Yasakçı zihniyetin utanç vesikası: Tek suçu Kur'an öğretmekti

Osmanlı'nın son dönemlerinde Konya'da yetişen Hacı Veyis Efendi, Cumhuriyet'in ilk yıllarında da İslam'a hizmet etmeye devam etti. Kur'an-ı Kerim'in öğretilmesinin yasak olduğu dönemlerde camilerde çocuklara gizlice ders veren Hacı Veyis Efendi, ilerleyen yaşına bakılmadan mahkemelik edilmiş ve kötü muamelelere maruz kalmıştı. Ancak yılmayan Hacı Veyis Efendi, Anadolu'daki manevi yapının sağlam kalması için çalıştı.

Yasakçı zihniyetin utanç vesikası: Tek suçu Kur'an öğretmekti
22 Kasım 2019 Cuma 17:48

banner799

Hacı Veyis Efendi, 1858'de Konya'da dünyaya geldi. İlköğrenimini ve hıfzını tamamladıktan sonra, Konya'nın meşhur alimlerinden Aladağlı Hoca'nın derslerine devam etti ve ondan icazet aldı. 

Şatırlı Hacı Mehmet Efendi’nin damadı olan Hacı Veyis Efendi, gereken imtihanları vererek, Hacı Adil Efendi’nin kurmuş olduğu Adliye Medresesi’ne müderris oldu. Adil Efendi’nin oğlu Mehmet Zari Efendi’nin 1904 yılında ani vefatı ile medresenin idaresi tamamen kendisine kaldı. Burada, başta oğulları Mustafa Efendi ile İbrahim Efendiler olmak üzere Dülgerzade Mevlüt Efendi ve Hattat Mustafa Efendi gibi pek çok talebe yetiştirdi.

Bir ara da Islah-ı Medaris’te oğulları Mustafa ve İbrahim Efendilerle birlikte Kur’an-ı Kerim hocalığında bulundu.

Medreselerin kapatılmasından sonra, adıyla anılan Dolav Camii’nin imam ve hatipliği görevini üstlendi. Vefatına kadar bu görevi devam etti. Kur’ân ve din dersleri okutmanın yasak olduğu dönemlerde gizli gizli çocuk okuttu ve bu yüzden de, zaman zaman takibatlara uğradı.

ÇOCUKLARA KUR'AN ÖĞRETTİĞİ İÇİN MAHKEMELİK OLDU

Kur'an okutmanın yasak olduğu dönemlerde çocuklara gizlice eğitim veren Hacı Veyis Efendi hakkında hazırlanan tahkikatın vesikası:

1933 tarihli vesikada, "Konya'nın Durak fakı mahallesinden Hacı Mustafa oğlu 1277 doğumlu Hoca Hacı Veysi efendi Dolap camiinde en büyük altı yaşında olmak üzre yirmi çocuğa Arapça Elifbe ve amme cüzeriyle ders verdiği anlaşılmış ve hakknıda tutulan tahkikat evrakiyle mahkemeye tevdi kılındığı Vilayetin iş'arından anlaşılmıştır" ifadeleri yer alıyor.

İNCİTMEMEK DEĞİL İNCİNMEMEK...

Ahlâkını ve örnek yaşantısını ortaya koyan pek çok hatırası nesilden nesle aktarılır. Onlardan biri şöyle:

Hacı Veyis Efendi, Konya’nın büyük hocalarının da bulunduğu bir yere davet edilmiş. Yemekte Büyük Aksekili Mehmet Emin Efendi de varmış. Hacı Veyis Efendi yemekten sonra cebinden çıkardığı kitabın önemli gördüğü bir yerini okumaya kalkınca, Aksekili Mehmet Emin Efendi sinirlenerek:

“- Hoca sen de iki laf konuşturmazsın! O kitap hepimizde var. Lâzım olduğunda açar bakarız.” gibi laflar etmiş.

Hacı Veyis Efendi hiç karşılık vermeden kitabı cebine koymuş ve konuşulanları dinlemeye başlamış.

Ali Ulvi merhum, Hacı Veyis Efendi ile Aksekili Hoca arasında cereyan eden meselenin sofradan kırıntı toplama meselesinden kaynaklandığını nakleder.

Hacı Veyis Efendi, birkaç gün sonra, evlerine komşudan üzeri çörek otlu güzel bir çalma yoğurt geldiğini görmüş. Hanımının adı “Fatma” olduğu hâlde ona “Muhsine” diye hitap edermiş.

Hanımına:

“Hay Muhsine! Geçenlerde Aksekili Hoca’yı gücendirdik. Şu yoğurdu çıkıla da ona götüreyim.” der.

Yanlarında da olayı anlatan torunu Ali Ulvi Bey:

“Yoğurdu ben taşıyayım.” diye lafa karışmış.

Hoca da kabul etmiş, birlikte Aksekili Hoca’nın evine gitmişler. Evde kimse olmadığı için kapıyı, Hoca’nın kendisi açmış. Hacı Veyis Efendi yoğurdu uzatıp:

“- Komşular yoğurt göndermişler, boğazımdan geçmedi, sana getirdik! Geçen gün seni gücendirdim; hakkını helal et” deyince,

Aksekili Hoca ağlayarak:

“-Asıl sen hakkını helal et! Ben seni o olaydan sonra benimle hiç konuşmayacaksın sanmıştım! Beni yine utandırdın, bu ne güzel ahlak ya Rabbi” diyerek şaşkınlığını ve hayranlığını dile getirmiştir.

Hoca Efendi bu davranışı ile “Marifet incitmemekte değil, incinmemektedir” sözünü bizzat uygulamışlardır. Bir de Hoca Efendi’ye göre, “gerçek hürriyet Allah’a kul olmaktır.”

İbadetine son derece düşkün olan Hacı Veyis Efendi, başta selâm verme alışkanlığı dahil, hayatındaki bütün güzellikleri oğullarına aşılamış, örnek bir şahsiyet olarak hatırlanmıştır.

Başta oğulları Mustafa ve İbrahim Efendiler olmak üzere soyundan pek çok değerli ilim adamı yetişen bu büyük âlimimiz, 1935 yılının son ayında vefat etmiş ve Üçler Kabristanı’nda toprağa verilmiştir. Eşi Fatma Hanım ise kendisinden dört yıl önce vefat etmiştir.

Torunu Ali Ulvi Bey’in yetişmesinde büyük emeği geçmiştir.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.