Bilal Dursun Yılmaz
Köşe Yazarı
Bilal Dursun Yılmaz
 

Ömer, Kadın, Cinayet…

Kırk yaşımdayım 25 yıldır ülke ve dünya gündemini takip etmeye çalışıyorum. İçinde yaşadığım alemde sürekli bir hareket görünse de hakikatte sanki zaman buz kesmiş gibi her şey yerli yerinde… hep aynı tartışmalar hep aynı şeyler, değişen ise sadece isimler ve cisimler konular hep aynı… Gazete okuma alışkanlığı kazanmamda bir başlangıç olan Yeni Asır gazetesinde şimdi var mı bilmiyorum bir köşe vardı 40 yıl önce 40 yıl sonra diye hatırımda kalan orada her gün 40 yıl önce bugün yaşananlar yazardı. Merakı mucip bu durum olduğundan benim de ilgimi çekerdi her ne kadar bahsedilen tarihi yaşamamış olsam da…  Beşerin kadim soruları olan ben kimim, nereden geldim nereye gidiyorum, geldiğim yere dair vazifelerim neler, gideceğim yere dair hazırlıklarım neler, evren ve içindeki dünya, dünya içindeki ben kimim, bu sorular hep vardı ve evren var olduğu müddetçe bu sorularda daim olacak… Gelelim bugün neler konuşuyoruz geçmişte neler konuşulmuş gelecekte neler konuşulacak kısmına ebetteki yukarıdaki kadim ve derin felsefi soruya girip orada boğulup ve de boğmamak adına bu konuyu okuyanların kendi “ben”lerine havale edip, bugün gündemimiz olan şeylerin geçmişine bakıp geleceğine de kapı açmaya çalışalım. Önce şunu belirteyim eskiden gazeteleri şöyle bir bakmadan bir lokma yemez, bir yudum çay içemezdim. Beş yıl öncesine kadar da haber bültenlerini daim takip eder, mümkün mertebe genellikle haber kanallarını izlerdim. Artık gazeteleri eskisi kadar okunuyor,  haber bültenlerine ise bakmıyorum. Dün akşam hasbelkader bir haber kanalını açtım adını unuttuğum bir kadın dernekleri konfederasyonun genel başkanı olan bir hanım henüz yeni vuku bulmuş bir kadın cinayeti üzerinden epey müddettir de ülke gündemini esir alan bu meşum konuyu değerlendiriyordu. Sayın başkanın çok iddialı ifadeleri vardı. Aklımda kalan birkaç cümlesi şöyleydi; “gerekli yasal düzenlemeler hemen çıkarılmalıdır, eğer gerekli düzenlemeler yapılırsa bu cinayetler hemen son bulacaktır. Meclis neden çekiniyor iki tane cemaat mensubunun sözü üzerine siyasiler mecliste İstanbul sözleşmesini tartışıyorlar, bu nasıl bir zihniyet? Hala kadınların nafaka sorunu çözülemedi. Erken evliliklere getirilen cezaların mecliste tartışılıyor olması utanç verici… İstanbul sözleşmesi tam uygulanamıyor uygulansa kadına yönelik pek çok sorun hallolacak ama iktidar tarikat ve cemaatlerden gelecek iki kıytırık eleştiriden çekiniyor” bu ve benzeri cümleleri kuran hanım efendinin sözlerini direk alıntı yapmadım aklımda kalanlar mealen böyle şeylerdi.  10 yıl önceye mi gidelim 50 yıl önceye mi yoksa yüz yıl önceye mi bilemedim Hz. Adem ile Hz. Havva’ya da gitmek mümkün ama biz 1500 yıl önceye gidelim. İslam’ın henüz nazil olduğu yıllara peygambere biat edenlerin 3-5 kişi olduğu o yıllara hayalen seyahat edelim. Yolumuz peygamberin, dolayısıyla İslam’ın o dönem azılı bir düşmanı olan Hz. Ömer’e çıksın. Seyreyleyelim o bedeviyet dönemini. Ömer’in kız kardeşine şiddet ve hiddetle sorduğu gibi biz de bir kadından, bir bacıdan sebeple İslam’la şereflenen Ömer’e soralım İslam nedir? İnsan nedir? Hukuk nedir? O tek kelimeyle şunu diyecektir bize: İslam Ömer’in vücut bulmuş halidir. Evet, İslam’dan önceki Ömer; öz kızını diri diri toprağa gömen Ömer, onun erkek olarak dünyaya gelmemesinden, kız babası olmasından ötürü utanan Ömer… ve eliyle kızını toprağa gömen Ömer… işte o Ömer ki İslam ile şereflenince adaletin dünya tarihindeki en büyük hamisi olmuş, hem adaletle hem cesaretle Arap yarımadasıyla mahdut İslam coğrafyasını 30 kat büyütmüş bugünkü dünyanın üçte birine İslam’ı hakim kılmıştır. Arap’tan nefret edenler bu cahiliye Ömer’ini inkar ederler. Hayır,  Ömer diri olarak kızını gömmedi, hatta Araplarda da böyle bir adet yoktu derler. Böyle olsaydı nüfus nasıl artardı gibi de güya delil getirirler. Aslında onların dertleri Arapları temize çıkarmak değil de İslam inancının bir insanı nereden alıp nereye getirdiğini inkar içindir. Evet, Ebucehil (cahillerin babası) olan Ömer’le adaletin cesaretin, haşmetin numune-i misali olan Ömer. Biri kömür (Ebucehil), biri elmas… İşte Allah’a ve İslam’a savaş açanlar bu tarihi hadiseyi Ömer’in kızını sağ olarak gömdüğünü kabullenmek istemezler. Eğer kabul etseler İslam’ın ulaştığı mertebeyi kabul edecekler. İnkar ederek kendi karanlıklarına gömülmeyi İslam’ı kabul etmeye tercih ediyorlar. Her fert, her millet aslıyla nesliyle bir şekilde gurur duyar, fahirlenir.  Her şeyde olduğu gibi bunda da haddi aşmadıkça beis görülmeyebilir. Akşam halamız İzmir Çeşmeden ziyaretimize gelmişti geniş hanemizde kız çocuklarının çokluğunu görünce bir iç çekip “güzeller ama soy devam etmeli” diye kendince gelinlere duyuru yaptı sanki erkek doğurmak gelinlerin elindeymiş gibi… Bu durum ataerkil tüm milletlerde mevcuttur. Maalesef diyeceğim ama bu durum Türk milletinde de ziyadesiyle mevcuttur. “erkektir yapar” anlayışı belki “z” kuşağında yaygın olmasa da tüm kuşaklarımızın içine sirayet etmiştir. Hatta durum öyle bir hal almıştır ki analar bile erkek çocuk ayrımının baş mimarı olmuştur. Bu konuyla ilgi adına kültür, anane dediğimiz bir milyon örnek vermek mümkündür de neye yarar… İslam peygamberinin pek çok erkek evladı olmuştur. Allah ömür vermemiştir. Bunun da elbet pek çok harika hikmetleri vardır ona girmeyeceğim ama düşünmek için şu bize yetmiyor mu? Peygamberin nesli kızı Fatıma ile devam etmiştir. Onun soyundan nice alimler nice veliler gelmiştir. Kutsiyet erkek olmak da olsaydı Allah Habibinin soyunu erkek bir evlatla devam ettirmez miydi? Demek ki irsiyet, cinsiyet, erkeklik gibi fıtri kanunların yek diğerine bir üstünlüğü söz konusu değildir.  Bu yazı sayfalar dolusu devam edebilir. Konu anlaşıldı mı bilmiyorum, lakin her gün adeta propagandası, tarifi, telkini, teşhiri yapılan kadın cinayetlerine timsah gözyaşı dökmenin bir mantığı yok. Bilim insanı hüviyetli bazıları bu işi sistemik bir cinayet olarak, hatta Ak Parti’nin bir projesi gibi literatüre sokmaya çalışsa da 50 yıl önceye 100 yıl önceye 1000 önceye de gitsek değişen sadece isimler, mekan bile değişmiyor… ne Avrupa’da ne Asya’da ne başka bir kara parçasında… vicdanlar ıslah olmadıkça hiçbir beşeri kanun kesin bir çözüm getirmeyecektir. Evet, kadını öldürene kısas getirilebilir o da şeriatta zaten mevcut. O dernekler ona da karşı çıkıyor bu da başka bir tenakuz… lakin öğle manevi işkenceler var ki öldürülmek bazen büyük merhamet…
Ekleme Tarihi: 21 Kasım 2019 - Perşembe

Ömer, Kadın, Cinayet…


Kırk yaşımdayım 25 yıldır ülke ve dünya gündemini takip etmeye çalışıyorum. İçinde yaşadığım alemde sürekli bir hareket görünse de hakikatte sanki zaman buz kesmiş gibi her şey yerli yerinde… hep aynı tartışmalar hep aynı şeyler, değişen ise sadece isimler ve cisimler konular hep aynı…
Gazete okuma alışkanlığı kazanmamda bir başlangıç olan Yeni Asır gazetesinde şimdi var mı bilmiyorum bir köşe vardı 40 yıl önce 40 yıl sonra diye hatırımda kalan orada her gün 40 yıl önce bugün yaşananlar yazardı. Merakı mucip bu durum olduğundan benim de ilgimi çekerdi her ne kadar bahsedilen tarihi yaşamamış olsam da… 
Beşerin kadim soruları olan ben kimim, nereden geldim nereye gidiyorum, geldiğim yere dair vazifelerim neler, gideceğim yere dair hazırlıklarım neler, evren ve içindeki dünya, dünya içindeki ben kimim, bu sorular hep vardı ve evren var olduğu müddetçe bu sorularda daim olacak…
Gelelim bugün neler konuşuyoruz geçmişte neler konuşulmuş gelecekte neler konuşulacak kısmına ebetteki yukarıdaki kadim ve derin felsefi soruya girip orada boğulup ve de boğmamak adına bu konuyu okuyanların kendi “ben”lerine havale edip, bugün gündemimiz olan şeylerin geçmişine bakıp geleceğine de kapı açmaya çalışalım.
Önce şunu belirteyim eskiden gazeteleri şöyle bir bakmadan bir lokma yemez, bir yudum çay içemezdim. Beş yıl öncesine kadar da haber bültenlerini daim takip eder, mümkün mertebe genellikle haber kanallarını izlerdim. Artık gazeteleri eskisi kadar okunuyor,  haber bültenlerine ise bakmıyorum. Dün akşam hasbelkader bir haber kanalını açtım adını unuttuğum bir kadın dernekleri konfederasyonun genel başkanı olan bir hanım henüz yeni vuku bulmuş bir kadın cinayeti üzerinden epey müddettir de ülke gündemini esir alan bu meşum konuyu değerlendiriyordu. Sayın başkanın çok iddialı ifadeleri vardı. Aklımda kalan birkaç cümlesi şöyleydi; “gerekli yasal düzenlemeler hemen çıkarılmalıdır, eğer gerekli düzenlemeler yapılırsa bu cinayetler hemen son bulacaktır. Meclis neden çekiniyor iki tane cemaat mensubunun sözü üzerine siyasiler mecliste İstanbul sözleşmesini tartışıyorlar, bu nasıl bir zihniyet? Hala kadınların nafaka sorunu çözülemedi. Erken evliliklere getirilen cezaların mecliste tartışılıyor olması utanç verici… İstanbul sözleşmesi tam uygulanamıyor uygulansa kadına yönelik pek çok sorun hallolacak ama iktidar tarikat ve cemaatlerden gelecek iki kıytırık eleştiriden çekiniyor” bu ve benzeri cümleleri kuran hanım efendinin sözlerini direk alıntı yapmadım aklımda kalanlar mealen böyle şeylerdi. 
10 yıl önceye mi gidelim 50 yıl önceye mi yoksa yüz yıl önceye mi bilemedim Hz. Adem ile Hz. Havva’ya da gitmek mümkün ama biz 1500 yıl önceye gidelim. İslam’ın henüz nazil olduğu yıllara peygambere biat edenlerin 3-5 kişi olduğu o yıllara hayalen seyahat edelim. Yolumuz peygamberin, dolayısıyla İslam’ın o dönem azılı bir düşmanı olan Hz. Ömer’e çıksın. Seyreyleyelim o bedeviyet dönemini. Ömer’in kız kardeşine şiddet ve hiddetle sorduğu gibi biz de bir kadından, bir bacıdan sebeple İslam’la şereflenen Ömer’e soralım İslam nedir? İnsan nedir? Hukuk nedir? O tek kelimeyle şunu diyecektir bize: İslam Ömer’in vücut bulmuş halidir. Evet, İslam’dan önceki Ömer; öz kızını diri diri toprağa gömen Ömer, onun erkek olarak dünyaya gelmemesinden, kız babası olmasından ötürü utanan Ömer… ve eliyle kızını toprağa gömen Ömer… işte o Ömer ki İslam ile şereflenince adaletin dünya tarihindeki en büyük hamisi olmuş, hem adaletle hem cesaretle Arap yarımadasıyla mahdut İslam coğrafyasını 30 kat büyütmüş bugünkü dünyanın üçte birine İslam’ı hakim kılmıştır.
Arap’tan nefret edenler bu cahiliye Ömer’ini inkar ederler. Hayır,  Ömer diri olarak kızını gömmedi, hatta Araplarda da böyle bir adet yoktu derler. Böyle olsaydı nüfus nasıl artardı gibi de güya delil getirirler. Aslında onların dertleri Arapları temize çıkarmak değil de İslam inancının bir insanı nereden alıp nereye getirdiğini inkar içindir. Evet, Ebucehil (cahillerin babası) olan Ömer’le adaletin cesaretin, haşmetin numune-i misali olan Ömer. Biri kömür (Ebucehil), biri elmas…
İşte Allah’a ve İslam’a savaş açanlar bu tarihi hadiseyi Ömer’in kızını sağ olarak gömdüğünü kabullenmek istemezler. Eğer kabul etseler İslam’ın ulaştığı mertebeyi kabul edecekler. İnkar ederek kendi karanlıklarına gömülmeyi İslam’ı kabul etmeye tercih ediyorlar.
Her fert, her millet aslıyla nesliyle bir şekilde gurur duyar, fahirlenir.  Her şeyde olduğu gibi bunda da haddi aşmadıkça beis görülmeyebilir. Akşam halamız İzmir Çeşmeden ziyaretimize gelmişti geniş hanemizde kız çocuklarının çokluğunu görünce bir iç çekip “güzeller ama soy devam etmeli” diye kendince gelinlere duyuru yaptı sanki erkek doğurmak gelinlerin elindeymiş gibi… Bu durum ataerkil tüm milletlerde mevcuttur. Maalesef diyeceğim ama bu durum Türk milletinde de ziyadesiyle mevcuttur. “erkektir yapar” anlayışı belki “z” kuşağında yaygın olmasa da tüm kuşaklarımızın içine sirayet etmiştir. Hatta durum öyle bir hal almıştır ki analar bile erkek çocuk ayrımının baş mimarı olmuştur. Bu konuyla ilgi adına kültür, anane dediğimiz bir milyon örnek vermek mümkündür de neye yarar…
İslam peygamberinin pek çok erkek evladı olmuştur. Allah ömür vermemiştir. Bunun da elbet pek çok harika hikmetleri vardır ona girmeyeceğim ama düşünmek için şu bize yetmiyor mu? Peygamberin nesli kızı Fatıma ile devam etmiştir. Onun soyundan nice alimler nice veliler gelmiştir. Kutsiyet erkek olmak da olsaydı Allah Habibinin soyunu erkek bir evlatla devam ettirmez miydi? Demek ki irsiyet, cinsiyet, erkeklik gibi fıtri kanunların yek diğerine bir üstünlüğü söz konusu değildir. 
Bu yazı sayfalar dolusu devam edebilir. Konu anlaşıldı mı bilmiyorum, lakin her gün adeta propagandası, tarifi, telkini, teşhiri yapılan kadın cinayetlerine timsah gözyaşı dökmenin bir mantığı yok. Bilim insanı hüviyetli bazıları bu işi sistemik bir cinayet olarak, hatta Ak Parti’nin bir projesi gibi literatüre sokmaya çalışsa da 50 yıl önceye 100 yıl önceye 1000 önceye de gitsek değişen sadece isimler, mekan bile değişmiyor… ne Avrupa’da ne Asya’da ne başka bir kara parçasında… vicdanlar ıslah olmadıkça hiçbir beşeri kanun kesin bir çözüm getirmeyecektir. Evet, kadını öldürene kısas getirilebilir o da şeriatta zaten mevcut. O dernekler ona da karşı çıkıyor bu da başka bir tenakuz… lakin öğle manevi işkenceler var ki öldürülmek bazen büyük merhamet…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve habergundemim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.