Sevgili okurlar,
Bir ülkenin kalkınmasında iki temel unsur vardır: devlet ve halk. Ancak bu ikisinin arasında köprü vazifesi gören bir başka aktör daha var: iş insanları. Onlar üretir, istihdam sağlar, vergilerle devletin kasasına katkıda bulunur. Peki, bu köprüyü sağlam kurabiliyorlar mı? Ne yazık ki bazen hayır.
Vergiden Kaçan Zenginlik
Bir iş insanının asli görevi sadece servetini artırmak değildir. Kazancı aynı zamanda toplumun refahına katkı demektir. Fakat kimi şirketler, kazançlarını gizlemek veya vergiden kaçınmak için türlü yollar arıyor. Bu tutum, yalnızca devlete değil, millete de zarar veriyor. Çünkü o vergilerle yol yapılacak, okul açılacak, sağlık hizmeti sunulacak.
Krizde Yükü Kim Çekiyor?
Ekonomik dar boğazlarda iş dünyasının sık kullandığı cümle şudur: "Devlet bize destek vermeli." Oysa devletin sunduğu destek halkın ödediği vergilerle sağlanıyor. Krizin yükünü ise çoğu zaman çalışanlar çekiyor; işten çıkarılanlar, düşen maaşlar… Gerçek sorumluluk sahibi iş insanı ise krizde dahi istihdamı korumak, çalışanına sahip çıkmak için elinden geleni yapandır.
Sadece Kazanç mı, Yoksa Vatan mı?
Bazı iş insanları kazandığı parayı kendi ülkesine yatırıma dönüştürmek yerine yurt dışına aktarıyor. Lüks içinde yaşarken, fabrika kurmayan, üretim alanı açmayan ve istihdam yaratmayan bir sermaye modeli sürdürülebilir değildir. Vatan, sadece siyasetçinin veya askerin koruduğu bir değer değildir; iş insanının da sorumluluk üstlenmesi gereken bir emanettir.
Sevgili dostlar,
Halk vergisini ödüyor, memur görevini yapıyor, asker sınırda nöbet tutuyor. Peki, iş insanı ne yapıyor? Sadece zenginleşmeyi mi düşünüyor, yoksa vatanın geleceği için taşın altına elini koyuyor mu?
Unutmayalım ki ülkenin gerçek kalkınması yalnızca devletin harcamalarıyla değil, iş dünyasının ahlaki ve milli sorumluluk bilinciyle mümkündür.
O yüzden çağrımız nettir: İş insanları, sadece servetin değil, sorumluluğun da sahibi olmalıdır. Kazancını milletiyle paylaşmayan zenginlik, aslında yoksulluğun başka bir adıdır.

