Zafer Özcivan
Köşe Yazarı
Zafer Özcivan
 

Deprem sonrası konut seferberliği kiralardaki ateşi söndürüyor

Türkiye, 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından yalnızca büyük bir insani ve fiziki yıkımla değil, aynı zamanda uzun süre etkisini sürdüren ciddi bir konut kriziyle de karşı karşıya kaldı. Yıkılan veya kullanılamaz hale gelen binlerce bina, milyonlarca insanın barınma ihtiyacını yeniden gündemin ilk sıralarına taşıdı. Deprem bölgesindeki konut kaybı, kısa sürede kiralık ev piyasasını altüst ederken, bölgeden diğer şehirlere gerçekleşen göç hareketleri kira baskısını Türkiye'nin farklı noktalarına taşıdı. Ancak aradan geçen sürede ortaya çıkan yeni tablo, konut arzının enflasyonla mücadelede ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın 2 Eylül 2026 tarihinde yayımladığı analiz, deprem bölgesinde kamu öncülüğünde hızlanan konut üretiminin kira artışlarını yavaşlatmaya başladığını ortaya koyuyor. Daha da önemlisi, bu olumlu etkinin yalnızca deprem illeriyle sınırlı kalmadığı, göç nedeniyle daha önce kira baskısı yaşayan diğer şehirlerde de hissedilmeye başladığı görülüyor. Deprem, kiralık konut piyasasını da sarstı Deprem sonrasında yaşanan ilk büyük sorun, konut stokundaki ani daralma oldu. Evini kaybeden veya yaşadığı binayı güvenli bulmadığı için taşınmak zorunda kalan yüz binlerce vatandaş, aynı anda yeni bir konut arayışına girdi. Fakat kiralık ev sayısı, ortaya çıkan bu büyük talebi karşılamaya yeterli değildi. Ekonominin temel kurallarından biri burada bütün açıklığıyla çalıştı: Talep hızla arttı, arz ise yetersiz kaldı. Sonuç olarak kiralar yükseldi. Üstelik sorun yalnızca depremden doğrudan etkilenen şehirlerle sınırlı kalmadı. Deprem bölgesinden ayrılan vatandaşların önemli bir bölümü Ankara, Antalya, Mersin, Kayseri, Konya ve benzeri şehirlere yöneldi. Bu şehirlerde kiralık konut talebinin artması, zaten yüksek seyreden kira fiyatlarına yeni bir baskı ekledi. TCMB'nin çalışması da depremin kira piyasası üzerindeki etkisinin şehirler arasında farklılaştığını gösteriyor. Deprem bölgesine coğrafi olarak yakın olan veya geçmişten gelen güçlü göç ilişkilerine sahip illerde kira artışlarının daha belirgin olduğu değerlendiriliyor. Konut üretimindeki büyük dönüş Depremden sonraki dönemde devletin en büyük önceliklerinden biri, yıkılan konut stokunun yerine yeni ve güvenli konutlar üretmek oldu. Kamu öncülüğünde başlayan yeniden imar çalışmaları zaman içinde büyük bir konut seferberliğine dönüştü. TCMB analizine göre TOKİ tarafından tamamlanan deprem konutlarının sayısı 2025 yılı başında yaklaşık 201 bin seviyesindeyken, yıl sonunda yaklaşık 434 bine ulaştı. Bu rakamın büyüklüğü, deprem öncesindeki üretim kapasitesiyle karşılaştırıldığında daha iyi anlaşılıyor. TOKİ'nin deprem öncesindeki üç yılda ürettiği toplam konut sayısının yaklaşık 213 bin olduğu dikkate alındığında, deprem bölgesindeki yeniden imar faaliyetlerinin konut arzını olağanüstü ölçüde artırdığı görülüyor. Bu değişim yapı kullanım izinlerine de yansıdı. Deprem bölgesinin Türkiye genelindeki yapı kullanım izinlerinden aldığı pay deprem öncesinde ortalama yüzde 12 civarındayken, 2025 yılında yüzde 20'nin üzerine çıktı. Bu veri, bölgede yalnızca yıkılan binaların yerine yenilerinin yapılmadığını, aynı zamanda konut üretim kapasitesinin Türkiye ortalamasına göre önemli ölçüde yükseldiğini gösteriyor. Arz arttıkça kira artışları yavaşlıyor Konut piyasasında en dikkat çekici gelişme ise artan arzın kiralara yansıması oldu. Deprem bölgesinde kira enflasyonu 2023 ve 2024 yıllarında diğer bölgelere göre daha yüksek seyretti. Ancak konut teslimlerinin hızlandığı 2025 yılında kira artışlarının ivme kaybetmeye başladığı gözlendi. Burada önemli bir ayrıntı var: Kiraların yavaşlaması, kiraların mutlaka gerilediği anlamına gelmiyor. Daha doğru ifadeyle, fiyatlar artmaya devam ederken artış hızı düşüyor. Enflasyon açısından bakıldığında ise bu gelişme son derece önemli. Nitekim TCMB'nin daha önce yayımladığı bölgesel yeni kiracı kira verilerinde de depremden en ağır etkilenen Hatay, Kahramanmaraş ve Osmaniye bölgesinin kira artışlarının Türkiye ortalamasının altında kaldığı görülmüştü. Mart 2026 itibarıyla Türkiye genelinde yeni kiracı kira endeksindeki yıllık artış yüzde 34,4 olurken, Hatay-Kahramanmaraş-Osmaniye bölgesinde bu oran yüzde 25,7 olarak gerçekleşmişti. Geri göç, diğer şehirlerdeki baskıyı da azaltabilir Asıl dikkat çekici gelişme ise depremden dolaylı olarak etkilenen şehirlerde yaşanıyor. Deprem sonrasında göç alan birçok şehirde kiralık konut talebi yükselmiş, bu durum kira fiyatlarını yukarı taşımıştı. Şimdi ise deprem bölgesindeki yeni konutların tamamlanmasıyla birlikte vatandaşların bir bölümünün yeniden kendi şehirlerine dönme ihtimali güçleniyor. Bu geri göç hareketi, daha önce göç alan şehirlerdeki kiralık konut talebini azaltabilir. TCMB'nin 2026 yılına ilişkin değerlendirmesi de bu yönde. Depremden dolaylı olarak etkilenen illerde kira enflasyonunun diğer illere kıyasla belirgin biçimde daha düşük gerçekleşmesi, konut arzındaki toparlanmanın bölgesel etkilerinin genişlemeye başladığına işaret ediyor. Konut arzı enflasyonla mücadelenin anahtarlarından biri Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı kira sorunu, enflasyonla mücadelede yalnızca para politikasının yeterli olmadığını açık biçimde gösterdi. Faiz politikası, talebi ve finansman koşullarını etkileyebilir. Ancak ortada yeterli sayıda konut yoksa, insanların barınma ihtiyacı ortadan kalkmaz. Bu nedenle konut arzını artırmak, özellikle kira enflasyonuyla mücadelede yapısal bir çözüm niteliği taşıyor. Deprem bölgesindeki yeniden imar süreci bu açıdan önemli bir ekonomik ders veriyor: Arzın güçlendirilmesi, fiyat artışlarının hızını zaman içinde aşağı çekebiliyor. Üstelik inşaat sektöründeki kapasitenin deprem bölgesinden Türkiye'nin diğer bölgelerine yeniden yönelmeye başlaması, konut üretimindeki artışın daha geniş bir coğrafyaya yayılabileceğine işaret ediyor. Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin kira sorununda kalıcı rahatlama sağlaması için deprem bölgesindeki konut seferberliğinden çıkarılacak önemli sonuçlar bulunuyor. Kirayı yalnızca fiyat artışı olarak görmek yerine, konut arzı, göç hareketleri, şehirleşme ve gelir dağılımı ile birlikte değerlendirmek gerekiyor. Çünkü vatandaşın günlük hayatında en ağır hissedilen ekonomik sorunlardan biri olan yüksek kira meselesinin çözümü, yalnızca fiyatlara müdahale etmekten değil, insanların yaşayabileceği yeterli sayıda, güvenli ve erişilebilir konut üretmekten geçiyor. Deprem bölgesinde başlayan konut seferberliğinin verdiği mesaj oldukça açık: Konut sayısı arttıkça, kiralar üzerindeki baskının azalması için daha güçlü bir zemin oluşuyor. Türkiye'nin enflasyonla mücadelesinde bu nedenle betonun, inşaatın ve şehir planlamasının da en az para politikası kadar önemli bir yeri bulunuyor.
Ekleme Tarihi: 04 Eylül 2026 -Cuma

Deprem sonrası konut seferberliği kiralardaki ateşi söndürüyor

Türkiye, 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından yalnızca büyük bir insani ve fiziki yıkımla değil, aynı zamanda uzun süre etkisini sürdüren ciddi bir konut kriziyle de karşı karşıya kaldı. Yıkılan veya kullanılamaz hale gelen binlerce bina, milyonlarca insanın barınma ihtiyacını yeniden gündemin ilk sıralarına taşıdı. Deprem bölgesindeki konut kaybı, kısa sürede kiralık ev piyasasını altüst ederken, bölgeden diğer şehirlere gerçekleşen göç hareketleri kira baskısını Türkiye'nin farklı noktalarına taşıdı.

Ancak aradan geçen sürede ortaya çıkan yeni tablo, konut arzının enflasyonla mücadelede ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın 2 Eylül 2026 tarihinde yayımladığı analiz, deprem bölgesinde kamu öncülüğünde hızlanan konut üretiminin kira artışlarını yavaşlatmaya başladığını ortaya koyuyor. Daha da önemlisi, bu olumlu etkinin yalnızca deprem illeriyle sınırlı kalmadığı, göç nedeniyle daha önce kira baskısı yaşayan diğer şehirlerde de hissedilmeye başladığı görülüyor.

Deprem, kiralık konut piyasasını da sarstı

Deprem sonrasında yaşanan ilk büyük sorun, konut stokundaki ani daralma oldu. Evini kaybeden veya yaşadığı binayı güvenli bulmadığı için taşınmak zorunda kalan yüz binlerce vatandaş, aynı anda yeni bir konut arayışına girdi. Fakat kiralık ev sayısı, ortaya çıkan bu büyük talebi karşılamaya yeterli değildi.

Ekonominin temel kurallarından biri burada bütün açıklığıyla çalıştı: Talep hızla arttı, arz ise yetersiz kaldı. Sonuç olarak kiralar yükseldi.

Üstelik sorun yalnızca depremden doğrudan etkilenen şehirlerle sınırlı kalmadı. Deprem bölgesinden ayrılan vatandaşların önemli bir bölümü Ankara, Antalya, Mersin, Kayseri, Konya ve benzeri şehirlere yöneldi. Bu şehirlerde kiralık konut talebinin artması, zaten yüksek seyreden kira fiyatlarına yeni bir baskı ekledi.

TCMB'nin çalışması da depremin kira piyasası üzerindeki etkisinin şehirler arasında farklılaştığını gösteriyor. Deprem bölgesine coğrafi olarak yakın olan veya geçmişten gelen güçlü göç ilişkilerine sahip illerde kira artışlarının daha belirgin olduğu değerlendiriliyor.

Konut üretimindeki büyük dönüş

Depremden sonraki dönemde devletin en büyük önceliklerinden biri, yıkılan konut stokunun yerine yeni ve güvenli konutlar üretmek oldu. Kamu öncülüğünde başlayan yeniden imar çalışmaları zaman içinde büyük bir konut seferberliğine dönüştü.

TCMB analizine göre TOKİ tarafından tamamlanan deprem konutlarının sayısı 2025 yılı başında yaklaşık 201 bin seviyesindeyken, yıl sonunda yaklaşık 434 bine ulaştı. Bu rakamın büyüklüğü, deprem öncesindeki üretim kapasitesiyle karşılaştırıldığında daha iyi anlaşılıyor. TOKİ'nin deprem öncesindeki üç yılda ürettiği toplam konut sayısının yaklaşık 213 bin olduğu dikkate alındığında, deprem bölgesindeki yeniden imar faaliyetlerinin konut arzını olağanüstü ölçüde artırdığı görülüyor.

Bu değişim yapı kullanım izinlerine de yansıdı. Deprem bölgesinin Türkiye genelindeki yapı kullanım izinlerinden aldığı pay deprem öncesinde ortalama yüzde 12 civarındayken, 2025 yılında yüzde 20'nin üzerine çıktı. Bu veri, bölgede yalnızca yıkılan binaların yerine yenilerinin yapılmadığını, aynı zamanda konut üretim kapasitesinin Türkiye ortalamasına göre önemli ölçüde yükseldiğini gösteriyor.

Arz arttıkça kira artışları yavaşlıyor

Konut piyasasında en dikkat çekici gelişme ise artan arzın kiralara yansıması oldu. Deprem bölgesinde kira enflasyonu 2023 ve 2024 yıllarında diğer bölgelere göre daha yüksek seyretti. Ancak konut teslimlerinin hızlandığı 2025 yılında kira artışlarının ivme kaybetmeye başladığı gözlendi.

Burada önemli bir ayrıntı var: Kiraların yavaşlaması, kiraların mutlaka gerilediği anlamına gelmiyor. Daha doğru ifadeyle, fiyatlar artmaya devam ederken artış hızı düşüyor. Enflasyon açısından bakıldığında ise bu gelişme son derece önemli.

Nitekim TCMB'nin daha önce yayımladığı bölgesel yeni kiracı kira verilerinde de depremden en ağır etkilenen Hatay, Kahramanmaraş ve Osmaniye bölgesinin kira artışlarının Türkiye ortalamasının altında kaldığı görülmüştü. Mart 2026 itibarıyla Türkiye genelinde yeni kiracı kira endeksindeki yıllık artış yüzde 34,4 olurken, Hatay-Kahramanmaraş-Osmaniye bölgesinde bu oran yüzde 25,7 olarak gerçekleşmişti.

Geri göç, diğer şehirlerdeki baskıyı da azaltabilir

Asıl dikkat çekici gelişme ise depremden dolaylı olarak etkilenen şehirlerde yaşanıyor. Deprem sonrasında göç alan birçok şehirde kiralık konut talebi yükselmiş, bu durum kira fiyatlarını yukarı taşımıştı.

Şimdi ise deprem bölgesindeki yeni konutların tamamlanmasıyla birlikte vatandaşların bir bölümünün yeniden kendi şehirlerine dönme ihtimali güçleniyor. Bu geri göç hareketi, daha önce göç alan şehirlerdeki kiralık konut talebini azaltabilir.

TCMB'nin 2026 yılına ilişkin değerlendirmesi de bu yönde. Depremden dolaylı olarak etkilenen illerde kira enflasyonunun diğer illere kıyasla belirgin biçimde daha düşük gerçekleşmesi, konut arzındaki toparlanmanın bölgesel etkilerinin genişlemeye başladığına işaret ediyor.

Konut arzı enflasyonla mücadelenin anahtarlarından biri

Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı kira sorunu, enflasyonla mücadelede yalnızca para politikasının yeterli olmadığını açık biçimde gösterdi. Faiz politikası, talebi ve finansman koşullarını etkileyebilir. Ancak ortada yeterli sayıda konut yoksa, insanların barınma ihtiyacı ortadan kalkmaz.

Bu nedenle konut arzını artırmak, özellikle kira enflasyonuyla mücadelede yapısal bir çözüm niteliği taşıyor.

Deprem bölgesindeki yeniden imar süreci bu açıdan önemli bir ekonomik ders veriyor: Arzın güçlendirilmesi, fiyat artışlarının hızını zaman içinde aşağı çekebiliyor. Üstelik inşaat sektöründeki kapasitenin deprem bölgesinden Türkiye'nin diğer bölgelerine yeniden yönelmeye başlaması, konut üretimindeki artışın daha geniş bir coğrafyaya yayılabileceğine işaret ediyor.

Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin kira sorununda kalıcı rahatlama sağlaması için deprem bölgesindeki konut seferberliğinden çıkarılacak önemli sonuçlar bulunuyor. Kirayı yalnızca fiyat artışı olarak görmek yerine, konut arzı, göç hareketleri, şehirleşme ve gelir dağılımı ile birlikte değerlendirmek gerekiyor.

Çünkü vatandaşın günlük hayatında en ağır hissedilen ekonomik sorunlardan biri olan yüksek kira meselesinin çözümü, yalnızca fiyatlara müdahale etmekten değil, insanların yaşayabileceği yeterli sayıda, güvenli ve erişilebilir konut üretmekten geçiyor.

Deprem bölgesinde başlayan konut seferberliğinin verdiği mesaj oldukça açık: Konut sayısı arttıkça, kiralar üzerindeki baskının azalması için daha güçlü bir zemin oluşuyor. Türkiye'nin enflasyonla mücadelesinde bu nedenle betonun, inşaatın ve şehir planlamasının da en az para politikası kadar önemli bir yeri bulunuyor.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve habergundemim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
Yeni Slow Radyo