TÜRK İRADESİ


MURAT GÜLŞAN

MURAT GÜLŞAN

Okunma 08 Kasım 2019, 21:09


İradenin anlamı, İstek,  arzu, dilemek, tercih etmek diye devam ediyor.
İnsanın iradesi sonlu ve sınırlıdır. Birde İlahi irade var, Allah’ın iradesi ezelidir, sonsuzdur ve sınırsızdır. Yaradan insanı, kendi istek ve çabalarına bırakmış, bu cüz-i irade oluyor.
Allah’ın her şeye şamil olan emri ise Küll-i irade oluyor.
İnsanoğlu yaptığı yapacağı her şey kendi aklı, fikri ile olduğundan yani kendisine bırakıldığından, kendi isteği ile yaptığından, sorumlusu kendisidir bunu cüz-i iradesiyle yapmaktadır. İşte insanlık kendi iradesiyle yapmış olduklarının resmi tarih belgelerini sizlerle paylaşıyorum. Bazılarının çok örnek almak istediği, beğendiği Avrupa kültürü ve katliamları.
İşte Şarabı ile meşhur Fransızlar.
1954’ten 1962 yılına kadarki Cezayir bağımsızlık mücadelesinde 1 milyon Cezayirli hayatını kaybetti. Ruanda'da ise Fransızların katliama göz yumması yüz binlerce kişinin hayatına mal oldu.
Fransa siyasi nüfuz sahibi olduğu ülkelerde de büyük insan hakları ihlalleri gerçekleştirdi.
İnsanlık tarihin en büyük soykırımlarından kabul edilen, 800 bin kişinin öldüğü 1994 Ruanda soykırımında da Fransa'nın rolü olduğu ortaya çıktı. Fransızlar tüm bunları kendi istek ve arzuları ile çıkar amaçlı yapmışlardır.
Yine Fransızları aratmayacak şekilde yaptığı katliamlarla zirvede olan insan düşmanı, İngilizler.
İngilizler’e göre insanlar üçe ayrılır :
İngilizlere göre, İngilizler, Tanrı’nın yarattığı en mükemmel insanlardır. Beyaz derili Amerikalı ve Avrupalılar İngilizlerden sonra gelir. Bunların dışında kalan grup ise III. sınıf köle insanlardır. (Yani buna biz Türkler dahil )Bunlara kesinlikle saygı duyulmaz, bunlar İngilizlere hizmet etmek ve vatanlarıyla birlikte sömürülmek için yaratılmış kölelerdir. 1675 yılında Kral Philip Savaşı olarak adlandırılan savaşta, Norrogonsettler ve Wonpanoaqlar gibi kabileler acımasız bir biçimde yok edildiler. Tarihçilerin aktardıklarına göre; bu katliam,  İngiliz askerleri çevreye saldırarak yaralı, erkek, kadın ve çocuk ayırt etmeden öldürdükleri, kamplarını ateşe verip yaktıkları bir 17. yüzyıl vahşetiydi. Kızılderili avı o dönemde İngilizler için popüler bir spor sayılıyordu.  Üstelik onların anlayışına göre bu öldürme ve kıyımlar Tanrı’nın iradesinde yapılıyor ve “Efendimiz İsa, onları önünde diz çöktürüp kahretti.” deniyordu. 
Yani Tanrı bunlara (sözde)demiş ki! Kızılderileri yok edin!.. Birde Spor sayılıyormuş İnsan avı..
1876 yılında, acımasız İngiliz politikaları sonucu baş gösteren açlıkta, 12 ile 29 milyon Hintli öldü. (Rakamlara bakar’ mısınız?)
Amerikalılar.
ABD’nin resmi makamları Kızılderili kellesi başına 5 dolar ödemişti. ABD’liler, “Bu vahşi hayvanların yani Kızılderililerin tamamen imha edilmesi gerekiyor”, En iyi yerli ölü yerlidir politikasıyla kıtayı binlerce yıldır üzerinde yaşayan yerli halkın elinden zorla almıştı. Bu kapsamda ilk biyolojik silah, Kızılderililer üzerinde uygulandı. Sürgüne gönderilen Kızılderililere yardım olarak dağıtılan battaniyelere çiçek mikrobu bulaştırılarak çok sayıda yerlinin öldürülmesi sağlandı. Kızılderili soykırımıyla bugünkü Amerika’nın da temelleri atıldı. Dünyada en büyük soykırım suçlusu Amerika Birleşik Devletleri’dir. Tam yetmiş milyon Kızılderiliyi kendi vatanlarında katlettiler. (Rakamlara bakar’ mısınız?)
Hiroşima’ya attığı atom bombası ile 140 binden fazla kişinin ölümüne yol açan ABD, Hiroşima’dan üç gün sonra 9 Ağustos 1945’te de Nagazaki’ye 2.ci atom bombasını da atarak 80 bin kişinin sonradan ölenlerle birlikte toplamda 350 bin kişinin ölmesine ve binlerce insanın da sakat kalmasına neden olmuştur.
Guetelema, İran, Endonezya, Laos, Kamboçya, Vietnam, Küba, Kongo, Şili, Arjantin, El Salvador, Irak- İran savaşı, Nikaragua, Lübnan, Panama, Bosna Hersek, Sudan, Afganistan, Mali, Darfur ve Arap Baharı Bu ülkelerin tamamın da, İşgal, katliam, yardım yataklık ortalığı karıştırmak savaş çıkarmak maksadıyla İnsanların ölümlerine iktidarların değişmelerine sebep olmuşlardır.
Ve Almanlar..
Holokost, Nazi Almanya'sının II. Dünya savaşı öncesi ve sırasında sistemli bir şekilde gerçekleştirdiği Yahudi katliamına verilen isimdir. 
Hitler'in Nazi Almanyası işgal altındaki Avrupa’nın 4 bir yanından 7 milyon insan köleleştirildi ve toplama kamplarına yerleştirildi.
Rudolf Hoess, Auschwitz’in komutanı, prosedüre aşağıdaki biçimde tanımladı.
“Tahminlerime göre 2.500.000 kurban idam edildi veya gaz verilerek ve yakılarak imha edildi, ve en azından diğer yarım milyon da açlığa ve hastalığa dayanamayarak öldü, bu da toplam ölü sayısını yaklaşık 3.000.000 yapar. Bu sayı Auschwitz’e mahkûm olarak gönderilenlerin yaklaşık %70 veya %80 ‘ini temsil eder. Geri kalanlar seçildi ve köle işçi olarak konsantrasyon kampı endüstrisinde çalıştırıldı...
Yukarıda saydığım Ülkeler kendi hür iradeleiryle zulüm yaptılar.
Ve şimdi gelelim biz Türklere..
Türkler; tarih boyunca insan toplumlarını öldürmek, hüküm altına alıp zulmetme iradesiyle yaşamış olanların karşısında durmuş, boyun eğmemiş, diğer insan toplumlarını korumuşlardır.( Dini, ırkı, ne olursa olsun) Türkler, Allah’ın yeryüzündeki orduları dır.
Her Türk kanının, ruhunun kodu merhamet ve vijdaniyet İnsanlıkla yüklüdür. Adeta ATATÜRK'ün muhteşem bu sözüyle desteklenmektedir. "MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA GİZLİDİR" Bilinç altı kod, kanında gizli olduğudur.Bu kodda merhamet, vijdaniyet, iyi insan olma saklıdır.Bunun en somut örneklerinden biri Çanakkale de yaşanmıştır.
"MEÇHUL ASKER OLAYI Mayıs ayının başından itibaren bu bölgedeki savaşlar siper savaşlarına dönüşmüş, siperler arası mesafeler 7 ile 8 metreye kadar düşmüştü. Siperlerde karşılıklı yoğun atışlar devam ediyordu. Böyle bir esnada iki siper arasında yaralı yatan bir İngiliz subayı yardım istemesine rağmen hiç kimse yardım edemiyordu. Bu esnada Türk siperlerinden bir Türk askeri çıkıp yaralı İngiliz subayını kucaklayıp Anzak siperi önüne bırakarak geri dönmüştü. Bu olay karşısında büyük şaşkınlık yaşayan Anzak askerler, kendilerine anlatılan Türklerin barbar olduğu sözlerinin gerçek olmadığın anlamışlardı. İşte bunun ardından Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı'ndaki Kabatepe-Conkbayırı arasındaki bölgeye bunu tasvir eden bir anıt yapılarak konuldu."
Türkler tarih boyunca tek Tanrı’dan başka ilâh olmadığına inanmış olarak kendi örf ve adetleriyle yaşayıp hâkimiyet altına girmedikleri gibi, bu konuda birçok millete yardım da etmişlerdir. Cihad ederek Allah’ın dinini korumak; zulmün olmadığı insanca yaşam şartlarına sahip çıkıp, barış ve adalet içinde yaşama şartlarımızı koruyarak Allah’ın öğretmiş olduğu yaşam düzenini istediğimizi ve böylece, Allah’ın ve O’nun iradesinin taraftarı olduğumuzu ispat etmektir.
İslamiyetten önceden TÜRK TÖRESİ kanunlarında nasıl bir yaşam tarzı çizileceği açıkça belirtilmiştir.
Bilge Kağanın TÜRK TÖRESİ kanunları aynen şöyledir.
1)   Diline ve inancına sahip çıkmak
2)   Devletin ve Hakanın emirlerine itaat etmek
3)   Haklara saygı duymak
4)   Devletin bağımsızlığı için özverili olmak
5)   Milletin birliğini bozmamak
6)   Vatanı ve doğayı korumak.
7)   Atalar kültürünü yaşatmak
8)   Milli kültürü bozmamak.
9)   Aileyi canlı tutmak. (Kadınları ve çocukları korumak)
Ve bakıyorsunuz savaş kanunlarına açıkça bildirilmiş zulm yasak.
Türk tarihinin en önemli unsurlarından biri olan, Göktürk devleti hükümdarlarından Bilge Kağan'ın mertliğin kitabını yazan kanunlarıdır.
bu kanunlar şu şekildedir.
1.Türkten köle olmaz
2.İki Türk tek düşmana saldırmaz
3.Atlı bir Türk yaya düşmana saldırmaz
4.Yalan söylemek yasaktır
5.Aman dileyene el kaldırılmaz
6.Kadın ve çocuğa vurulmaz, esir edilmez
7.Bunlara uymamanın cezası ölümdür.
Ve Türkler hiçbir şekilde Hayvanata, Nebabata çevreye zarar vermemişlerdir.
Yeryüzünde dünya tarihinde TÜRK hiç bir kavime ,Irk'a, din'e, zulüm yapmamıştır, atlı Türk atsıza, silahsıza, kadına, yaşlıya, çocuğa el kaldırmaz merhamet gösterir, dini emrettiği için ALLAH korkusundan inancından dolayı zulüm etmez.
Bakıyorum da yeryüzünde her bir Türk, konulmuş olan bu kurallardan dışarıya çıkmaz. Her birinin korunmuş iradesi var. Allahın yüreklerine koymuş olduğu merhamet, vicdaniyet, adalet, sahiplenme yardım etme ve zulm etmeme duygusuyla hareket ederler. Yaşarlar yaşatırlar, yeşertirler..
Günümüzde Suriye topraklarındaki Suriye halkının dahi “çok şükür Türkler geldi” sevinç nidalarına mahzar kalmış bir ordumuz var. Çocukların Türk askerlerinin boyunlarına sarılmamaları sabi günahsız yüreklerin Temiz yüreklileri anlamış tanımış olmasındandır, yani rahmanidir.
İşte küffarın en büyük korkusu da bu zaten. Daha önceki yüzyıllarda da olduğu gibi Din, Dil, Irk fark etmeksizin Türk tüm dünya mazlumlarının yanındadır. Bugün İnsanlığa zulm eden Avrupa, Amerika birgün mutlaka Türk’ün şefkatine muhtaç kalacaktır, aman dileyeceklerdir.
Türk kapsamı içine giren ırk, halk, toplum, aşiret, devlet, soy ve kavimlerin tümü düşünüldüğünde Yüce Atatürk’ün “Ne mutlu Türk’ün diyene!” veciz sözü daha iyi anlaşılacaktır. Dikkat edilirse bu tasnifte mezhep, dil yoktur. Türk gibi ahlaklı İslam yaşayan, doğruluk ve adalet ile Yüce Allah’a yönelen, Allah uğrunda ölmeyi severek kabul eden herkes nerede yaşar ve hangi dili konuşursa konuşsun Türk olmayı hak eder.
Anadolu’nun topraklarında yatan binlerce eren evliyalar hep gönüllere nakşetmiş, sevgi saygı çerçevesinde hal ile yaşayarak İslamı ve Türklüğü en güzel şekilde anlatmışlardır. Maide suresi 54. Ayette de açıkça bildirildiği gibi, “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” (Maide 5/54 )  Ayettede açıkça belirttiği gibi biz Türkler hep alçak gönüllü ve merhamet sahibi olmuşlardır. İşte bu bilinç ve irade ile yaşayan Türkler, Allahın Ordusudur.
Son sözlerimizi Türk'ün İki başbuğu ile noktalayalım.
“Türk Milleti yüzyıllardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklali yaşamak için şart saymış, bir kavmin kahraman evlatlarından ibarettir. Bu millet istiklalsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.” (21 Haziran 1922)
Mustafa Kemal ATATÜRK

“Türk Töresi: “Türk hukuku”, “Türk nizamı” demektir. Türk Töresi’nde her Türk’ün toplum içindeki yeri, sırası ve vazifeleri belirli kaidelerle tesbit edilmiştir.” ALPARSLAN TÜRKEŞ.

 "Biz Türkler mazluma umut olmayı severiz!'                      
 Biz Türkler iyilerdeniz" selam ve dua ile kalınız.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.