Tolga Turan
Köşe Yazarı
Tolga Turan
 

Herkesi Düşünürken Kendini Kim Düşündü?

Bazen insan bir bakar ki hayatını başkalarının ihtiyaçlarına göre düzenlemiş. Planlarını onların isteklerine göre yapmış, duygularını onların rahatlığına göre bastırmış, hatta zaman zaman kendi mutsuzluğunu bile kimseyi üzmemek için saklamış. Ve bir gün, sessiz bir yerde, aniden aklına şu soru düşer: “Peki ben? Beni kim düşündü?” Fedakârlık güzeldir… ama çoğu kişinin hayatında bu kavram, kendi sınırlarının kaybolduğu bir yere dönüşür. “Ben yaparım”, “Ben hallederim”, “Ben dayanırım” gibi cümleler o kadar sık tekrar edilir ki insan en sonunda kendi ihtiyaçlarını duymamaya başlar. Görülmeden Verilen Emek, İçte Bir İz Bırakır Birçok insan, ilişkilerini ayakta tutmak için kendi duygularını sessizce bir kenara koyar. “Önemli değil” dediği şeyler aslında çok önemlidir; ama söylemekten çekinir. Çünkü kırılgan görünmek istemez, bencil sanılmaktan korkar ya da kimseyi zor durumda bırakmak istemez. Fakat şunu kimse söylemez: Sürekli kendini geri plana atan insan, bir gün kendi gölgesine bile yabancılaşır. Kendi isteklerini susturmak, bir süre sonra kişinin ruhunun sesini kısmaya başlar. Duygular, bir köşede birikir. Yorgunluk derinleşir. Ve insan, kimse fark etmese bile içten içe eksildiğini hisseder. İyi Niyetin İçine Saklanan Yorgunluk Aşırı fedakârlığın en acı yanı şudur: İnsan bunu yaparken gerçekten iyi niyetle yapar. “Ben yapayım, o yorulmasın.” “Ben dayanırım.” “Ben idare ederim.” Ama zaman geçtikçe iyi niyetin içine görünmez bir kırgınlık karışır. Çünkü kişi fark eder ki: — Herkes rahatlamış… — Herkes memnun… — Herkes ihtiyaçlarını anlatmış… Peki ya kendisi? O kendini ne zaman dinledi? Ne zaman “Buna gücüm yok” dedi? Kim ona “Sen nasılsın?” diye sordu? Çoğu zaman kimse. Yükün En Sessiz Olanın Sırtına Kalması Ailelerde, ilişkilerde, dostluklarda… En çok veren kişi genelde en çok susan kişidir. En çok anlayan kişi, en az anlaşılandır. En çok destek olan kişi, çoğunlukla desteği en geç alan kişidir. Bu bir haksızlık değil; çoğu zaman alışılmış bir dengedir. Çünkü veren kişi öyle bir rol edinmiştir ki, kimse onun da yorulabileceğini düşünmez. Oysa insan en güçlü görünürken bile tıkanabilir. En anlayışlı insan bile bir gün “Ben de yoruldum” deme ihtiyacı duyar. Kendine Dönmenin Sessiz Cesareti “Herkesi düşünürken kendini kim düşündü?” sorusu aslında bir isyan değil; bir fark ediştir. Kişinin ilk kez kendini görmeye başlamasıdır. Bu fark edişten sonra atılacak birkaç adım, insanın hayatını yavaşça değiştirir: • Kendi duygunu fark etmek Bir şey seni yoruyorsa, bunu ciddiye almak gerekir. Yorgunluk “geçer” diye ertelenmez. • Küçük sınırlar koymak Herkese koşarak gitmek zorunda değilsin. Bazı kapılar hafif aralık kalsa da kimse kırılmaz. • Yardım istemek Bir yükü paylaşmak zayıflık değil, insan olmanın doğal halidir. • Kendi zamanını kutsamak Kısa bir yürüyüş, sessizlik, bir kahve… Bunlar lüks değil; iyileştirici molalardır. Çünkü Sen de Birinin Düşünmesi Gereken Birisin Hayat, sadece başkalarına yetişmekten ibaret değil. Kişi kendini ihmal ettiğinde, bir süre sonra içindeki ışık sönmeye başlar. Oysa insan başkasını aydınlatabilmek için önce kendi ışığını korumalı. Sevmek güzel; ama sevgi, iki tarafın da ayakta kaldığı yerde güzelleşir. Verdiğin değer kıymetlidir; ama sen de kıymetlisin. Bu yüzden kendine sor: “Herkesi düşündüm… peki kendim için ne yaptım?” Cevap uzun zamandır “hiçbir şey” ise, her şeyin değişmeye başladığı yer tam burasıdır.
Ekleme Tarihi: 30 Kasım 2025 -Pazar

Herkesi Düşünürken Kendini Kim Düşündü?

Bazen insan bir bakar ki hayatını başkalarının ihtiyaçlarına göre düzenlemiş.
Planlarını onların isteklerine göre yapmış, duygularını onların rahatlığına göre bastırmış, hatta zaman zaman kendi mutsuzluğunu bile kimseyi üzmemek için saklamış.
Ve bir gün, sessiz bir yerde, aniden aklına şu soru düşer:
“Peki ben? Beni kim düşündü?”
Fedakârlık güzeldir… ama çoğu kişinin hayatında bu kavram, kendi sınırlarının kaybolduğu bir yere dönüşür. “Ben yaparım”, “Ben hallederim”, “Ben dayanırım” gibi cümleler o kadar sık tekrar edilir ki insan en sonunda kendi ihtiyaçlarını duymamaya başlar.
Görülmeden Verilen Emek, İçte Bir İz Bırakır
Birçok insan, ilişkilerini ayakta tutmak için kendi duygularını sessizce bir kenara koyar. “Önemli değil” dediği şeyler aslında çok önemlidir; ama söylemekten çekinir. Çünkü kırılgan görünmek istemez, bencil sanılmaktan korkar ya da kimseyi zor durumda bırakmak istemez.
Fakat şunu kimse söylemez:
Sürekli kendini geri plana atan insan, bir gün kendi gölgesine bile yabancılaşır.
Kendi isteklerini susturmak, bir süre sonra kişinin ruhunun sesini kısmaya başlar.
Duygular, bir köşede birikir.
Yorgunluk derinleşir.
Ve insan, kimse fark etmese bile içten içe eksildiğini hisseder.
İyi Niyetin İçine Saklanan Yorgunluk
Aşırı fedakârlığın en acı yanı şudur:
İnsan bunu yaparken gerçekten iyi niyetle yapar.
“Ben yapayım, o yorulmasın.”
“Ben dayanırım.”
“Ben idare ederim.”
Ama zaman geçtikçe iyi niyetin içine görünmez bir kırgınlık karışır. Çünkü kişi fark eder ki:
— Herkes rahatlamış…
— Herkes memnun…
— Herkes ihtiyaçlarını anlatmış…
Peki ya kendisi?
O kendini ne zaman dinledi?
Ne zaman “Buna gücüm yok” dedi?
Kim ona “Sen nasılsın?” diye sordu?
Çoğu zaman kimse.
Yükün En Sessiz Olanın Sırtına Kalması
Ailelerde, ilişkilerde, dostluklarda…
En çok veren kişi genelde en çok susan kişidir.
En çok anlayan kişi, en az anlaşılandır.
En çok destek olan kişi, çoğunlukla desteği en geç alan kişidir.
Bu bir haksızlık değil; çoğu zaman alışılmış bir dengedir.
Çünkü veren kişi öyle bir rol edinmiştir ki, kimse onun da yorulabileceğini düşünmez.
Oysa insan en güçlü görünürken bile tıkanabilir.
En anlayışlı insan bile bir gün “Ben de yoruldum” deme ihtiyacı duyar.
Kendine Dönmenin Sessiz Cesareti
“Herkesi düşünürken kendini kim düşündü?” sorusu aslında bir isyan değil; bir fark ediştir.
Kişinin ilk kez kendini görmeye başlamasıdır.
Bu fark edişten sonra atılacak birkaç adım, insanın hayatını yavaşça değiştirir:
• Kendi duygunu fark etmek
Bir şey seni yoruyorsa, bunu ciddiye almak gerekir.
Yorgunluk “geçer” diye ertelenmez.
• Küçük sınırlar koymak
Herkese koşarak gitmek zorunda değilsin.
Bazı kapılar hafif aralık kalsa da kimse kırılmaz.
• Yardım istemek
Bir yükü paylaşmak zayıflık değil, insan olmanın doğal halidir.
• Kendi zamanını kutsamak
Kısa bir yürüyüş, sessizlik, bir kahve…
Bunlar lüks değil; iyileştirici molalardır.
Çünkü Sen de Birinin Düşünmesi Gereken Birisin
Hayat, sadece başkalarına yetişmekten ibaret değil.
Kişi kendini ihmal ettiğinde, bir süre sonra içindeki ışık sönmeye başlar.
Oysa insan başkasını aydınlatabilmek için önce kendi ışığını korumalı.
Sevmek güzel; ama sevgi, iki tarafın da ayakta kaldığı yerde güzelleşir.
Verdiğin değer kıymetlidir; ama sen de kıymetlisin.
Bu yüzden kendine sor:
“Herkesi düşündüm… peki kendim için ne yaptım?”
Cevap uzun zamandır “hiçbir şey” ise, her şeyin değişmeye başladığı yer tam burasıdır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve habergundemim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.