Yine bir bayram sabahına uyandık. Sokaklarda tatlı bir telaş, mutfaklardan yükselen o tanıdık kokular, çocukların gözlerindeki o saf neşe…
Ama itiraf edelim; bu yıl içimizdeki bayram coşkusu, memleketin gerçeği kadar ağır, siyasetin dili kadar gölgeli.
Kurban Bayramı, özü itibarıyla bir teslimiyet ve paylaşma hikayesidir.
Hz. İbrahim’in sadakati, Hz. İsmail’in rızasıdır.
Bize fısıldadığı en büyük hakikat ise şudur: Elindeki en kıymetli olanı, senden daha azına sahip olanla bölüşebiliyor musun?
İşte tam bu noktada, kalbimizdeki o duygusal iklim ile memleketin siyasi ve ekonomik iklimi amansızca çarpışıyor.
Bugün meydanlarda, televizyon ekranlarında siyasetin dili yine alabildiğine keskin.
Bayram mesajlarında bile birbirine parmak sallayan, "biz ve onlar" duvarını örmeye devam eden bir elitizmle karşı karşıyayız.
Oysa Bayramlar, o duvarları yıkmak için vardır.
Bir yanda sofrasına aylardır et girmemiş, bayramı sadece çocuklarına yeni bir kıyafet alabilme kaygısıyla karşılayan milyonlar...
Diğer yanda ise ülkenin kaynaklarını, adaletini ve huzurunu adeta kendi aralarında "bölüşen", ama halka sadece sabır ve şükür reçeteleri yazan bir siyasi irade.
Bu bayramda sormak gerekiyor: Kurban edilen sadece hayvanlar mı, yoksa bu toplumun adalete olan inancı, geleceğe dair umutları ve bir arada yaşama iradesi mi?
Siyaset, paylaşmayı bir lütuf, bir sadakat testi haline getirdiğinden beri, bayramlarımızın o eski, saf neşesi de maalesef borsa grafiklerine, enflasyon sepetlerine kurban gidiyor.
Biz Ne Zaman Eksildik?
İşin siyasi ve ekonomik boyutu bir yana, bu bayram bizi içsel bir muhasebeye de zorluyor. Çocukluğumuzun bayramlarını özlemle anarken, aslında sadece geçen yılları değil, kaybettiğimiz insanlığı da özlüyoruz.
"Komşusu açken tok yatan bizden değildir" düsturunu, siyasi mitinglerde bir slogan olarak tüketirken; mahallemizdeki, apartmanımızdaki sessiz çığlıkları ne ara duymaz olduk?
Bayramlar, kırılan kalplerin onarılması, küskünlerin barışması içindir deriz hep.
Peki, toplumsal olarak bu kadar karpuz gibi ikiye bölünmüşken, birbirimizin yüzüne bakacak mecalimiz kalmamışken, bu kurban bizi birbirimize yakınlaştıracak mı?
Yoksa her kesim kendi mahallesinde, kendi steril bayramını mı kutlayacak?
Sözün Özü
Kurban Bayramı, sadece bir ibadet veya tatil fırsatı değildir. O, bencil duygulardan, hırslardan, koltuk sevdasından ve kibrinden arınabilme cüretidir.
Bu bayramda en büyük dileğimiz; siyasetin o gergin ve ayrıştırıcı dilinin, bayramın birleştirici ruhuna teslim olmasıdır.
Sadece etin değil, adaletin, sevginin ve ekmeğin hakça bölüşüldüğü; hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği, hiçbir anne babanın evladına karşı boynunu bükmediği bir Türkiye hayali, bizim en büyük kurban adaklarımızdan biridir.
Tüm memleketin, kırgınlıkları unuttuğu, kucaklaşmayı yeniden hatırladığı, yüreklere huzur veren bir bayram geçirmesi dileğiyle...
Kurban Bayramınız mübarek olsun.
