Koridorlar sessiz. Masalar düzenli. Herkes işine bakıyor gibi… Ama bir çalışanın içi paramparça. Her gün biraz daha ağırlaşan bir yük omuzlarına çöküyor ve kimse fark etmiyor. İşte mobbing tam da böyle büyüyor: sessiz, görünmez, çoğu zaman fark edilmediği için daha acımasız. Peki, bu sessiz çığlıkları kim duyacak?

Mobbing, bağıran bir yöneticiyle sınırlı değil. Bazen bir bakış, bazen toplantıda görmezden gelinme, bazen de “sen anlamazsın” diye başlayan küçümseyici cümleler… İnsan ruhunu kemiren bu süreç, çoğu zaman “abartıyorsun” denilerek geçiştiriliyor. Oysa her gün böyle bir baskıya maruz kalan kişi, kendi zihninde yavaşça çöküyor.
Görselde çökmüş bir kişi var ya… O, aslında milyonlarca çalışanı temsil ediyor. Üzerine yığılan dosyalar, kırılmış teknoloji parçaları, insan yığınları… Hepsi metafor: bitmeyen görevler, haksız eleştiriler, yok sayılan emek, çarpık otoritenin ağırlığı. Ve en acısı: kalabalık içinde derin bir yalnızlık. Mobbing, insanın omurgasını değil, ruhunu kırıyor.
Seyirci kalanlar da bu hikâyenin suç ortağı. “Bana dokunmuyor” deyip sırt dönenler, zorbalığın en sessiz ortaklarıdır. Bir kurumda mobbing varsa, bütün iklim zehirlenmiştir. Çalışanların yüzü gülmüyorsa, üretkenlik değil, tükenmişlik büyüyordur.
Bir çalışan her gün işe korkuyla gidiyorsa; bir yönetici makamını baskı aracına dönüştürüyorsa; bir ekip farklı olanı dışlama refleksi gösteriyorsa, başarıdan, verimlilikten bahsetmek imkânsızdır. Psikolojik güvenlik, her kurumun temel sorumluluğudur.
Çözüm basit ama kararlılık ister:
-
Mobbing eğitimi zorunlu olmalı,
-
Denetimler güçlendirilmeli,
-
Mağdurlar korunmalı,
-
Gören susmayacak, susan artık görmezden gelmeyecek.
Bu ülkenin sessiz çığlıklarını duymanın zamanı geldi. Mobbing bir kader değil; değiştirilebilir bir gerçekliktir. Çalışma hayatı insanı tüketmek için değil, üretmek için var olmalı. Gelin, işyerlerini cehenneme çeviren görünmez zorbalığa karşı birlikte duralım. Çünkü her sessiz çığlık, bir gün hepimizin kapısını çalabilir.

