Adnan Bayraktar
Köşe Yazarı
Adnan Bayraktar
 

ONİKİ ADALAR VE MAVİ VATANDA YAŞANAN PROBLEMLER; 20. ASRIN BAŞINDA YAPILAN İHANETİN NETİCESİDİR.

MAVİ VATANDA ON İKİ ADAYI NASIL YUNANİSTAN'A BIRAKTIK Ege ve Akdeniz'de burnumuzun dibideki adaları nasıl elimizin tersiyle ittik.Bugün her noktada ayağımıza dolanan,amatör yüzücünün ulaşabileceği adaları AB nin şımarık çocuğu Yunan'a vererek bu vatana nasıl ihanet ettiler. 8 Ekim 1912 tarihinde Uşi Antlaşması’nı imzalamak zorunda kalan Osmanlı: Anlaşmaya göre Rodos ve On İki Ada bir süre daha İtalyanların elinde kalacaktı. Böylece çıkması artık an meselesi olan Balkan Savaşı sırasında On İki Ada’nın Yunanların eline geçmesini engellemeyi hedeflemişti. Lozan'da şu oldu oldu! 15. maddeyle 12 Ada'nın tapusunu İtalya'ya bıraktık. Ta ki, 2. Dünya Savaşı'nda anavatanları tehdit altında kalan İtalyanlar hem Libya'dan, hem de Adalar'dan çekilme kararı alıncaya kadar bu durum devam etti. İtalya’da Mussolini’yi istifa ettirip yerini alan Mareşal Badoglio ile Müttefikler arasında 3 Eylül 1943’te bir ateşkes anlaşması imzalanınca, İngilizler sırasıyla İtalyanların elindeki Meis ile Almanların elindeki İstanköy, Leros ve Sisam’ı işgal ettiler. 1912’de İtalyanların işgal ettiği Rodos ise Almanların eline geçti. Almanlar ardından İstanköy, Leros ve Sisam’ı geri aldılar. Türkiye’nin, tabiri caizse, bugün “burnunun dibinde” yaşanan bu el değiştirmelere seyirci kalması Müttefikleri kızdırdı, Almanları ise sevindirdi. Öyle ki Alman Franz Von Papen İtalya’nın elindeki bütün adaların Türkiye’ye verilmesini önerdi. İtalya baskı altında olduğu için bazı şartlarla buna razı olduğunu açıkladı ama bu sefer Türkiye “şartlı olarak” adaları alamayacağını bildirdi. Türkiye bununla da kalmadı, Almanya ile Müttefikler arasında kalmamak için tamamen geri çekildi. Dahası ekim 1943’te basına “mesele bizim için kapanmıştır” açıklaması sızdırıldı. Savaşın son yılında Almanya bu sefer kendi işgal ettiği adaları Türkiye’ye bırakmak istedi ama korkak iktidar 12 adayı İngilizlere bıraktı. Britanya Dışişleri Bakanı Eden’e göre, SSCB Devlet Başkanı Stalin, 15 Aralık 1941’de yaptıkları görüşmede On İki Ada’nın Türkiye’ye bırakılmasını doğru bulduğunu söyledi. Bu görüşmenin istihbaratı Ankara’ya da ulaştı ancak Ankara, Stalin’in karşılıksız bir şey vermez diyerek yine yan çizdi. Sonradan dünya piyasalarında yeni yeni yerini alan ABD on iki adanın Türkiye!ye verilmesine itiraz etti. Korkak, ürkek CHP zihniyeti batılılara şirin gözükmek için burnunun dibindeki on iki adadan geri durdu. 10 Şubat 1947’de İtalya Paris Antlaşmasını imzaladı. Bu antlaşmayla On İki Ada silahsızlandırılmak şartıyla Yunanistan’a bırakıldı. Türkiye bu kararı 15 Şubat 1947 tarihinde kabul etti.Kim iktidardaydı? On iki adayı almak için elimize geçen fırsatları CHP zihniyeti nasıl elinin tersiyle itmiş. Beraberce okuyalım.. İlk olarak Feridun Cemal Erkin'in 1976 yılında Milliyet gazetesinde yazdıklarına bakalım. 1946'da Paris'te toplanan savaşın galipleri, İtalya ile barış antlaşması şartlarını görüşmektedir. Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreterliği görevini yürüten Erkin, hükümete konferansın 12 Ada'nın kaderini tayin işini görüşeceğini bildirmiş, görüşmelere katılma girişimde bulunmak için izin istemiştir. Hükümet Cumhurbaşkanı İnönü'nün başkanlığında toplanmış ve şu kararı almıştı: “İkinci Dünya Savaşı dışında kalmış olmaklığımız dolayısıyla, savaşın ganimetlerinden pay almak hakkımız yoktur. Konferansa davet edilmek için müracaat yapılmayacaktır.” ABD Büyükelçisi Edwin Wilson'la görüşen Erkin, ona, Adaların aslında Türkiye'ye ait olduğunu, Anadolu'ya en yakın olanlarının bize verilmesi gerektiğini söylemiştir. ABD Elçisi bu iddialı sözler karşısında sessizliği yeğlemiş olmasına rağmen, Erkin aynı görüşleri bu defa İngiliz Büyükelçisi Sir David Kelly'e aktarmış, o da durumu Dışişleri Bakanı'yla görüşeceğini bildirmiştir. Sonuçta Erkin'in girişimi Ankara tarafından engellenmiş ve 12 Ada, nüfusun çoğunluğu Rum olduğu gerekçesiyle ve silahsızlandırmak şartıyla Yunanistan'a ihsan edilmiştir. Böylece Yunanlar Rodos dışında tek kurşun atmadan hiçbir zaman kendilerinin olmayan adaların sahibi oldular. Yalnız Erkin'in dikkatini çeken nokta önemli. Eğer bir yerde çoğunluk olmak orada hak sahibi olmak anlamına geliyorsa bu niçin başka meselelerde bizim lehimize uygulanmamıştır? Mesela Batı Trakya'da nüfusun %80'i Türktür. Şu halde bu mantığa göre bizim de Batı Trakya'da hak iddiamızın doğacağını savunacak çapta acar ve gayretli bir Dışişleri kadromuz olsaydı bazı hakların kazanılması mümkündü. Dahası var. 2. Dünya Savaşı sırasında Almanlar, İngilizler ve Ruslar (özellikle Stalin) Bulgaristan sınırında bazı yerler ile Adalar'ı veya birkaç adayı almamızı teklif etmişlerse de, Tek Parti hükümeti hep çekimser kalmıştı. (Ş. Turan, Türk Devrim Tarihi, 4. Kitap (1. Bölüm), Bilgi: 1999, s. 139-41) Dışişleri Bakanlarımızdan İhsan Sabri Çağlayangil açıklıyor. Cüneyt Arcayürek'in yaptığı söyleşide Çağlayangil Dışişleri Bakanlığı arşivindebir belge gördüğünden bahsediyor ve içeriği hakkında ayrıntılı bilgi veriyordu: “İngiltere, adalar konusunda Paris Konferansı hazırlanırken Ankara elçisi eliyle Türk hükümetine bu konferansa katılmasını bildirmiştir. Belki adaların hepsinin Türkiye'ye verilmesi bahis konusu değildir, ama bazıları üzerinde Türk yararlarına uygun incelemeler ve görüşmeler yapılabileceği inancındadır. Gördüğüm belgeye göre Dışişleri Umumi Kâtibi nezdinde yapılan bu teşebbüse Türk hükümeti cevap vermemiştir. Daha sonra İngiliz elçisi, bir ikinci teşebbüs daha yapmış, bu adalarda Türklerin de oturduğunu, hiç değilse bu açıdan konferansta Türkiye'nin de bulunmasını uygun gördüklerini söylemiştir. Hatta İngiliz elçisi, bu konferansa tam katılmamayı arzu ettiğimize göre, bir observer, yani müşahit [gözlemci] bulundurmamızı da telkin etmiştir. Bu da uygun görülmemiş olacak ki, hiç bir hareket yapılmamıştır. Adalar, tümüyle Yunanistan'a geçmiştir.” (Hürriyet, 11 Kasım 1972) Çağlayangil'in sözünü ettiği Dışişleri Bakanlığı Umumi Kâtibi (Genel Sekreteri), yukarıda hatıralarını okuduğumuz Feridun Cemal Erkin'dir. Celal Bayar'ın bulduğu belge Ancak Arcayürek'in Tek Parti döneminin kokmaz bulaşmaz Cumhurbaşkanı İnönü'nün bu pasif politikasını deşifre etme çabası bir adım daha ileri gider ve o tarihte sağ olan Celal Bayar'a konu hakkında bir bilgisi olup olmadığını sorar. Bayar da cevaben, 1950'de Cumhurbaşkanı seçilip de Çankaya Köşkü'ne çıktığı zaman çekmecelerden birinde eski yazıyla yazılmış bir belge gördüğünü, merak edip okuyunca bunun İnönü ile Başbakan Şükrü Saraçoğlu arasında geçen gizli bir yazışma olduğunu öğrendiğini söyler. Söz konusu belgede Başbakan Saraçoğlu, Alman gizli servislerinin Adaları bizim işgal etmemiz yönündeki telkinlerinden söz etmekte ve İnönü'den ne yapılması gerektiğine dair cevap beklemektedir. O sırada bir yurt gezisinde bulunan İnönü ise teklifin reddedilmesini istemiştir. Ne var ki, Bayar millî bir mesele olduğu için bu belgeyi, İnönü bir seçim kampanyasında kendisine hücum edinceye kadar açıklamamış, o zaman İnönü'ye, “Adalara mendil sallayan kimdi?” mesajını göndererek anlayacağı dilden hitap etmişti. İnönü neyin kastedildiğini hemen anlamış ve olayın üzerini ustaca kapatmıştır. Cüneyt Arcayürek yazı dizisini şu sözlerle noktalamıştı: “Gerçek odur ki, Adalar meselesi savaş içinde ve savaş sonrası Türkiye'nin lehine uygun gelişmeler göstermiş ve bunlar değerlendirilememiştir.” Selam ve dua ile Adnan Bayraktar 07.06.22
Ekleme Tarihi: 07 Haziran 2022 - Salı

ONİKİ ADALAR VE MAVİ VATANDA YAŞANAN PROBLEMLER; 20. ASRIN BAŞINDA YAPILAN İHANETİN NETİCESİDİR.

MAVİ VATANDA ON İKİ ADAYI NASIL YUNANİSTAN'A BIRAKTIK Ege ve Akdeniz'de burnumuzun dibideki adaları nasıl elimizin tersiyle ittik.Bugün her noktada ayağımıza dolanan,amatör yüzücünün ulaşabileceği adaları AB nin şımarık çocuğu Yunan'a vererek bu vatana nasıl ihanet ettiler. 8 Ekim 1912 tarihinde Uşi Antlaşması’nı imzalamak zorunda kalan Osmanlı: Anlaşmaya göre Rodos ve On İki Ada bir süre daha İtalyanların elinde kalacaktı. Böylece çıkması artık an meselesi olan Balkan Savaşı sırasında On İki Ada’nın Yunanların eline geçmesini engellemeyi hedeflemişti. Lozan'da şu oldu oldu! 15. maddeyle 12 Ada'nın tapusunu İtalya'ya bıraktık. Ta ki, 2. Dünya Savaşı'nda anavatanları tehdit altında kalan İtalyanlar hem Libya'dan, hem de Adalar'dan çekilme kararı alıncaya kadar bu durum devam etti. İtalya’da Mussolini’yi istifa ettirip yerini alan Mareşal Badoglio ile Müttefikler arasında 3 Eylül 1943’te bir ateşkes anlaşması imzalanınca, İngilizler sırasıyla İtalyanların elindeki Meis ile Almanların elindeki İstanköy, Leros ve Sisam’ı işgal ettiler. 1912’de İtalyanların işgal ettiği Rodos ise Almanların eline geçti. Almanlar ardından İstanköy, Leros ve Sisam’ı geri aldılar. Türkiye’nin, tabiri caizse, bugün “burnunun dibinde” yaşanan bu el değiştirmelere seyirci kalması Müttefikleri kızdırdı, Almanları ise sevindirdi. Öyle ki Alman Franz Von Papen İtalya’nın elindeki bütün adaların Türkiye’ye verilmesini önerdi. İtalya baskı altında olduğu için bazı şartlarla buna razı olduğunu açıkladı ama bu sefer Türkiye “şartlı olarak” adaları alamayacağını bildirdi. Türkiye bununla da kalmadı, Almanya ile Müttefikler arasında kalmamak için tamamen geri çekildi. Dahası ekim 1943’te basına “mesele bizim için kapanmıştır” açıklaması sızdırıldı. Savaşın son yılında Almanya bu sefer kendi işgal ettiği adaları Türkiye’ye bırakmak istedi ama korkak iktidar 12 adayı İngilizlere bıraktı. Britanya Dışişleri Bakanı Eden’e göre, SSCB Devlet Başkanı Stalin, 15 Aralık 1941’de yaptıkları görüşmede On İki Ada’nın Türkiye’ye bırakılmasını doğru bulduğunu söyledi. Bu görüşmenin istihbaratı Ankara’ya da ulaştı ancak Ankara, Stalin’in karşılıksız bir şey vermez diyerek yine yan çizdi. Sonradan dünya piyasalarında yeni yeni yerini alan ABD on iki adanın Türkiye!ye verilmesine itiraz etti. Korkak, ürkek CHP zihniyeti batılılara şirin gözükmek için burnunun dibindeki on iki adadan geri durdu. 10 Şubat 1947’de İtalya Paris Antlaşmasını imzaladı. Bu antlaşmayla On İki Ada silahsızlandırılmak şartıyla Yunanistan’a bırakıldı. Türkiye bu kararı 15 Şubat 1947 tarihinde kabul etti.Kim iktidardaydı? On iki adayı almak için elimize geçen fırsatları CHP zihniyeti nasıl elinin tersiyle itmiş. Beraberce okuyalım.. İlk olarak Feridun Cemal Erkin'in 1976 yılında Milliyet gazetesinde yazdıklarına bakalım. 1946'da Paris'te toplanan savaşın galipleri, İtalya ile barış antlaşması şartlarını görüşmektedir. Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreterliği görevini yürüten Erkin, hükümete konferansın 12 Ada'nın kaderini tayin işini görüşeceğini bildirmiş, görüşmelere katılma girişimde bulunmak için izin istemiştir. Hükümet Cumhurbaşkanı İnönü'nün başkanlığında toplanmış ve şu kararı almıştı: “İkinci Dünya Savaşı dışında kalmış olmaklığımız dolayısıyla, savaşın ganimetlerinden pay almak hakkımız yoktur. Konferansa davet edilmek için müracaat yapılmayacaktır.” ABD Büyükelçisi Edwin Wilson'la görüşen Erkin, ona, Adaların aslında Türkiye'ye ait olduğunu, Anadolu'ya en yakın olanlarının bize verilmesi gerektiğini söylemiştir. ABD Elçisi bu iddialı sözler karşısında sessizliği yeğlemiş olmasına rağmen, Erkin aynı görüşleri bu defa İngiliz Büyükelçisi Sir David Kelly'e aktarmış, o da durumu Dışişleri Bakanı'yla görüşeceğini bildirmiştir. Sonuçta Erkin'in girişimi Ankara tarafından engellenmiş ve 12 Ada, nüfusun çoğunluğu Rum olduğu gerekçesiyle ve silahsızlandırmak şartıyla Yunanistan'a ihsan edilmiştir. Böylece Yunanlar Rodos dışında tek kurşun atmadan hiçbir zaman kendilerinin olmayan adaların sahibi oldular. Yalnız Erkin'in dikkatini çeken nokta önemli. Eğer bir yerde çoğunluk olmak orada hak sahibi olmak anlamına geliyorsa bu niçin başka meselelerde bizim lehimize uygulanmamıştır? Mesela Batı Trakya'da nüfusun %80'i Türktür. Şu halde bu mantığa göre bizim de Batı Trakya'da hak iddiamızın doğacağını savunacak çapta acar ve gayretli bir Dışişleri kadromuz olsaydı bazı hakların kazanılması mümkündü. Dahası var. 2. Dünya Savaşı sırasında Almanlar, İngilizler ve Ruslar (özellikle Stalin) Bulgaristan sınırında bazı yerler ile Adalar'ı veya birkaç adayı almamızı teklif etmişlerse de, Tek Parti hükümeti hep çekimser kalmıştı. (Ş. Turan, Türk Devrim Tarihi, 4. Kitap (1. Bölüm), Bilgi: 1999, s. 139-41) Dışişleri Bakanlarımızdan İhsan Sabri Çağlayangil açıklıyor. Cüneyt Arcayürek'in yaptığı söyleşide Çağlayangil Dışişleri Bakanlığı arşivindebir belge gördüğünden bahsediyor ve içeriği hakkında ayrıntılı bilgi veriyordu: “İngiltere, adalar konusunda Paris Konferansı hazırlanırken Ankara elçisi eliyle Türk hükümetine bu konferansa katılmasını bildirmiştir. Belki adaların hepsinin Türkiye'ye verilmesi bahis konusu değildir, ama bazıları üzerinde Türk yararlarına uygun incelemeler ve görüşmeler yapılabileceği inancındadır. Gördüğüm belgeye göre Dışişleri Umumi Kâtibi nezdinde yapılan bu teşebbüse Türk hükümeti cevap vermemiştir. Daha sonra İngiliz elçisi, bir ikinci teşebbüs daha yapmış, bu adalarda Türklerin de oturduğunu, hiç değilse bu açıdan konferansta Türkiye'nin de bulunmasını uygun gördüklerini söylemiştir. Hatta İngiliz elçisi, bu konferansa tam katılmamayı arzu ettiğimize göre, bir observer, yani müşahit [gözlemci] bulundurmamızı da telkin etmiştir. Bu da uygun görülmemiş olacak ki, hiç bir hareket yapılmamıştır. Adalar, tümüyle Yunanistan'a geçmiştir.” (Hürriyet, 11 Kasım 1972) Çağlayangil'in sözünü ettiği Dışişleri Bakanlığı Umumi Kâtibi (Genel Sekreteri), yukarıda hatıralarını okuduğumuz Feridun Cemal Erkin'dir. Celal Bayar'ın bulduğu belge Ancak Arcayürek'in Tek Parti döneminin kokmaz bulaşmaz Cumhurbaşkanı İnönü'nün bu pasif politikasını deşifre etme çabası bir adım daha ileri gider ve o tarihte sağ olan Celal Bayar'a konu hakkında bir bilgisi olup olmadığını sorar. Bayar da cevaben, 1950'de Cumhurbaşkanı seçilip de Çankaya Köşkü'ne çıktığı zaman çekmecelerden birinde eski yazıyla yazılmış bir belge gördüğünü, merak edip okuyunca bunun İnönü ile Başbakan Şükrü Saraçoğlu arasında geçen gizli bir yazışma olduğunu öğrendiğini söyler. Söz konusu belgede Başbakan Saraçoğlu, Alman gizli servislerinin Adaları bizim işgal etmemiz yönündeki telkinlerinden söz etmekte ve İnönü'den ne yapılması gerektiğine dair cevap beklemektedir. O sırada bir yurt gezisinde bulunan İnönü ise teklifin reddedilmesini istemiştir. Ne var ki, Bayar millî bir mesele olduğu için bu belgeyi, İnönü bir seçim kampanyasında kendisine hücum edinceye kadar açıklamamış, o zaman İnönü'ye, “Adalara mendil sallayan kimdi?” mesajını göndererek anlayacağı dilden hitap etmişti. İnönü neyin kastedildiğini hemen anlamış ve olayın üzerini ustaca kapatmıştır. Cüneyt Arcayürek yazı dizisini şu sözlerle noktalamıştı: “Gerçek odur ki, Adalar meselesi savaş içinde ve savaş sonrası Türkiye'nin lehine uygun gelişmeler göstermiş ve bunlar değerlendirilememiştir.” Selam ve dua ile Adnan Bayraktar 07.06.22
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve habergundemim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.