SOHBET MEDENİYETİ


Bülent Civan

Bülent Civan

Okunma 18 Kasım 2020, 18:18

İslam maarif anlayışının merkezinde insan vardır. Başka bir ifade ile söyleyecek olursak, İslam tedrisatı Allah'ın halifesi olan insanı yansıtır. Batılı eğitim ve öğretim, devlet ve vatandaşı yansıtırken, ”İslam maarif anlayışı, İslam irfanını insan ve hayatta gerçekleştirmek ister.” İslam medeniyet tasavvurunun temel mevzuu olan insan, aynı zamanda medeniyet güzergâh haritasının bidayetinde yerini alır. Medeniyetimizin ihyası için, öncelikle “Hz. İnsan”ın inşası gerekir. İnsan inşası olmadan tüm teşebbüsler akim kalır.
Medeniyet tasavvurumuzun ruhî kaynakları da, insan tabiat haritasının muhtevasında mündemiçtir. Medeniyet tasavvurumuzun bidayetinde olan insanın inşası, insan tabiat haritasının ruhi-kalbi havzasında, Müslüman şahsiyet inşası ile başlar. Gaye, insanı kalbi-ruhi havzada mukim hale getirmektir.
Her mevzu da olduğu gibi, şahsiyet inşasında takip edilecek tedrisat usulü olarak sohbet bahsi için de bakacağımız nihai merkez ve ölçü kaynağı Nübüvvettir. Çünkü bilgi telakkimiz Peygamberimiz Efendimiz Aleyhisselatü Vesselama dayanır.
Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam efendimiz, Vahyi tebliğinin akabinde Müslüman olup, Yüce Sahabe kadrosuna katılan fertleri de Müderris olarak tedrisatına almıştır. Müderrisi Risalet, talebesi Sahabe olan tedrisatın adı ise sohbettir. Sohbet öyle bir tedrisattır ki, meyvesi “Sahabe-i Kiram” efendilerimiz gibi birer abide şahsiyetler olmuştur. O mümtaz kadro, kendi devirlerinden sonra ki tüm nesillere örnek teşkil edecek, gökte ki yıldızlar haline gelmiştir.
Okuma yazma bilmeyen (Bilenlerin sayısı çok az) bir cemiyeti gökte ki yıldız yapan iksir “Sohbet-i Nebevi”de ki tesir idi. Sahabe-i Kira’mın gönülleri Allah Resulü Aleyhis-selatü Vesselam Efendimizin mübarek nazar ve kelamları ile mayalandı. Saadet asrında tedrisatın merkezinde sohbet vardır. Sahabe-i Kiram efendilerimiz sohbetle yetişmiş, imanları Efendimiz (A.S) mübarek nazar ve kelamlarıyla “yakin” seviyesine ulaşmıştır.
İslam'ın ilk şahsiyet ve cemiyet kadrosu, Efendimiz (A.S)'ın sohbeti etrafında oluşmuştur. İslam medeniyet tasavvurunun bidayeti şahsiyet inşası ile başlar, şahsiyetler oluştukça ancak cemiyet olma alt yapısı oluşur. Daha sonra devlet haliyle ortaya çıkmaya başlar. Medeniyet güzergâhının ilk iki aşamasının (Mekke ve Medine döneminin) tedrisat usulü olarak, sohbet ile gerçekleştiğini görüyoruz. Mekke dönemine tekabül eden şahsiyet inşası, Medine döneminde de devam ettiği gibi şahsiyetlerden oluşan cemiyet yapısının da örüldüğünü görüyoruz. İslam medeniyetinin temelinde olan insan ve cemiyet inşalarında sohbetin önemi büyüktür.
Sohbet-i Nebevi de öyle bir tesir mevcuttur ki Said-i Nursi’nin ifadesi ile ”Bir bedevi gelse, Efendimizin sohbetinde kısa bir süre bulunsa ve daha sonra Hindistan'a gitse, oranın en büyük hakaik-i muallimi olur.” Bu da bize sohbetin tesir gücünü anlatmak babında mühim bir misaldir.
Sohbet Efendimizin (S.A.V) sünneti olarak, asırlardır tedrisat usulü olarak devam ediyor. Her meselemizde olduğu gibi sohbetin usulünü yine Efendimizden (A.S) öğreniyoruz. “Usul olmadan vusul olmaz” kadim şiarı, tedrisat anlayışımızın merkezi konularındandır. Belli bir usule ve adaba bağlı yapılmayan sohbette ki tesir zihni-aklı seviyeden öteye geçmiyor. Her şey adabına uygun yapıldığı müddetçe menfaat ileri seviyede olur. İslam tedrisat anlayışının merkezinde yer alan sohbetin, kabuk seviyesinde kalmayıp kalbi-ruhi havzaya tesir etmesi gerekir; çünkü kulluk kalpten gelen manevi bir iştiyakla yapıldığında kalb-i selim ve zevk-i selimle yapılmış olur. Sohbetin tesiri insan da kalb-i selim ve zevk-i selim oluşturmasına kadar gider. Sahabe-i Kiram efendilerimizin, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamın sohbetine karşı gösterdikleri iştiyakın ne derece ileri seviyede olduğunu görüyoruz. Bu da onların nasıl bir kalp medeniyeti oluşturduklarını ve nasıl bir zevk-i selime sahip olduklarının alametidir. Müderrisi Risalet olan bir kadronun, saf hakikatin vazedildiği bir döneme tekabül etmelerinden dolayıdır ki sohbetten aldıkları manevi iştiyakın ve muhabbetin, âlem-i ervahta Allah'la (c.c.) mükâlemede ki ruhların tattığı zevk-i selime ne derece yakın olduklarının bir göstergesi olarak anlaşılmalıdır.
Asr-ı Saadette, Sahabe-i Kira’mın ruh merkezli bir hayat oluşturmalarında ki en büyük etken “Sohbet-i Nebevi”dir. Kalb-i selim ve zevk-i selim merkezli bir hayat idraki, tabii ki ruh merkezli bir hayat telakkisini ortaya çıkarır. Saadet asrında hayat ruh merkezinde yaşanıyor-du; çünkü din inşa ediliyor, “din ile inşa” dönemlerinin tarih üstü modeli hayata geçiyordu.
Sohbet, Sahabe-i Kiram efendilerimiz başta olmak üzere onları takip eden tüm nesillerde, tedrisat usulüne uygun olarak gerçekleştirildiğinde, insanı kendi merkezi olan ruha doğru yolculuğa çıkartır. Sohbet, insanda ki duygu güzergâhlarının içten dışa ve dıştan içe olmak üzere, terbiye edilmesinde mühim bir görevi yerine getirir. Sohbet kalbe tesir ettikçe zevki artar. Âlem-i ervahta ruhların Allah Azze ve Celle ile olan mükâlemesinde ki zevk-i selime yaklaşmış olur. Sohbet marifeti ile âlem-i ervahta ki zevk-i selim ortaya çıkar.
Ruh merkezli bir hayatın inşası için sohbet mühim bir vazifeyi ifa eder. Duyguya güzergâh açar terbiye eder, zevk-i selim gerçekleşir. Sohbetin illa ki sözlü olması gerekmez, sükût sohbeti de mevcut ve müessirdir. Sohbetin ehemmiyeti, aklı ve beş duyuyu aşarak direk kalbe tesir etmesidir. Aklı ve beş duyuyu aşmayan sohbet sadece zihni ve kalbi havzada kalır. İnsan tabiat haritasının sadece bir bölgesine hitap etmiş olur. Sohbetin nihayeti zihni ve akli havzada kalmayıp, duyuları ve aklı aşan yönüyle de, huzur haline ulaşma temrinleri olarak tasavvur edilebilir. (En doğrusunu Allah c.c. bilir).
İslam medeniyeti, ruh ve kalp medeniyetidir. Bu da bize Ruh merkezli bir hayatı tavsiye eder. Hayatın nefis merkezli değil, ruh merkezli yaşanmasını ister. Sahabe efendilerimizin hayatları bunun en büyük göstergesidir. Bu durum ise, ”Sohbet-i Nebevi” ile gerçekleşmiştir. Bülent CİVAN

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.