Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
 

NİMETE SAYGI GÖSTERİLMEZSE ELİMİZDEN GİDER 2

ŞU AŞI Bu yazımdan amacım bu konuyu anlatmak değildi. Asıl anlatacağım konu maalesef savaş altında olan İslam ülkelerinin çocuklarının yaşamış olduğu, belki de bildiğiniz bir olay tekrar ele almak istiyorum. Ola ki bizi biraz insafa getirir. İnternette bizzat videosu çekilerek servis yapıldı. Bir çocuk toprak içerisinde ekmek kırıntılarını topluyor. Mercimek kadar olanlarını yiyor, nohut kadar olanlarını ise biriktiriyordu. Birisi ona sordu: Ne yapıyorsun? Dedi ki hem karnımı doyuruyorum.  Hem de kardeşim için yiyecek topluyorum. Ne yapacaksın? Bunları kardeşime su aşı yapacağım, diye cevap verdi. Topraktan toplamış olduğu o nohut kadar ekmek kırıntılarını, kardeşiyle çorba yapmak sorumluluğu ile topraktan, kurdun, kuşun yemediği ekmek ufaklarını topluyor. Gelelim nimetin değerini nazara vermek isteyen aile, eğitimciler; çocuklarımıza ve öğrencilerimize nasıl bir eğitim vermişiz. Dünyada çocuklar açlıktan ot, böcek, ayakkabı derisi vb. yerken veya bizim yemeyeceğim ve yiyemiyeceğimiz şeyleri yerken, bizim Anadolu Lisesi öğrencileri maalesef nasıl bir sahne sergiliyor? Allah’ın nimeti olan simitleri, yeni gelenleri karşılamak adına birbirlerine taş gibi atıyorlar. Temizlikçiler de onları sokak süpürgesi ile süpürüyorlar.   Nimetin yokluğunu bilmeyenler keşke ninelerinden veya dedelerinden dinleseler. Çok eski değil bundan 70-80 sene önceye giderseniz, ülkemizin içerisinde bulunduğu kıtlıktan, böcek, çarık, ot, kurbağa ve hayvanların dışkılarından, yani gübrelerinden çıkan arpa ve buğday tanelerini yiyen insanların olduklarını dinlersiniz. PARA YENİLMİYOR  Babam anlatmıştı 1950 yıllarına doğru, kıtlık var ve üç yıl kurak geçmiş ambarlar boşalmış, insanların yiyeceği kalmamış.  Önceki yıllarda da mahsülün yüzüne kimse bakmadığı İçin, mahsülü ambara koyan babam,  biriktirmiş olduğu mahsülü ihtiyacı olanlara vermiş.  Mahsül bittikten sonra Tokat’tan birisi gelmiş. Demiş ki haber aldım sizde buğday varmış.  Çocuklarım bir haftadır aç, hiçbir şey yemediler.  Babam da üzülerek demişki; amca ne yazıkki buğday bereket, o zaman yok diyemiyorlar. Tükenen şeye yok demiyorlar. Bereket yani sonu geldi, yoktur. Bu kişiye de bereket diye cevap veriyor. Amca cebinden paraları çıkarıyor ortalığa saçıyor ve diyor ki hey be yavrum bu kağıtlar bir işe yaramıyor. Ben bir ümitle buraya geldim. Şimdi nasıl döneceğim memleketime, çocuklarıma ne cevap vereceğim. Onlar bir haftadır aç ve yiyecek bekliyorlar. Kedini yere atıyor ve ayaklarıyla tepinerek bir çocuk gibi ağlamaya başlıyor. Buna dayanamayan babam kendi yiyeceği olan undan bir teneke amcaya hediye ederek, onu geçici olarak olsun sevindirmek adına yolcu ediyor. İNSAN, HAVA, SU, YİYECEK İCAD EDİLEMİYOR Hey bizim eğitimcilerimiz unutmayınız, sizin yaratılışınız mucize olduğu gibi, eğitim mahsulleriniz bir buğdayı imal etmeye yetmiyor. İşte o buğdayın bize verilmesi mucizedir, mucize eliyle bize geliyor. Hey eğitim unutmayın, bizim icatlarımız, ürünlerimiz, bizim teknolojimiz suyu yaratmaya gücü yetmiyor. O su bize mucize eliyle geliyor. Hey bu satırları okuyan gençlerimiz unutmayın bugün dünya bütün imkanlarini bir araya getirse havayı imal edemiyor. Teneffüs etmiş olduğumuz o hava mucize eliyle bize gönderiliyor. O halde siz neci oluyorsunuz? Yetkiyi nereden alıyorsunuz? Bu yaptığınız eylemde selâhiyeti ve fetvayı size kim verdi?  Başkasının yemek için bulamadığı Allah’ın nimetlerini, simitlerini yeni gelen öğrencileri karşılamak adına ayaklar altına atıyorsunuz. Bu nimete küfür ve inkar değilde nedir. Şimdi Milli Eğitim Bakanımıza seslenmek istiyorum. Bu eğitimle bu çocuklar nereye götürülebilir. Biz bu çocukların hem aklına, hem kalbine, hem ruhuna, hem daha tespit edemediğimiz duygu ve latifelerine hitap edecek bir eğitime bunları kavuşturmadıkça, bunlar üniversite okurlarsa bu ülkeye hangi hizmeti verebilirler ve ne fayda sağlarlar. Bu eğitim modeli bizim gençlerimiz test ve bu beslenme de tost nesli yapıyor. Test ve tost neslinin ne bize ve ne de dünyaya vereceği bir şey yoktur.  Prof. Dr. Cahit kurbanoğlu
Ekleme Tarihi: 13 Eylül 2019 - Cuma

NİMETE SAYGI GÖSTERİLMEZSE ELİMİZDEN GİDER 2

ŞU AŞI
Bu yazımdan amacım bu konuyu anlatmak değildi. Asıl anlatacağım konu maalesef savaş altında olan İslam ülkelerinin çocuklarının yaşamış olduğu, belki de bildiğiniz bir olay tekrar ele almak istiyorum. Ola ki bizi biraz insafa getirir. İnternette bizzat videosu çekilerek servis yapıldı.
Bir çocuk toprak içerisinde ekmek kırıntılarını topluyor. Mercimek kadar olanlarını yiyor, nohut kadar olanlarını ise biriktiriyordu. Birisi ona sordu:
Ne yapıyorsun?
Dedi ki hem karnımı doyuruyorum.  Hem de kardeşim için yiyecek topluyorum.
Ne yapacaksın?
Bunları kardeşime su aşı yapacağım, diye cevap verdi.
Topraktan toplamış olduğu o nohut kadar ekmek kırıntılarını, kardeşiyle çorba yapmak sorumluluğu ile topraktan, kurdun, kuşun yemediği ekmek ufaklarını topluyor.
Gelelim nimetin değerini nazara vermek isteyen aile, eğitimciler; çocuklarımıza ve öğrencilerimize nasıl bir eğitim vermişiz.
Dünyada çocuklar açlıktan ot, böcek, ayakkabı derisi vb. yerken veya bizim yemeyeceğim ve yiyemiyeceğimiz şeyleri yerken, bizim Anadolu Lisesi öğrencileri maalesef nasıl bir sahne sergiliyor?
Allah’ın nimeti olan simitleri, yeni gelenleri karşılamak adına birbirlerine taş gibi atıyorlar. Temizlikçiler de onları sokak süpürgesi ile süpürüyorlar.  
Nimetin yokluğunu bilmeyenler keşke ninelerinden veya dedelerinden dinleseler. Çok eski değil bundan 70-80 sene önceye giderseniz, ülkemizin içerisinde bulunduğu kıtlıktan, böcek, çarık, ot, kurbağa ve hayvanların dışkılarından, yani gübrelerinden çıkan arpa ve buğday tanelerini yiyen insanların olduklarını dinlersiniz.

PARA YENİLMİYOR 
Babam anlatmıştı 1950 yıllarına doğru, kıtlık var ve üç yıl kurak geçmiş ambarlar boşalmış, insanların yiyeceği kalmamış. 
Önceki yıllarda da mahsülün yüzüne kimse bakmadığı İçin, mahsülü ambara koyan babam,  biriktirmiş olduğu mahsülü ihtiyacı olanlara vermiş. 
Mahsül bittikten sonra Tokat’tan birisi gelmiş. Demiş ki haber aldım sizde buğday varmış.  Çocuklarım bir haftadır aç, hiçbir şey yemediler. 
Babam da üzülerek demişki; amca ne yazıkki buğday bereket, o zaman yok diyemiyorlar. Tükenen şeye yok demiyorlar. Bereket yani sonu geldi, yoktur. Bu kişiye de bereket diye cevap veriyor.
Amca cebinden paraları çıkarıyor ortalığa saçıyor ve diyor ki hey be yavrum bu kağıtlar bir işe yaramıyor. Ben bir ümitle buraya geldim. Şimdi nasıl döneceğim memleketime, çocuklarıma ne cevap vereceğim. Onlar bir haftadır aç ve yiyecek bekliyorlar. Kedini yere atıyor ve ayaklarıyla tepinerek bir çocuk gibi ağlamaya başlıyor.
Buna dayanamayan babam kendi yiyeceği olan undan bir teneke amcaya hediye ederek, onu geçici olarak olsun sevindirmek adına yolcu ediyor.

İNSAN, HAVA, SU, YİYECEK İCAD EDİLEMİYOR
Hey bizim eğitimcilerimiz unutmayınız, sizin yaratılışınız mucize olduğu gibi, eğitim mahsulleriniz bir buğdayı imal etmeye yetmiyor. İşte o buğdayın bize verilmesi mucizedir, mucize eliyle bize geliyor. Hey eğitim unutmayın, bizim icatlarımız, ürünlerimiz, bizim teknolojimiz suyu yaratmaya gücü yetmiyor. O su bize mucize eliyle geliyor. Hey bu satırları okuyan gençlerimiz unutmayın bugün dünya bütün imkanlarini bir araya getirse havayı imal edemiyor. Teneffüs etmiş olduğumuz o hava mucize eliyle bize gönderiliyor.
O halde siz neci oluyorsunuz? Yetkiyi nereden alıyorsunuz? Bu yaptığınız eylemde selâhiyeti ve fetvayı size kim verdi?  Başkasının yemek için bulamadığı Allah’ın nimetlerini, simitlerini yeni gelen öğrencileri karşılamak adına ayaklar altına atıyorsunuz. Bu nimete küfür ve inkar değilde nedir.
Şimdi Milli Eğitim Bakanımıza seslenmek istiyorum. Bu eğitimle bu çocuklar nereye götürülebilir.
Biz bu çocukların hem aklına, hem kalbine, hem ruhuna, hem daha tespit edemediğimiz duygu ve latifelerine hitap edecek bir eğitime bunları kavuşturmadıkça, bunlar üniversite okurlarsa bu ülkeye hangi hizmeti verebilirler ve ne fayda sağlarlar. Bu eğitim modeli bizim gençlerimiz test ve bu beslenme de tost nesli yapıyor. Test ve tost neslinin ne bize ve ne de dünyaya vereceği bir şey yoktur. 

Prof. Dr. Cahit kurbanoğlu

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve habergundemim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.