7-8 Temmuz 2026...
Ankara, bir kez daha dünya siyasetinin merkezlerinden biri hâline geldi. NATO üyesi ülkelerin liderleri, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde bir araya gelerek küresel güvenliği, bölgesel krizleri ve ittifakın geleceğini masaya yatırıyor.
Bu, Türkiye açısından sadece diplomatik bir ev sahipliği değildir.
Aynı zamanda ülkemizin jeopolitik öneminin, stratejik konumunun ve uluslararası ağırlığının yeniden tescil edildiği önemli bir buluşmadır.
Karadeniz'den Orta Doğu'ya, Kafkasya'dan Doğu Akdeniz'e uzanan geniş coğrafyada yaşanan gelişmeler, Türkiye'yi NATO'nun en kritik ülkelerinden biri hâline getiriyor.
Ancak uluslararası ilişkilerde kalıcı dostluklardan çok, kalıcı çıkarlar vardır.
Bu nedenle zirvede verilen mesajlardan çok, bundan sonra atılacak adımlar önem taşıyor.
Türkiye'nin beklentileri de açıktır.
Savunma sanayiindeki kısıtlamaların kaldırılması...
Terörle mücadelede müttefiklerin açık ve samimi desteği...
Teknoloji paylaşımının artırılması...
Bölgesel sorunlarda Türkiye'nin güvenlik kaygılarının daha güçlü biçimde dikkate alınması...
Eğer bu beklentiler somut kazanımlara dönüşürse, Ankara Zirvesi diplomatik takvimde sıradan bir toplantı olmaktan çıkacak, Türkiye adına önemli bir başarı olarak anılacaktır.
Elbette madalyonun diğer yüzünü de görmek gerekir.
Dünyada artan jeopolitik gerilimler, NATO ile Rusya arasındaki rekabet ve yükselen güvenlik riskleri, Türkiye'nin yıllardır sürdürmeye çalıştığı hassas denge politikasını daha da zorlaştırabilir.
Öte yandan savunma harcamalarının artması, ekonomik zorluklarla mücadele eden ülkeler için yeni yükleri de beraberinde getirebilir.
Bu nedenle başarı; sadece zirveye ev sahipliği yapmak değil, bu süreci ülkenin güvenliğine, ekonomisine ve uluslararası saygınlığına kalıcı katkılar sağlayacak şekilde yönetebilmektir.
Bugün Ankara'da verilen pozlar, yapılan tokalaşmalar ve yayımlanacak bildiriler elbette tarihin bir parçası olacak.
Ancak yıllar sonra kimse o fotoğrafları hatırlamayacak.
Hatırlanacak olan; bu zirvenin Türkiye'ye daha fazla güvenlik, daha güçlü bir ekonomi, daha etkin bir diplomasi ve daha saygın bir uluslararası konum kazandırıp kazandırmadığı olacaktır.
Çünkü diplomasi alkışla değil, sonuçla ölçülür.
Ve tarih, zirvelere ev sahipliği yapanları değil; o zirveleri milletinin geleceğine dönüştürebilen devletleri yazar

