Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kritik mesajlar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ekim ayı Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda konuşuyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kritik mesajlar
26 Ekim 2018 Cuma 11:29

banner977

İşte Erdoğan’ın konuşmasından satır başları:

Ana muhalefet partisi önce seçim sonuçlarının üzerine gölge düşürmeye çalıştı, başarılı olamadı. Sonuçları kabullenmek zorunda kaldı. Biz bu arada kabinemizi kurduk. Yeni yönetim sistemini çalıştırmaya başladık. Hem içeride hem dışarıda, siyasi ve ekonomik olarak çok önemli atılımların hazırlıkları içine girdik.

"ATEŞE ODUN TAŞIDILAR"

Hiçbir rasyonel sebebi olmayan bir kur saldırısı başladı. Bir anda tırmanışa geçen döviz kurlarını, faizlerin artışı ve enflasyonun yükselişi takip etti. Ülkemiz içindeki kimi kesimler de ateşi söndürme gayretine destek vermek yerine adeta ateşe odun taşıdılar. Sosyal gerilimler, siyasi kaos, darbe girişimleri... Terör örgütleriyle diz çöktürmeyenlerin ekonomi kozunu da boşa çıkardık..

Ve bu saldırı dalgasını belli bir yerde kontrol altına almaya başardık. Her şeyde bir hayır vardır. Cari açığı düşürmeye ve tasarrufları artırmaya yönelik yapısal reformumuzu hızlandırmış olduk.

Nasıl bugün birliğimiz beraberliğimiz, kardeşliğimiz daha iyi yerdeyse ekonomimiz daha ileri bir seviyeye ulaşmış durumda. Halen çözüm bekleyen sıkıntılarımız yok mu? Elbette var. Piyasadaki nakit sıkıntısının, kredi kanallarının daraldığını, üretim ve istihdamda dikkatle üzerinde durulması gereken gelişmelerin yaşandığını da biliyoruz. Hepsiyle ilgili hazırlıklarımız, planlarımız var.

Herkesten sabır istiyoruz. Bu dönemde tüm kesimlerin kendi kaynaklarını daha etkin şekilde kullanarak çarkların dönmesini sağlaması çok ama çok önemlidir. Darbe girişiminin ertesi günü bile üretimin başında olan milletimizden bugün de aynı dirayetli ve milli tavrı göstermesini bekliyoruz. Fevkalade dönemler, tedbirler ve onunla birlikte fedakârlıklar gerektirir. Devletiyle, milletiyle fedakarlığımızı yaptık ve bu sürecin üstesinden geldik. İnşallah bundan sonra işimiz daha da kolay olacaktır.

Bugün de yarın da her ne yapacaksak yine milletimizle birlikte yapacağız. Sizlerden vatandaşlarımıza bu durumu anlatmanızı özellikle istiyorum. Milletimizin gönlünü fethetmeden hedeflerimize ulaşamayız. Bu mesele sadece bir seçim meselesi değildir. Bu bir beka meselesidir, 2023 hedeflerimiz meselesidir.

Partimiz hiçbir zaman ‘ben’ diyenlerin partisi olmamıştır. Bundan sonra da olmayacaktır. Çünkü bizim kitabımızda ‘ben’ yoktur ‘biz’ vardır. Tıpkı Yunus gibi; ‘Ete kemiğe büründüm, Yunus gibi göründüm’ mesele bu. Biz AK Parti’nin kaderiyle ülkemizin kaderini aynı görüyoruz. Bu ülke ayaktaysa AK Parti işini doğru yapıyor demektir. Türkiye’nin başına bir hal gelirse AK Parti olsa ne olur olmasa ne olur? Onun için ülkemize sahip çıkacağız.

Buradan tekrar ifade ediyorum ki; Bizim tek andımız İstiklal Marşımızdır.

Türkiye ekonomiyi silah, kur, faiz; bu mermilerin karşısında, bunları kullanan çevreler tarafından hedeflerinden uzaklaştırılmaya çalışılırken biz tarihi başarılara yine imza atmayı sürdüreceğiz.

İdlib’de büyük bir felaketin önüne tüm dünyanın takdirini kazanan bir gayretle geçmeye başardık. Bazıları soruyor dış politika… İşte buyur dış politika.

“İŞTE BU DİPLOMASİ ZAFERİDİR”

Buraya durup dururken gelmedik. Belli gayretleri ortaya koyarak geldik. İşte bu diplomasi zaferidir. Bunu böyle başardık. Bizim tek bir amacımız vardır, bölgedeki krize Suriye’nin toprak bütünlüğü temelinde her kökenden kesimi kucaklayacak, adil, sürdürülebilir demokratik siyasi bir çözümün bulunmasıdır. Ülkemizde yaşayan 3,5 milyon Suriyeli, 500 bin Iraklı bütün bu kardeşlerimizin geleceklerini kendi vatanlarında görmelerini temin edebiliriz.

Kimseyi zorla, ciddi tehditlerin bulunduğu bir coğrafyaya göndermeyi aklımızdan dahi geçirmedik, geçirmeyeceğiz. Böyle bir tavır, ne kültürümüze, ne medeniyetimize ne de ahlakımıza sığar.

Ha ana muhalefet partisinin başındaki zatın ve çevresindekilerin vicdanına, ahlaki anlayışına sığabilir. O bizi ilgilendirmiyor, biz kendimizden mesulüz. Onların sırtında yumurta küfesi yok, boş bir küfeyle dolaşıyorlar. Ama bizde var. Biz adımlarımızı atacağız.

Şimdi sırada Fırat’ın doğusundaki terör yuvalarının ortadan kaldırılması ve bu bölgenin gerçek sahipleri olan Suriyeli kardeşlerimizin hayat alanı haline getirilmesi vardır.

ABD, Münbiç konusundaki vardığımız mutabakatı bizi oyalama aracı haline dönüşmüştür. Er veya geç arzu ettiğimiz noktada çözüleceğine inanıyoruz. Şu anda devriye güçlerinin Gaziantep’te birlikte çalışma yaptıklarını biliyorsunuz. Artık Münbiç’te oyalanmak yerine dikkatimizi ve enerjimizi Fırat’ın doğusuna çevirmekte kararlıyız. Fırat’ın doğusunda Türkiye tehdit ediliyor. Biz kimseyi tehdit etmiyoruz. Kimsenin de sınırlarımızın dibinde bize tehdit oluşturacak işler yapmasına izin vermeyiz. Zaten terör koridorunu dağıtmış vaziyetteyiz. Ama yeniden oluşumlar bizim açımızdan kabul edilemezdir. Oralar bizim kırmızı çizgimizdir.

DEAŞ’ın bölgede yapılan operasyonlar için bir bahane olarak kullanıldığı tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır. Bugün hala ülkemizi tehdit eden terör örgütüne verilen desteği meşrulaştırma gayretine devam ediliyor. Biz DEAŞ adına sahaya sürülen çapulcuların kim tarafından korunduğunu, silahlandırıldığını çok iyi biliyoruz. Bölgeye getirilen 19 bin TIR ve kargo dolusu silahın DEAŞ ile alakalı olmadığını da çok iyi biliyoruz. Rejim ile terör örgütü arasında yaşanan kavganın, petrol sahalarını kontrol kavgasıydı.

Daha bildiğimiz pek çok şey var. bir kez daha ifade ediyorum. Bizim kimseyle kavga etmek hele hele fiili çatışmaya girme hevesimiz yoktur. Tek gayemiz, ülkemize yönelen tehdidi kaynağında, kalıcı olarak ortadan kaldırmaktır.

Müttefiklerimize, dostlarımıza diyoruz ki; gelin sırtınızdaki bu yükten kurtulur. Terör örgütüyle birlikte yürünen bir yolun sonu kimse için hayırlı bir yere çıkmaz. Bu terör örgütü PKK’dır. Onun yan kolları YPG ve öbür tarafta bildiğiniz gibi PYD’dir. Türkiye gibi bir ülkeyi eli kanlı, mazisi karanlık, mensupları şaibeli bir örgüte feda etmek akıl karı değildir. bu çağrımızın yavaş yavaş muhataplarımıza makes bulmaya başladığını görüyoruz. Bu sözlerimiz son ikazlarımız olarak değerlendirilmelidir. Ülkemize yöneltilen son silahla yok edilene kadar mücadelemizi sürdürmekte kararlıyız.

2 Ekim tarihinde İstanbul’da bizi çok üzen, dehşete düşüren ve tedirgin eden vahşi bir cinayet işlendi. Ölen de öldürenler de bizim vatandaşlarımız olmamakla birlikte hem olayın ülkemiz sınırları içinde gerçekleşmiş olması, hem vicdani ve insani sorumluluklarımız bizi bu meseleyle yakından ilgilendirmeye zorladı. Gazeteci Cemal Kaşıkçı, Türk vatandaşı bir hanımefendiyle yapacağı bir evliliğin resmi işlemler için gittiği ülkesinin başkonsolosluğundan bir daha çıkmadı.

Suudi yetkililerinden oralardan da yapılan açıklamalar ayrıca farklı bir endişeye sevk etti. O da neydi? Cemal Kaşıkçı’nın konsolosluktan çıktığı ifadesiydi. Bu açıklamalar tabi çok komikti. Cemal Kaşıkçı gibi bir insan konsolosluktan çıkacak da nişanlısını almayacak? Bunun izahı mümkün mü? Bu çocukça açıklamalar devlet ciddiyetiyle uyuşmaz. Tabi bunlar bizim de mesuliyetimizi daha da artırdı.

Tabi bu arada emniyet, istihbarat ve yargı birimlerimizin titiz çalışmalarında mesele büyük ölçüde aydınlandı. Bakıyorsunuz suudi önemli bir yetkili şu ifadeyi de kullanıyor. Diyoruz ki, öldürüldüğü ayan beyan ortada da nerede? Bu cesedi göstermeniz lazım. Buradan çıktı diyorsunuz, çıktıysa biz de diyoruz ki ispat. Bu da yok. Kaldı ki 15 + 3. 18 kişi. En sonunda 18 kişinin tutuklandığı kabul edildi. Bunu tabi ben bizzat öğrendim, dinledim. Tabi şimdi burada şöyle bir soru ortaya çıkıyor. Bu 18 kişi Cemal Kaşıkçı’nın kimler tarafından öldürüldüğünü biliyor. Bunun başka izahı yok. Çünkü fail bunların içinde. Fail bunların içinde değilse o zaman yerli işbirlikçi kim bunu açıklayacaksınız. Bunları açıklamadığınız sürece o zaman Suudi Arabistan bu zandan kurtulamaz.

"15 KİŞİYE TALİMATI VEREN KİM"

Orijinallerini vermemek suretiyle zaten verdik veriyoruz. Bunu Suudi Arabistan’a da verdik. Onlar bunu gördüğü zaman, hepsi şaşırıyorlar. Kullandıkları ifadeler çok çok enteresan. Çünkü mesele sıradan bir mesele değil. Aslında fail belli. Ha şimdi buradan bir şey daha çıkıyor ortaya. Peki bu talimatı veren kim? Bu 15+3. 15 kişinin Türkiye’ye gelmesi talimatını veren kim?

"ELİMİZDE BAŞKA BİLGİLER VAR"

Cuma günü buraya yerleşenler, ardından Pazartesi’yi Salı’ya bağlayan gece bu gelenler kimlerin talimatıyla geldi? Bunu da yetkililerin açıklaması lazım. Tabi elimizde başka bilgi belge yok değil var. Gün ola harman ola. Ama çok aceleci olmanın da anlamı yok. Şimdilik ilk etapta bir defa Kaşıkçı’yı öldürenleri Suudi yetkililer açıklayacak.

"SUUDİ BAŞSAVCI PAZAR GÜNÜ TÜRKİYE'YE GELECEK"

Pazar günü başsavcıyı Türkiye'ye gönderiyorlar, İstanbul’da başsavcımızla bir araya gelecekler. Bu görüşmelerde bakalım ne gibi bir kanaat hasıl olacak, bunu da göreceğiz. Bütün mesele o son açıklanan yerli işbirlikçi kim? Bunu sıradan birisi açıklamıyor. Dışişleri bakanı açıklıyor. Peki kim o? Onu bildiğine göre onu da bileceksin. Böyle bir açıklama yapmadım diyor. Yahu her yere düştü bu. Ağzından kaçırır şöyle olur böyle olur, bunu söylediniz. Ama her şeyden öte o da bir kenara, 15 kişiyi Türkiye’ye gönderen kim? Şu anda bunlar tutuklu.

DEVAMI GELİYOR...


Kaynak: Hürriyet

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.