Depremin asıl sarsıntısı geçti. Enkaz kaldırıldı, şehirler yeniden kurulmaya başladı. Takvimler ilerledi, gündem değişti. Ama bazı hayatlar için deprem orada bitmedi.
Çünkü herkes ana depremi yaşadı, ama herkes artçıları aynı şekilde yaşamadı.
Bir aile ve evlilik danışmanı olarak şunu net biçimde görüyorum: Deprem, birçok insanın hayatında artçı etkilerle devam ediyor. Bu artçılar bazen bir korku hali, bazen bir öfke patlaması, bazen de hiçbir şey hissetmiyormuş gibi yaşama çabası olarak ortaya çıkıyor.
Resmî verilere göre on binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarca insan doğrudan ya da dolaylı biçimde etkilendi. Bu rakamlar büyük bir yıkımı anlatıyor. Ancak sayıların anlatamadığı bir gerçek var: Depremden sonra başlayan duygusal ve ilişkisel süreçler.
Deprem sonrası birçok aile aynı evde kalmaya devam etti ama aynı hayatta kalamadı. Kimisi güçlü olmak zorunda kaldı, kimisi çocuklarına belli etmemek için korkusunu bastırdı, kimisi de “şimdi sırası değil” diyerek yasını erteledi. Oysa ertelenen her duygu, artçı bir etki gibi başka bir zamanda ve başka bir biçimde geri döndü.
Bugün pek çok evde sabır daha çabuk tükeniyor, tahammül azalıyor, sessizlik uzuyor. Çoğu zaman bu durum “geçimsizlik” ya da “iletişim sorunu” olarak adlandırılıyor. Oysa gerçekte yaşanan, henüz tamamlanmamış bir yas süreci.
Çocuklar bu sürecin en sessiz tanıkları. Araştırmalar, depremi yaşayan çocuklarda kaygı bozukluğu, uyku problemleri ve güven duygusunda zedelenmenin yaygın olduğunu gösteriyor. Yüksek seslere irkilme, ebeveynden ayrılmak istememe ya da içe kapanma, bu artçı hayatların en görünür işaretleri arasında.
Travma, ilişkileri de değiştiriyor. Bazı çiftler depremden sonra birbirine daha sıkı sarılırken, bazılarında duygusal mesafe artıyor. Sabır eşiği düşüyor, güven ihtiyacı yükseliyor ve küçük sorunlar büyüyor. Konuşulamayan her duygu, ilişkide sessiz bir kırılmaya dönüşüyor.
Bugün yeni binalar yükseliyor olabilir. Ama birçok insan için deprem, hâlâ bitmiş değil. Çünkü kaybedilen yalnızca evler değil; güven duygusu, gelecek planları ve hayatın kontrol edilebilir olduğu inancıydı.
Belki de artık şunu kabul etmemiz gerekiyor:
Depremden sonra herkes hayata aynı yerden devam etmiyor.
Bazıları yeniden başlıyor,
bazıları olduğu yerde kalıyor,
bazıları ise hâlâ artçıların içinde yaşıyor.
Ve bu yüzden bugün konuşmamız gereken şey,
yalnızca deprem değil;
artçı hayatlar.
Anasayfa
Yazarlar
Tolga Turan
Yazı Detayı
Bu yazı 176+ kez okundu.
Artçı Hayatlar
Depremin asıl sarsıntısı geçti. Enkaz kaldırıldı, şehirler yeniden kurulmaya başladı. Takvimler ilerledi, gündem değişti. Ama bazı hayatlar için deprem orada bitmedi.
Çünkü herkes ana depremi yaşadı, ama herkes artçıları aynı şekilde yaşamadı.
Bir aile ve evlilik danışmanı olarak şunu net biçimde görüyorum: Deprem, birçok insanın hayatında artçı etkilerle devam ediyor. Bu artçılar bazen bir korku hali, bazen bir öfke patlaması, bazen de hiçbir şey hissetmiyormuş gibi yaşama çabası olarak ortaya çıkıyor.
Resmî verilere göre on binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarca insan doğrudan ya da dolaylı biçimde etkilendi. Bu rakamlar büyük bir yıkımı anlatıyor. Ancak sayıların anlatamadığı bir gerçek var: Depremden sonra başlayan duygusal ve ilişkisel süreçler.
Deprem sonrası birçok aile aynı evde kalmaya devam etti ama aynı hayatta kalamadı. Kimisi güçlü olmak zorunda kaldı, kimisi çocuklarına belli etmemek için korkusunu bastırdı, kimisi de “şimdi sırası değil” diyerek yasını erteledi. Oysa ertelenen her duygu, artçı bir etki gibi başka bir zamanda ve başka bir biçimde geri döndü.
Bugün pek çok evde sabır daha çabuk tükeniyor, tahammül azalıyor, sessizlik uzuyor. Çoğu zaman bu durum “geçimsizlik” ya da “iletişim sorunu” olarak adlandırılıyor. Oysa gerçekte yaşanan, henüz tamamlanmamış bir yas süreci.
Çocuklar bu sürecin en sessiz tanıkları. Araştırmalar, depremi yaşayan çocuklarda kaygı bozukluğu, uyku problemleri ve güven duygusunda zedelenmenin yaygın olduğunu gösteriyor. Yüksek seslere irkilme, ebeveynden ayrılmak istememe ya da içe kapanma, bu artçı hayatların en görünür işaretleri arasında.
Travma, ilişkileri de değiştiriyor. Bazı çiftler depremden sonra birbirine daha sıkı sarılırken, bazılarında duygusal mesafe artıyor. Sabır eşiği düşüyor, güven ihtiyacı yükseliyor ve küçük sorunlar büyüyor. Konuşulamayan her duygu, ilişkide sessiz bir kırılmaya dönüşüyor.
Bugün yeni binalar yükseliyor olabilir. Ama birçok insan için deprem, hâlâ bitmiş değil. Çünkü kaybedilen yalnızca evler değil; güven duygusu, gelecek planları ve hayatın kontrol edilebilir olduğu inancıydı.
Belki de artık şunu kabul etmemiz gerekiyor:
Depremden sonra herkes hayata aynı yerden devam etmiyor.
Bazıları yeniden başlıyor,
bazıları olduğu yerde kalıyor,
bazıları ise hâlâ artçıların içinde yaşıyor.
Ve bu yüzden bugün konuşmamız gereken şey,
yalnızca deprem değil;
artçı hayatlar.
Ekleme
Tarihi: 28 Şubat 2026 -Cumartesi
Artçı Hayatlar
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

