Tolga Turan
Köşe Yazarı
Tolga Turan
 

Bir Söz Söylersin, Bir Hayat Dağılır

İftira çoğu zaman bağırarak gelmez. Alçak sesle söylenir, yarım cümlelerle dolaşır, “ben kesin demiyorum ama…” diye başlar. Sonra bir bakarsınız, bir insan kendini mahkeme salonunda değil ama herkesin vicdanında yargılanırken bulur. Son yıllarda evde, okulda, işte, sosyal çevrede en hızlı yayılan şey bilgi değil; suçlamadır. Ve çoğu kişi hâlâ şu cümlenin arkasına saklanabileceğini sanıyor: “Ben sadece söyledim.” Oysa ne hukuk ne de din bu savunmayı kabul eder. Birine işlemediği bir fiili isnat etmek, hele ki bu isnat kişinin onurunu, itibarını, özel hayatını hedef alıyorsa, adı nettir: iftira. Bunun “ima”sı da vardır, “yakıştırma”sı da. Hukuk açısından sonuç değişmez. Çünkü ortada bir zarar vardır ve bu zarar çoğu zaman geri döndürülemez. İftira atılan kişi bir noktada dönüp “ispatla” dediğinde tablo değişir. Artık söz söyleyen değil, kanıt göstermek zorunda olan konuşur. “Duydum”, “öyle hissettim”, “herkes konuşuyordu” gibi cümlelerin hukukta karşılığı yoktur. İspat edilemeyen her suçlama, sahibine döner. Bu noktada iş sadece ceza davasıyla da sınırlı kalmaz. Hakaret ve iftira nedeniyle dava açılabilir, maddi ve manevi tazminat talep edilebilir. Özellikle kişilik haklarını ve özel hayatı hedef alan isnatlarda, sonuçlar daha ağırdır. “İyi niyetliydim” demek, delilsiz konuşmayı meşrulaştırmaz. Bir başka yaygın yanılgı da şudur: “Ben uydurmadım, sadece yaydım.” Hukuk burada da nettir. Bir iftirayı üretmekle onu dolaşıma sokmak arasında ahlaki ve hukuki sorumluluk açısından ciddi bir fark yoktur. Sosyal çevrede, iş yerinde, okulda “ben sadece aktardım” cümlesi kimseyi korumaz. Çünkü zarar, kaynağından çok yayılma anında büyür. Bu işin bir de ilahi boyutu vardır ki çoğu zaman en çok görmezden gelinen kısım burasıdır. Kur’an’da iftira, özellikle de kişilik ve namus üzerinden yapılan iftira, en ağır dille uyarılan günahlardandır. Bu bir mecaz değildir, bir benzetme hiç değildir. İftira kul hakkıdır ve kul hakkı, sadece “pişman oldum” demekle kapanmaz. İslam ahlakına göre iftira atan kişi, hakkına girdiği insanla helalleşmeden bu yükten kurtulamaz. Ve dini metinlerin en sarsıcı hatırlatmalarından biri şudur: Hesap gününde, iftira atanın sevapları, iftiraya uğrayan kişiye verilir. Yani mesele sadece dünyada “başım derde girer mi?” meselesi değildir; bu, açık bir hesap meselesidir. Bütün bunlara rağmen iftira neden bu kadar rahat atılıyor? Çünkü çoğu zaman iftiradan birileri nemalanır. Kimi kendi hatasını örtmek için suçlar, kimi rekabeti bu yolla saf dışı bırakır, kimi de kalabalığın yanında durarak sorumluluktan kaçtığını sanır. Ama şunu unutmamak gerekir: Masumiyetin kendini savunmak zorunda kaldığı her yerde, toplum biraz daha çürür. Bir sözle bir insanın itibarı zedelenebilir. Bir meslek hayatı bitebilir. Bir çocuk damgalanabilir. Bir aile parçalanabilir. Ve sonra dönüp “abartıldı” denir. Hayır. İftira abartı değildir. Bir fiildir. Hukuki sonucu vardır. İlahi hesabı vardır. Bu yazı iftiraya uğrayanlar için değil sadece. Bilerek, isteyerek, rahatça suçlayanlar için yazıldı. Çünkü herkes şunu bilmek zorunda: Söylediğin söz sana aittir. Yaydığın iddia senin sorumluluğundur. İspatlayamadığın suçlama, senin yükündür. Ve evet, bu yazı rahatsız ediyorsa, belki de tam olarak okuması gereken kişi okumuştur.
Ekleme Tarihi: 30 Aralık 2025 -Salı

Bir Söz Söylersin, Bir Hayat Dağılır

İftira çoğu zaman bağırarak gelmez.
Alçak sesle söylenir, yarım cümlelerle dolaşır, “ben kesin demiyorum ama…” diye başlar.
Sonra bir bakarsınız, bir insan kendini mahkeme salonunda değil ama herkesin vicdanında yargılanırken bulur.
Son yıllarda evde, okulda, işte, sosyal çevrede en hızlı yayılan şey bilgi değil; suçlamadır.
Ve çoğu kişi hâlâ şu cümlenin arkasına saklanabileceğini sanıyor:
“Ben sadece söyledim.”
Oysa ne hukuk ne de din bu savunmayı kabul eder.
Birine işlemediği bir fiili isnat etmek, hele ki bu isnat kişinin onurunu, itibarını, özel hayatını hedef alıyorsa, adı nettir: iftira.
Bunun “ima”sı da vardır, “yakıştırma”sı da. Hukuk açısından sonuç değişmez. Çünkü ortada bir zarar vardır ve bu zarar çoğu zaman geri döndürülemez.
İftira atılan kişi bir noktada dönüp “ispatla” dediğinde tablo değişir.
Artık söz söyleyen değil, kanıt göstermek zorunda olan konuşur.
“Duydum”, “öyle hissettim”, “herkes konuşuyordu” gibi cümlelerin hukukta karşılığı yoktur.
İspat edilemeyen her suçlama, sahibine döner.
Bu noktada iş sadece ceza davasıyla da sınırlı kalmaz.
Hakaret ve iftira nedeniyle dava açılabilir, maddi ve manevi tazminat talep edilebilir.
Özellikle kişilik haklarını ve özel hayatı hedef alan isnatlarda, sonuçlar daha ağırdır.
“İyi niyetliydim” demek, delilsiz konuşmayı meşrulaştırmaz.
Bir başka yaygın yanılgı da şudur:
“Ben uydurmadım, sadece yaydım.”
Hukuk burada da nettir.
Bir iftirayı üretmekle onu dolaşıma sokmak arasında ahlaki ve hukuki sorumluluk açısından ciddi bir fark yoktur.
Sosyal çevrede, iş yerinde, okulda “ben sadece aktardım” cümlesi kimseyi korumaz.
Çünkü zarar, kaynağından çok yayılma anında büyür.
Bu işin bir de ilahi boyutu vardır ki çoğu zaman en çok görmezden gelinen kısım burasıdır.
Kur’an’da iftira, özellikle de kişilik ve namus üzerinden yapılan iftira, en ağır dille uyarılan günahlardandır.
Bu bir mecaz değildir, bir benzetme hiç değildir.
İftira kul hakkıdır ve kul hakkı, sadece “pişman oldum” demekle kapanmaz.
İslam ahlakına göre iftira atan kişi, hakkına girdiği insanla helalleşmeden bu yükten kurtulamaz.
Ve dini metinlerin en sarsıcı hatırlatmalarından biri şudur:
Hesap gününde, iftira atanın sevapları, iftiraya uğrayan kişiye verilir.
Yani mesele sadece dünyada “başım derde girer mi?” meselesi değildir;
bu, açık bir hesap meselesidir.
Bütün bunlara rağmen iftira neden bu kadar rahat atılıyor?
Çünkü çoğu zaman iftiradan birileri nemalanır.
Kimi kendi hatasını örtmek için suçlar,
kimi rekabeti bu yolla saf dışı bırakır,
kimi de kalabalığın yanında durarak sorumluluktan kaçtığını sanır.
Ama şunu unutmamak gerekir:
Masumiyetin kendini savunmak zorunda kaldığı her yerde,
toplum biraz daha çürür.
Bir sözle bir insanın itibarı zedelenebilir.
Bir meslek hayatı bitebilir.
Bir çocuk damgalanabilir.
Bir aile parçalanabilir.
Ve sonra dönüp “abartıldı” denir.
Hayır.
İftira abartı değildir.
Bir fiildir.
Hukuki sonucu vardır.
İlahi hesabı vardır.
Bu yazı iftiraya uğrayanlar için değil sadece.
Bilerek, isteyerek, rahatça suçlayanlar için yazıldı.
Çünkü herkes şunu bilmek zorunda:
Söylediğin söz sana aittir.
Yaydığın iddia senin sorumluluğundur.
İspatlayamadığın suçlama, senin yükündür.
Ve evet,
bu yazı rahatsız ediyorsa,
belki de tam olarak okuması gereken kişi okumuştur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve habergundemim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.