Nihat Güç
Köşe Yazarı
Nihat Güç
 

Gölge Etme İhsan İstemem

Yüce dinimizi anlamaya ve anlatmaya çalışırken yalın ve gerçekçi olmamız gerekir. Bu bizim olmazsa olmazımızdır. Ser defter kuralımız sadeliktir. Aksi taktirde din-i mübini ya eksik anlar/anlatırız ya da yanlış. Yüce İslam dini yürekte başlar, düşünceyle devam eder, davranışla zirveye çıkar, güzel ve doğru anlatmakla da taçlanır. Var mısınız bu dini taçlandırmaya? İlahi din, kişiyi içten içe muhasebeye tabi tutar. Muhasebe, içten denetim demektir. Bu içten denetim yapılanları veya yapılmayanları sorgulamaya sebebiyet verir. Kişinin yüreğini evirir çevirir, hizaya koyarak hoplatır yerinden. Eğer anlatılan konu yürekte bir kıpırdama, bir hüzünlenme meydana getirmiyorsa ya kişi ile din arasına başka saikler girmiştir ya da düşüncede farklı inançlar, davranışlarda farklı reaksiyonlar oturtulmuştur. İsteyerek veya istemeyerek yapılacak her türlü perdeleme dini doğru anlama, yaşama ve anlatmada zaman zaman sıkıntılara yol açacaktır. İnsanız, konuşarak anlaşırız. Mesajlarımızı kelimeler ile aktarırız muhataplarımıza. Jest ve mimiklerle de destekleriz bu serüveni. Eğer kelimeleri niyetimizin arkasına gizlemeye çalışıyorsak istenen mesajı iletemeyiz sinelere. Doğru dürüst bir iş de yapmış olamayız. Yazarken veya anlatırken art niyetten uzak, saf, duru, temiz ve arı olmak birinci önceliğimiz olsun. Varsın edebiyatımız olmasın. Din-i mübine ilavede bulunmak, eksiltmek veya kendimize göre yontmak tehlikelidir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Muhammed (s.a.v.)’e yönelik dile getirilen şu tehdit bizim için de geçerli olacağını düşünüyorum: “Eğer peygamber bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, Elbette onu kıskıvrak yakalardık. Sonra onun can damarını koparırdık. Hiçbiriniz buna mani olamazdınız.” (Hakka/44-47) Dosdoğru bir yaşantıya sahip olmamız gerektiği gibi muhataplarımıza doğru bilgileri aktarmamız da boynumuzun bir borcu. İlavede bulunmak veya eksiltmeye kalkışmak çetin bir hesabın habercisidir. Dini, dinin istediği gibi yaşamazsak veya anlatmazsak bu sorgunun, bu hesabın altından kalkamayız. Her zaman ve her zeminde söylediğimiz şudur; doğru bir iman, doğru bir amel, doğru bir yaşam ancak doğru bilgiler sonucunda gerçekleşir. Masada doğru bilgiler yoksa doğru davranışlar da zuhur etmeyecektir. Art arda sıraladığımız bu doğruların ilk basamağı kuşkusuz ayetleri doğru anlamaktır. Kişinin anlayış düzeneği düzgün çalışıyorsa diğer sorunlar kendiliğinden çözüme kavuşacaktır. Anlayışı bozuk bir insandan hiçbir doğru sudur etmez. Hatta dile getirilen ayetler çoğu zaman ters teper. Zira insanın inanç ve olaylara bakış açısı ayetlerle şekillenmelidir. Ayetlerin şekillendirmediği bir inanç her zaman ayetlere kafa tutacaktır. O halde dinimizi doğru anlamak için doğru bir inanca, doğru bir inanca sahip olmak için de ayetleri doğru anlamaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır. İnancında sıkıntı olan insanlar din-i mübinin doğru anlatıldığı ortamlardan kaçarlar, hasbelkader böyle bir ortamda bulunmuşlarsa da afakanlara bürünürler, renkten renge girerler. İçinde bulundukları süfli hayat ile duydukları gerçeklik arasında makas açıldıkça sıkıntılar ve yangınlar da büyür. İnsanın yüreği ölü değilse veya kalbi henüz paslanmamışsa ya da anlatılan konu ilahi dine mutabık ise yürekte bir volkana sebebiyet vermemesi işten bile değildir. Şayet anlatılan konulardan kimse rahatsızlık duymuyorsa, volkanlara sebebiyet vermiyorsa; ya anlatılan din gerçek din değildir ya da kalpler mevta olmuştur.  Dini anlatan kişiler kendilerinin de birer beşer olduklarını ve eksikliklerinin bulunabileceğini özellikle vurgulamalıdırlar anlatımlarında. Bu durum, kişilerin mutlaklaştırılmasının da önüne geçecektir. Yüreğe dokunmak, içten ve samimi olmakla mümkündür. Unutmayınız! Avurdunu şişirerek laf ebeliğine soyunanlar, edebiyatı parçalamaya çalışanlar hiçbir zaman yüreğe dokunamazlar. Sineye dokunamayan, kalbi titretmeyen bir hitap, bir hatip, bir anlatım fayda vermez kimseye. Aksi taktirde ortaya konuşmak veya soğuk duvarlara anlatmak gibi ucube bir durum zuhur eder. Anlattıklarımızla ya perde çektik ilahi hitaplara ya da dokunamadık inancı esas alan konulara. Belki de yonttuk ayetleri, yok saydık hadisleri, mecrasından uzaklaştırdık ilahi tüm emirleri... Kanımca tornadan çıkan ve yontularak muhataba gönderilen sözler dün dokunmadığı gibi bugün de kimseye etki etmeyecektir. Muhatabın yürek dünyasına dokunabilmek için zamanın ve mekanın hiçbir önemi ve ehemmiyeti yoktur. Yeter ki samimi ve içten olalım. Yapacağımız yegane şey şu; dini anlatırken kişi ile ayetlerin arasına girmeden aktarmak, perdelemekten uzaklaşmak son derece önemlidir. “Sen ve ayetler!” diyebilmeliyiz muhataplarımıza. Sanırım “Gölge etme ihsan istemem” sözü tam da bu konu için dile getirilmiştir.
Ekleme Tarihi: 23 Nisan 2022 - Cumartesi

Gölge Etme İhsan İstemem

Yüce dinimizi anlamaya ve anlatmaya çalışırken yalın ve gerçekçi olmamız gerekir. Bu bizim olmazsa olmazımızdır. Ser defter kuralımız sadeliktir. Aksi taktirde din-i mübini ya eksik anlar/anlatırız ya da yanlış.

Yüce İslam dini yürekte başlar, düşünceyle devam eder, davranışla zirveye çıkar, güzel ve doğru anlatmakla da taçlanır. Var mısınız bu dini taçlandırmaya?

İlahi din, kişiyi içten içe muhasebeye tabi tutar. Muhasebe, içten denetim demektir. Bu içten denetim yapılanları veya yapılmayanları sorgulamaya sebebiyet verir. Kişinin yüreğini evirir çevirir, hizaya koyarak hoplatır yerinden. Eğer anlatılan konu yürekte bir kıpırdama, bir hüzünlenme meydana getirmiyorsa ya kişi ile din arasına başka saikler girmiştir ya da düşüncede farklı inançlar, davranışlarda farklı reaksiyonlar oturtulmuştur.

İsteyerek veya istemeyerek yapılacak her türlü perdeleme dini doğru anlama, yaşama ve anlatmada zaman zaman sıkıntılara yol açacaktır.

İnsanız, konuşarak anlaşırız. Mesajlarımızı kelimeler ile aktarırız muhataplarımıza. Jest ve mimiklerle de destekleriz bu serüveni. Eğer kelimeleri niyetimizin arkasına gizlemeye çalışıyorsak istenen mesajı iletemeyiz sinelere. Doğru dürüst bir iş de yapmış olamayız. Yazarken veya anlatırken art niyetten uzak, saf, duru, temiz ve arı olmak birinci önceliğimiz olsun. Varsın edebiyatımız olmasın.

Din-i mübine ilavede bulunmak, eksiltmek veya kendimize göre yontmak tehlikelidir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Muhammed (s.a.v.)’e yönelik dile getirilen şu tehdit bizim için de geçerli olacağını düşünüyorum: “Eğer peygamber bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, Elbette onu kıskıvrak yakalardık. Sonra onun can damarını koparırdık. Hiçbiriniz buna mani olamazdınız.” (Hakka/44-47)

Dosdoğru bir yaşantıya sahip olmamız gerektiği gibi muhataplarımıza doğru bilgileri aktarmamız da boynumuzun bir borcu. İlavede bulunmak veya eksiltmeye kalkışmak çetin bir hesabın habercisidir. Dini, dinin istediği gibi yaşamazsak veya anlatmazsak bu sorgunun, bu hesabın altından kalkamayız.

Her zaman ve her zeminde söylediğimiz şudur; doğru bir iman, doğru bir amel, doğru bir yaşam ancak doğru bilgiler sonucunda gerçekleşir. Masada doğru bilgiler yoksa doğru davranışlar da zuhur etmeyecektir.

Art arda sıraladığımız bu doğruların ilk basamağı kuşkusuz ayetleri doğru anlamaktır. Kişinin anlayış düzeneği düzgün çalışıyorsa diğer sorunlar kendiliğinden çözüme kavuşacaktır. Anlayışı bozuk bir insandan hiçbir doğru sudur etmez. Hatta dile getirilen ayetler çoğu zaman ters teper. Zira insanın inanç ve olaylara bakış açısı ayetlerle şekillenmelidir. Ayetlerin şekillendirmediği bir inanç her zaman ayetlere kafa tutacaktır. O halde dinimizi doğru anlamak için doğru bir inanca, doğru bir inanca sahip olmak için de ayetleri doğru anlamaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır.

İnancında sıkıntı olan insanlar din-i mübinin doğru anlatıldığı ortamlardan kaçarlar, hasbelkader böyle bir ortamda bulunmuşlarsa da afakanlara bürünürler, renkten renge girerler. İçinde bulundukları süfli hayat ile duydukları gerçeklik arasında makas açıldıkça sıkıntılar ve yangınlar da büyür.

İnsanın yüreği ölü değilse veya kalbi henüz paslanmamışsa ya da anlatılan konu ilahi dine mutabık ise yürekte bir volkana sebebiyet vermemesi işten bile değildir.

Şayet anlatılan konulardan kimse rahatsızlık duymuyorsa, volkanlara sebebiyet vermiyorsa; ya anlatılan din gerçek din değildir ya da kalpler mevta olmuştur.

 Dini anlatan kişiler kendilerinin de birer beşer olduklarını ve eksikliklerinin bulunabileceğini özellikle vurgulamalıdırlar anlatımlarında. Bu durum, kişilerin mutlaklaştırılmasının da önüne geçecektir.

Yüreğe dokunmak, içten ve samimi olmakla mümkündür. Unutmayınız! Avurdunu şişirerek laf ebeliğine soyunanlar, edebiyatı parçalamaya çalışanlar hiçbir zaman yüreğe dokunamazlar. Sineye dokunamayan, kalbi titretmeyen bir hitap, bir hatip, bir anlatım fayda vermez kimseye. Aksi taktirde ortaya konuşmak veya soğuk duvarlara anlatmak gibi ucube bir durum zuhur eder.

Anlattıklarımızla ya perde çektik ilahi hitaplara ya da dokunamadık inancı esas alan konulara. Belki de yonttuk ayetleri, yok saydık hadisleri, mecrasından uzaklaştırdık ilahi tüm emirleri...

Kanımca tornadan çıkan ve yontularak muhataba gönderilen sözler dün dokunmadığı gibi bugün de kimseye etki etmeyecektir. Muhatabın yürek dünyasına dokunabilmek için zamanın ve mekanın hiçbir önemi ve ehemmiyeti yoktur. Yeter ki samimi ve içten olalım.

Yapacağımız yegane şey şu; dini anlatırken kişi ile ayetlerin arasına girmeden aktarmak, perdelemekten uzaklaşmak son derece önemlidir. “Sen ve ayetler!” diyebilmeliyiz muhataplarımıza.

Sanırım “Gölge etme ihsan istemem” sözü tam da bu konu için dile getirilmiştir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve habergundemim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.