Nihat Güç
Köşe Yazarı
Nihat Güç
 

Kimi Eleştiriyoruz?

Kur’an, kim ne derse desin, bizim ilahi kitabımızdır. Yüzünden okumamız gerektiği gibi anlamamız ve hayatımızda uygulamamız da gerekir. Anlattıklarına nazarı ibretle bakmamız, yolumuzu bulmamız açısından son derece elzemdir. İbn Abbas’ın “Devemin yularını dahi kaybetsem Kur'an'da bulurum.” sözüne bu açıdan bakmakta fayda mülahaza ediyorum. Bize lazım olan şeyleri ya bizzat açıklamıştır ya da Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i çözüm noktası olarak göstermiştir. Yüce Kitabımız kimleri eleştireceğimiz konusunu da es geçmiş değildir. Her konuya bir çeki düzen veren, kural ve kaide koyan, hükmünü bildiren Yüce Allah; hedef tahtasına koyacağımız, amansızca eleştireceğimiz, hatta düşman belleyeceğimiz, nefreti mucip kişileri belirtmemiş olması düşünülemez. Kur'an-ı Kerimi baştan sona kadar tahlil ettiğimizde: Yahudi, Hristiyan, Müşrik, Kâfir ve Münafıklardan çokça bahsettiğine ve amansızca eleştirerek yanlışları ortaya koyduğuna şahit oluruz. Söz konusu bu gayr-i müslim tipleri eleştirmeye ve düşman bellemek için tanıtmaya Yüce Allah, takriben Kur'an-ı Kerimin yarısı kadar bir yer ayırmıştır. Kur’an ahlakı dediğimiz şey işte burada başlar. Bu ahlakı edinebilmemiz için de şu ayeti kulaklarımıza küpe yapmamız gerekir. “Biz, Allah’ın boyasıyla boyanmışızdır. Boyası Allah’ınkinden daha güzel olan kimdir? Biz ona ibadet edenleriz” (deyin).” (Bakara/138) Kur’an’ın övdüğünü övmek, yerdiğini yermek, üstün tuttuğunu üstün görmek gerek. Doğrularını doğru, yanlışlarını da yanlış kabul etmek inancımızın bir gereğidir, hatta olmazsa olmazıdır. Şayet Kur’an’ın övdüğünü yerer, yerdiğini de översek büyük bir felakete dalmış, içinden çıkılmaz bir delalete de saplanmış oluruz ki Yüce Allah hepimizi böylesi bir derekeye düşmekten muhafaza buyursun(!) Kur’an’ı Azimüşşan; Müslümanları överken söz konusu bu diğer gurupları da yermekte hatta kötülemektedir. Bu konuyla alakalı olarak; “Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir necestir/pisliktir.” (Tövbe/28) ayetini dillendirmekte mahzur görülmemelidir. Bize düşen de bundan başkası değildir. Allah tarafından, Yüce Kitabımızda söz konusu bu kişilerin hedef tahtasına konulmuş olması yol ve yordam göstermek açısından son derece önemlidir ve gereklidir. Yapacağımız iş ve işlemler, yereceğimiz kişileri belirlemek için yol çizmektedir bize. Eleştirilerimizi yönetebilme açısından bu durum son derece önemli ve manidardır, hatta gereklidir. Ancak durumu bozan şey; “Benim münafığım iyidir senin münafığın kötüdür; benim kafirim ılımlıdır, senin kafirin şedittir; benim müşriğim nezihtir, senin müşriğin necistir, bizim Yahudi ve Hristiyan seninkilere hiç benzemiyor.” gibi söylemler işi çığırından çıkarmakta ve at izinin it izine karışmasına sebebiyet vermektedir. Halbuki Allah’ın çizdiği çizgilerde hiçbir kusur yoktur. Bizim gün boyu eleştirdiğimiz, tüm ucu sivri oklarımızı yönelttiğimiz kişiler kim veya kimler? Akşama kadar hesabını tutmadan sivri uçlu oklarımızın istikameti nereye ve kimlere doğru yol almakta? Bir ömür boyu fırlattığımız eleştiri oklarımızdan biri tanesi dahi Yahudi, Hristiyan, Müşrik veya Kafirlere isabet etmiş midir? Eğer bizim hesap defterimizde gayr-i müslimlere doğru ilerleyen bir tane eleştiri okuna rastlamıyorsak, Kur’an ahlakından mahrum kaldığımızı ifade etmekte herhangi bir mahzur görmüyorum. Neden Hep Müslümanlar eleştiri tahtasında? Sanırım Kur’an’sız ve hadissiz şekillendirilen bir Müslümanlığı ileri sürebilmek için buna tevessül ediliyor. Son dönemlerde kendini akil sanan adam görünümlü kimi insancık'ın tüm mesaisini Müslümanlara sivri uçlu okları fırlatmaya ayırdıklarını, onları kötülemeye ve eleştirmeye hasrettiklerini görmekteyiz. Varsa yoksa Müslümanlar... Yazdığı cümlelerin içinden cımbızla çekmek için teleskopla arasanız dahi kafir, münafık, Yahudi veya Hristiyan kavramlarına rastlamanız mümkün değildir. Bu insan tiplerine yabancı bir sözlükleri var. “Müslümanlar şöyle yaptı, Müslümanlar böyle kötü” edebiyatından başka bir şey bilmeyen, farklı bir notayı seslendirmekten aciz bir ucubeye dönüştüklerine her gün şahitlik ediyoruz. Sarf ettiği her beş cümleden bir tanesini Müslümanlara yöneltmeseydi, eleştirilerini bu minvalde sürdürmese idi belki hak verebilirdim kendisine. Ancak Yahudi, Hristiyan, Mecusi, Putperest, Kafir Münafık vb. hiç bir insan tipini ağzına almıyor olması, onlara yönelik en ufak bir dokunuş yöneltmemesi: “Klavuzu karga olanın burnu … çıkmaz” ata sözünü hatırlatmaktadır.
Ekleme Tarihi: 01 Haziran 2022 - Çarşamba

Kimi Eleştiriyoruz?

Kur’an, kim ne derse desin, bizim ilahi kitabımızdır. Yüzünden okumamız gerektiği gibi anlamamız ve hayatımızda uygulamamız da gerekir. Anlattıklarına nazarı ibretle bakmamız, yolumuzu bulmamız açısından son derece elzemdir. İbn Abbas’ın “Devemin yularını dahi kaybetsem Kur'an'da bulurum.” sözüne bu açıdan bakmakta fayda mülahaza ediyorum. Bize lazım olan şeyleri ya bizzat açıklamıştır ya da Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i çözüm noktası olarak göstermiştir. Yüce Kitabımız kimleri eleştireceğimiz konusunu da es geçmiş değildir. Her konuya bir çeki düzen veren, kural ve kaide koyan, hükmünü bildiren Yüce Allah; hedef tahtasına koyacağımız, amansızca eleştireceğimiz, hatta düşman belleyeceğimiz, nefreti mucip kişileri belirtmemiş olması düşünülemez. Kur'an-ı Kerimi baştan sona kadar tahlil ettiğimizde: Yahudi, Hristiyan, Müşrik, Kâfir ve Münafıklardan çokça bahsettiğine ve amansızca eleştirerek yanlışları ortaya koyduğuna şahit oluruz. Söz konusu bu gayr-i müslim tipleri eleştirmeye ve düşman bellemek için tanıtmaya Yüce Allah, takriben Kur'an-ı Kerimin yarısı kadar bir yer ayırmıştır. Kur’an ahlakı dediğimiz şey işte burada başlar. Bu ahlakı edinebilmemiz için de şu ayeti kulaklarımıza küpe yapmamız gerekir. “Biz, Allah’ın boyasıyla boyanmışızdır. Boyası Allah’ınkinden daha güzel olan kimdir? Biz ona ibadet edenleriz” (deyin).” (Bakara/138) Kur’an’ın övdüğünü övmek, yerdiğini yermek, üstün tuttuğunu üstün görmek gerek. Doğrularını doğru, yanlışlarını da yanlış kabul etmek inancımızın bir gereğidir, hatta olmazsa olmazıdır. Şayet Kur’an’ın övdüğünü yerer, yerdiğini de översek büyük bir felakete dalmış, içinden çıkılmaz bir delalete de saplanmış oluruz ki Yüce Allah hepimizi böylesi bir derekeye düşmekten muhafaza buyursun(!) Kur’an’ı Azimüşşan; Müslümanları överken söz konusu bu diğer gurupları da yermekte hatta kötülemektedir. Bu konuyla alakalı olarak; “Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir necestir/pisliktir.” (Tövbe/28) ayetini dillendirmekte mahzur görülmemelidir. Bize düşen de bundan başkası değildir. Allah tarafından, Yüce Kitabımızda söz konusu bu kişilerin hedef tahtasına konulmuş olması yol ve yordam göstermek açısından son derece önemlidir ve gereklidir. Yapacağımız iş ve işlemler, yereceğimiz kişileri belirlemek için yol çizmektedir bize. Eleştirilerimizi yönetebilme açısından bu durum son derece önemli ve manidardır, hatta gereklidir. Ancak durumu bozan şey; “Benim münafığım iyidir senin münafığın kötüdür; benim kafirim ılımlıdır, senin kafirin şedittir; benim müşriğim nezihtir, senin müşriğin necistir, bizim Yahudi ve Hristiyan seninkilere hiç benzemiyor.” gibi söylemler işi çığırından çıkarmakta ve at izinin it izine karışmasına sebebiyet vermektedir. Halbuki Allah’ın çizdiği çizgilerde hiçbir kusur yoktur. Bizim gün boyu eleştirdiğimiz, tüm ucu sivri oklarımızı yönelttiğimiz kişiler kim veya kimler? Akşama kadar hesabını tutmadan sivri uçlu oklarımızın istikameti nereye ve kimlere doğru yol almakta? Bir ömür boyu fırlattığımız eleştiri oklarımızdan biri tanesi dahi Yahudi, Hristiyan, Müşrik veya Kafirlere isabet etmiş midir? Eğer bizim hesap defterimizde gayr-i müslimlere doğru ilerleyen bir tane eleştiri okuna rastlamıyorsak, Kur’an ahlakından mahrum kaldığımızı ifade etmekte herhangi bir mahzur görmüyorum. Neden Hep Müslümanlar eleştiri tahtasında? Sanırım Kur’an’sız ve hadissiz şekillendirilen bir Müslümanlığı ileri sürebilmek için buna tevessül ediliyor. Son dönemlerde kendini akil sanan adam görünümlü kimi insancık'ın tüm mesaisini Müslümanlara sivri uçlu okları fırlatmaya ayırdıklarını, onları kötülemeye ve eleştirmeye hasrettiklerini görmekteyiz. Varsa yoksa Müslümanlar... Yazdığı cümlelerin içinden cımbızla çekmek için teleskopla arasanız dahi kafir, münafık, Yahudi veya Hristiyan kavramlarına rastlamanız mümkün değildir. Bu insan tiplerine yabancı bir sözlükleri var. “Müslümanlar şöyle yaptı, Müslümanlar böyle kötü” edebiyatından başka bir şey bilmeyen, farklı bir notayı seslendirmekten aciz bir ucubeye dönüştüklerine her gün şahitlik ediyoruz. Sarf ettiği her beş cümleden bir tanesini Müslümanlara yöneltmeseydi, eleştirilerini bu minvalde sürdürmese idi belki hak verebilirdim kendisine. Ancak Yahudi, Hristiyan, Mecusi, Putperest, Kafir Münafık vb. hiç bir insan tipini ağzına almıyor olması, onlara yönelik en ufak bir dokunuş yöneltmemesi: “Klavuzu karga olanın burnu … çıkmaz” ata sözünü hatırlatmaktadır.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve habergundemim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.