadakatle değil; susabilme becerisiyle, sınır koyabilmeyle ve bazı şeyleri dışarıda bırakabilmeyle inşa edilir.
Hukuki açıdan bakıldığında da evlilik, yalnızca duygusal bir birliktelik değil; karşılıklı yükümlülükler içeren bir sözleşmedir. Türk Medeni Kanunu’nda yer alan düzenlemeler, özellikle çocukların üstün yararını merkeze alır. Utanma duygusunun kaybolduğu ve her davranışın meşrulaştırıldığı ilişkisel kopuşlar; yalnızca ahlaki değil, hukuki ve psikolojik sorunları da beraberinde getirir.
Medyanın bu süreçteki etkisi ise göz ardı edilemez. Tekrar edilen her anlatı, zamanla normal algısını oluşturur. Utanmadan anlatılan her hikâye, bir başkası için cesaretlendirme işlevi görür. Böylece bireysel gibi görünen tercihler, toplumsal bir davranış kalıbına dönüşür.
Burada amaç bireyleri yargılamak değil; neyi kaybettiğimizi fark etmektir. Utanma duygusu kaybolduğunda, aile sadece hukuki bir birliktelik hâline gelir. Oysa aileyi ayakta tutan şey, kurallar kadar vicdandır.
Şimdi durup sormamız gerekir:
Utanma duygusunun geri çekildiği bir yerde, aile gerçekten ne kadar güvendedir?
Aile kurumu hâlâ korunabilir. Ancak bunun yolu, her davranışı alkışlamaktan değil; sınırları, sorumluluğu ve mahremiyeti yeniden hatırlamaktan geçer. Çünkü utanmanın tamamen yok olduğu bir toplumda, güven duygusu da uzun süre ayakta kalamaz.
Aile kusursuz olduğu için değil, korunmaya değer olduğu için önemlidir.
Ve onu koruyan en sessiz ama en güçlü duygu, çoğu zaman utanmadır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve habergundemim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.