Eylem KOÇ
Köşe Yazarı
Eylem KOÇ
 

Çürüyen Mühalefet

Türkiye siyaseti bazen sadece seçimleri değil, insanların hafızasını da inanılmaz bir hızla değiştiriyor. Dün omuzlarda taşınan isimler bugün en ağır sözlerin hedefi olabiliyor. Alkışlarla yükseltilen liderler, aynı kalabalıkların öfkesiyle yalnızlaştırılabiliyor. Kemal Kılıçdaroğlu etrafında yaşanan son süreç ise bunun belki de en çarpıcı örneklerinden biri olarak tarihe geçiyor. Bir önceki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini hatırlayın… Türkiye’nin ana muhalefeti aylar boyunca Kemal Kılıçdaroğlu’nu “ülkeyi kurtaracak lider” olarak anlattı. Kürsülerde onun için gözyaşı döküldü. Milletvekilleri ayakta alkışladı. Televizyon ekranlarında yorumcular, sosyal medyada binlerce insan onu Cumhurbaşkanı yapmak için canla başla mücadele verdi. İnsanlara, “Bu ülkenin çıkış yolu Kemal Kılıçdaroğlu’dur” denildi. Bugün ise aynı isim için bambaşka bir atmosfer kuruluyor. Bir dönem onu savunmak için siyasal mücadele veren bazı isimler şimdi en sert eleştirileri yöneltiyor. Sosyal medyada hakaretler havada uçuşuyor. Dün “dürüst adam”, “temiz siyasetçi”, “demokrasi kahramanı” denilen kişi bugün ağır sloganlarla hedef alınıyor. İşte tam burada insan ister istemez şu soruyu soruyor: Dün mü samimiydiniz, bugün mü? Çünkü demokratik siyasette fikir değişebilir. Liderler eleştirilebilir. Başarısız bulunan süreçler sorgulanabilir. Bunlar siyasetin doğasında vardır. Ancak bir dönem ülkenin kaderini teslim etmeyi düşündüğünüz bir insanı bugün neredeyse siyasi linç kültürünün merkezine koyuyorsanız, burada yalnızca siyasi bir değişim değil, çok daha derin bir tutarsızlık vardır. Aslında mesele sadece Kemal Kılıçdaroğlu da değil. Asıl mesele, CHP’nin yıllar içinde geçirdiği dönüşüm. Kılıçdaroğlu dönemindeki CHP’ye bakıldığında en azından kamuoyuna verilen bir “ahlaki siyaset” iddiası vardı. “Helalleşme”, “dürüstlük”, “temiz siyaset”, “kutuplaşmayı azaltma” gibi kavramlar öne çıkarılıyordu. Kılıçdaroğlu’nun dili sert değildi. Devlet ciddiyeti vermeye çalışan bir çizgi oluşturuluyordu. Sürekli “ahlaki üstünlük” vurgusu yapılıyordu. Bugünkü CHP’ye bakıldığında ise parti içindeki atmosferin çok farklı bir yere savrulduğu görülüyor. “Değişim” sloganıyla başlayan süreç, zamanla parti içinde sert hesaplaşmalara dönüştü. Kamuoyuna yansıyan bazı olaylar ise toplumun önemli bir kesiminde ciddi soru işaretleri oluşturdu. Torunu yaşındaki insanlara gece yarısı atıldığı iddia edilen mesajlar, otel odalarında ortaya çıkan görüntüler, ardından gelen savunmalar ve tüm bunların normalleştirilmeye çalışılması… İnsanlar doğal olarak şu soruyu soruyor: CHP gerçekten kuruluş ayarlarına mı dönüyor, yoksa kendi kimliğinden daha da mı uzaklaşıyor? Kemal Kılıçdaroğlu’nun zaman zaman yaptığı “CHP’nin kuruluş felsefesi ve ahlaki yapısı” vurgusu bugün yeniden tartışılıyor. Ancak toplumun önemli bir kısmı artık o söylemlerin pratikte karşılığını görmek istiyor. Çünkü ahlaki üstünlük söylemi, yalnızca rakibi eleştirerek kurulmaz. Önce kendi içindeki çürümeyle yüzleşmeyi gerektirir. Bir başka dikkat çekici konu ise CHP çevresinde uzun süredir oluşan “çifte standart” algısı. Mahkeme istedikleri yönde karar verdiğinde “hukuk işledi” deniliyor. Karar istedikleri gibi çıkmadığında ise aynı hakimler bir anda “iktidarın hakimleri”, aynı savcılar “hükümetin savcıları” ilan ediliyor. Bu yaklaşım artık toplumun geniş kesimlerinde ciddi bir inandırıcılık sorunu oluşturmaya başladı. Çünkü hukuk sadece işine gelen karar verdiğinde bağımsız kabul edilirse, orada ilkesel bir duruş değil; sonuç odaklı bir siyaset vardır. Belki de CHP’nin bugün yaşadığı en büyük kriz seçim kaybetmek değil, güven kaybetmektir. Çünkü insanlar artık şunu sorguluyor: Bir dönem “ülkeyi kurtaracak lider” diye sunulan bir insan, nasıl oluyor da birkaç yıl içinde en ağır sloganların hedefi haline geliyor? Daha düne kadar kürsülerde gözyaşı dökenler bugün sessiz. Dün onu ayakta alkışlayanlar bugün başka hesapların peşinde. Dün “demokrasi kahramanı” ilan edilen bir isim bugün adeta siyasi bir yük gibi gösteriliyor. Bu tablo aslında yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu’nun hikâyesi değil. Bu tablo, Türkiye siyasetinin insanları nasıl hızla tükettiğinin hikâyesi. Ve belki de bugün CHP’nin önündeki en büyük soru şu: Bir sonraki Cumhurbaşkanı adayı, seçim kaybedildiği gün kendisine edilecek hakaretlere şimdiden hazır mı olmalı? Çünkü Türkiye’de siyaset artık sadece yükseltmiyor. Aynı hızla harcıyor da. Kemal Kılıçdaroğlu örneği ise bunun en sert, en dramatik ve en öğretici siyasi örneklerinden biri olarak hafızalarda kalacak gibi görünüyor.
Ekleme Tarihi: 24 Mayıs 2026 -Pazar

Çürüyen Mühalefet

Türkiye siyaseti bazen sadece seçimleri değil, insanların hafızasını da inanılmaz bir hızla değiştiriyor. Dün omuzlarda taşınan isimler bugün en ağır sözlerin hedefi olabiliyor. Alkışlarla yükseltilen liderler, aynı kalabalıkların öfkesiyle yalnızlaştırılabiliyor. Kemal Kılıçdaroğlu etrafında yaşanan son süreç ise bunun belki de en çarpıcı örneklerinden biri olarak tarihe geçiyor.
Bir önceki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini hatırlayın…
Türkiye’nin ana muhalefeti aylar boyunca Kemal Kılıçdaroğlu’nu “ülkeyi kurtaracak lider” olarak anlattı. Kürsülerde onun için gözyaşı döküldü. Milletvekilleri ayakta alkışladı. Televizyon ekranlarında yorumcular, sosyal medyada binlerce insan onu Cumhurbaşkanı yapmak için canla başla mücadele verdi. İnsanlara, “Bu ülkenin çıkış yolu Kemal Kılıçdaroğlu’dur” denildi.
Bugün ise aynı isim için bambaşka bir atmosfer kuruluyor.
Bir dönem onu savunmak için siyasal mücadele veren bazı isimler şimdi en sert eleştirileri yöneltiyor. Sosyal medyada hakaretler havada uçuşuyor. Dün “dürüst adam”, “temiz siyasetçi”, “demokrasi kahramanı” denilen kişi bugün ağır sloganlarla hedef alınıyor.
İşte tam burada insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Dün mü samimiydiniz, bugün mü?
Çünkü demokratik siyasette fikir değişebilir. Liderler eleştirilebilir. Başarısız bulunan süreçler sorgulanabilir. Bunlar siyasetin doğasında vardır. Ancak bir dönem ülkenin kaderini teslim etmeyi düşündüğünüz bir insanı bugün neredeyse siyasi linç kültürünün merkezine koyuyorsanız, burada yalnızca siyasi bir değişim değil, çok daha derin bir tutarsızlık vardır.
Aslında mesele sadece Kemal Kılıçdaroğlu da değil.
Asıl mesele, CHP’nin yıllar içinde geçirdiği dönüşüm.
Kılıçdaroğlu dönemindeki CHP’ye bakıldığında en azından kamuoyuna verilen bir “ahlaki siyaset” iddiası vardı. “Helalleşme”, “dürüstlük”, “temiz siyaset”, “kutuplaşmayı azaltma” gibi kavramlar öne çıkarılıyordu. Kılıçdaroğlu’nun dili sert değildi. Devlet ciddiyeti vermeye çalışan bir çizgi oluşturuluyordu. Sürekli “ahlaki üstünlük” vurgusu yapılıyordu.
Bugünkü CHP’ye bakıldığında ise parti içindeki atmosferin çok farklı bir yere savrulduğu görülüyor.
“Değişim” sloganıyla başlayan süreç, zamanla parti içinde sert hesaplaşmalara dönüştü. Kamuoyuna yansıyan bazı olaylar ise toplumun önemli bir kesiminde ciddi soru işaretleri oluşturdu. Torunu yaşındaki insanlara gece yarısı atıldığı iddia edilen mesajlar, otel odalarında ortaya çıkan görüntüler, ardından gelen savunmalar ve tüm bunların normalleştirilmeye çalışılması…
İnsanlar doğal olarak şu soruyu soruyor:
CHP gerçekten kuruluş ayarlarına mı dönüyor, yoksa kendi kimliğinden daha da mı uzaklaşıyor?
Kemal Kılıçdaroğlu’nun zaman zaman yaptığı “CHP’nin kuruluş felsefesi ve ahlaki yapısı” vurgusu bugün yeniden tartışılıyor. Ancak toplumun önemli bir kısmı artık o söylemlerin pratikte karşılığını görmek istiyor.
Çünkü ahlaki üstünlük söylemi, yalnızca rakibi eleştirerek kurulmaz.
Önce kendi içindeki çürümeyle yüzleşmeyi gerektirir.
Bir başka dikkat çekici konu ise CHP çevresinde uzun süredir oluşan “çifte standart” algısı.
Mahkeme istedikleri yönde karar verdiğinde “hukuk işledi” deniliyor.
Karar istedikleri gibi çıkmadığında ise aynı hakimler bir anda “iktidarın hakimleri”, aynı savcılar “hükümetin savcıları” ilan ediliyor.
Bu yaklaşım artık toplumun geniş kesimlerinde ciddi bir inandırıcılık sorunu oluşturmaya başladı.
Çünkü hukuk sadece işine gelen karar verdiğinde bağımsız kabul edilirse, orada ilkesel bir duruş değil; sonuç odaklı bir siyaset vardır.
Belki de CHP’nin bugün yaşadığı en büyük kriz seçim kaybetmek değil, güven kaybetmektir.
Çünkü insanlar artık şunu sorguluyor:
Bir dönem “ülkeyi kurtaracak lider” diye sunulan bir insan, nasıl oluyor da birkaç yıl içinde en ağır sloganların hedefi haline geliyor?
Daha düne kadar kürsülerde gözyaşı dökenler bugün sessiz. Dün onu ayakta alkışlayanlar bugün başka hesapların peşinde. Dün “demokrasi kahramanı” ilan edilen bir isim bugün adeta siyasi bir yük gibi gösteriliyor.
Bu tablo aslında yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu’nun hikâyesi değil.
Bu tablo, Türkiye siyasetinin insanları nasıl hızla tükettiğinin hikâyesi.
Ve belki de bugün CHP’nin önündeki en büyük soru şu:
Bir sonraki Cumhurbaşkanı adayı, seçim kaybedildiği gün kendisine edilecek hakaretlere şimdiden hazır mı olmalı?
Çünkü Türkiye’de siyaset artık sadece yükseltmiyor.
Aynı hızla harcıyor da.
Kemal Kılıçdaroğlu örneği ise bunun en sert, en dramatik ve en öğretici siyasi örneklerinden biri olarak hafızalarda kalacak gibi görünüyor.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve habergundemim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
yeni iktidar, ulke artik
(24.05.2026 16:37 - #707)
yeni baskent dersimdir, rizedir, ameddir, ankara dusmustur, yeni suriye eski tr
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve habergundemim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
Yeni Slow Radyo