Mucize Hedefindeki Teknolojinin Dili

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu'nun Mucize Hedefindeki Teknolojinin Dili başlıklı tüm yazıları tek sayfada

Mucize Hedefindeki Teknolojinin Dili
09 Ekim 2020 Cuma 23:19

banner977

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİ KUR’AN VE PEYGAMBER MUCİZELERİ NE SÖYLÜYOR

Biliyoruz ki Mukaddes kitabımız Kur’an’ı Kerim’de her şey var. Ancak bilim ışığında bunlar o Şimdi bu yazı serimizde Kur’an ve Peygamber mucizelerinin ilme tutmuş olduğu ışığı hala anlayamadığımızı tartışmaya açacağım.  Onların mucizeleri göreceğiz ki bizi bilimsel faaliyetler sürdükçe hayretler içerisinde bırakacaktır. Ne zaman yeni bir şey bulsak o zaman anlıyoruz ki herhangi bir peygamber bu buluşa peygamberliği döneminde işaret etmiş. Üstelik bu alanda çok ileri hedefleri de göstermiş.    İşte peygamberlerin hayatına baktığımız zaman onların, normal insanların yapamayacağı bir takım insan üstü faaliyette ve icraatlarda bulunduğunu görüyoruz.  Biz buna peygamber mucizesi diyoruz. Netice itibari ile de peygamberliğinin ispatına vasıta olarak kullandığını nazara alıyoruz.  Bunun başka türlü değerlendirmesine girmiyoruz. Peygamberlere verilen mucizeler, peygamberlerin peygamberliğini ümmetine kabul ettirmek için Allah CC  tarafından kendine verilen, diğer insanların yapamadığı bir olay olarak ortaya koyup inanıyoruz.  Allah’ın gücünü ve kudretini insanlara tanıttırıp, varlığını birliğini tasdik etme görevini üstlenirken, diğer taraftan da o mucize alanında ümmetini düşünmeye ve çalışmaya teşvik etmiştir.  Yâni bu mucizeler bu haliyle hem ruhumuz ve kalbimizi açıyor uyandırıyor, hem de aklımızı ve sistematik çalışarak bilime temel teşkil ediyor.  PEYGAMBER ÜMMETİNE MANEVİ VE MADDİ  ÖĞRETMEN  Hatta ve hatta peygamberlerin başına gelen bazı olaylar var ki onlarda düşünmeye ve değerlendirmeye değen olaylardır.  Yani Yunus Peygamberin denize düşmesi ve balık tarafından yutulması bizi bir takım düşüncelere ilham kaynağı olmuyor mu?  Eyüp Aleyhisselam çeşitli yara ve berelere maruz kalması bize tıp konusunda düşünmeye sevk edip ilam kapısı olmuyor mu? Bundan sonra her bir peygambere verilen mucizenin teknolojik yönden bir kapı açacağı üzerinde durmaya çalışılması gerekir.  Tabi biz burada netice itibari ile bu mucizeleri Yirminci Söz’de bize nakleden Bediüzzaman Hazretlerinin, Risale-i Nur kitaplarından istifade edeceğiz.  Çünkü gerçekten Risale-i Nurları okuyan bilim adamları, normal insanlardan farklı olarak özellikle mensup oldukları bilim alanları açısından çok daha fazla istifade etmektedir. Bu cihetle ve bu yönüyle bilgilerini dışarıya aktarma noktasında daha faydalı oldukları aşıkardır.  Risale-i Nurlar bizzat Sayın Cumhurbaşkanı’mızın talımatı doğrultusunda Diyanet İşleri Başkanlığı’ınca basılmıştır. Artık geç kalmamız lazımdır.  Eğitim birimlerinde temel  kitaplar olarak yerini almalıdır.  

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknoloji-kuran-ve-peygamber-mucizeleri-ne-soyluyor-makale,2852.html

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİ   MUCİZELERİN DİLİ  

Hepimiz biliyoruz ki bizim mukaddes kitabımız Kur’an’ı Kerim bir mucizedir. Bediüzzaman Hazretleri Yirmibeşinci Sözde Kur’an’ın 40 yönü ile mucize olduğunu ortaya koymuştur. Dolayısı ile okuyup ayetlere nüfuz ettikçe, değil her bir Ayette her bir  kelimede ve harfte bile mucizelerin yattığı görülür. Bunu görmek için sağlam bilgi temellere dayanan bir sahibi olmamız gerekmektedir.   Bunun yanında payganberlere verilen mucizelerin aşağıdaki birkaç başlık altında ele alacağız.   PEYGAMBERLERE GELEN MUCİZELERİN İÇ YÜZÜ   بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِم"ِ   مُبِينٍ  كِتَابٍ فِى اِلاَّ يَابِسٍ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ   (1/59)   Kur'andan şu âyet-i kerime beyân ediyor ki:” Yaş ve kuru, herşey içinde bulunur.” Evet, herşey içinde bulunur. Fakat herkes herşeyi içinde göremez. Mesela bir incirin çekirdeğine baksak, toplu iğne başı kadar yuvarlak bir cisim; Bilgisi ve bilim seviyesine göre biri der ki bu bir çekirdektir. Birisi derki bu çekirdekte bir çiçek mevcuttur. Başka birisi der ki bu çekirdekte bir incir ağacı mevcuttur. bir başkası der ki bu bir incir meyvesi, bir başkası da der ki bu çekirdekte bir incir ağacı sülalesi mevcuttur. İşte Kur’an’ın her ayetinde çok anlamlar bulunmaktadır. Zira muhtelif derecelerde bulunur. İşte yukarıdaki âyet-i kerime de diyor ki; Bâzân çekirdekleri, bâzân nüveleri, bâzân icmâlleri, özet olarak, bâzân düsturları, kuralları, bâzân alâmetleri; ya sârâhaten, açıkça, ya işareten, ya remzen, ya ibhamen, üstü kapalı olarak, ya ihtar, hatırlatma tarzında bulunurlar.” (2/342)

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknoloji-mucizelerin-dili-makale,2866.html

 

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİLERİN DİLİ   SANAT HARIKALARI VE FENDEKI GELIŞMELER

(HAVARİK-I SAN'AT VE GARÂİB-İ FEN)   Beşerin san'at ve fen cihetindeki yükselişlerinin neticesi olan san'at harikaları ve fendeki gelişmeler olarak tayyare, elektrik, şimendifer, tren, telgraf gibi şeyler meydana gelmiş ve o asırda insanlığın maddi hayatında en büyük mevki almışlar.   KUR’AN BÜTÜN İNSANLIĞI MUHATAP ALMAKTADIR   Elbette umum nev'-i beşere hitab eden Kur'an-ı Hakîm, şunları sanat eserlerini ihmal etmez. Evet ''İki Cihet'' ile onlara da işaret etmiştir:   Birinci cihet: Mu'cizât-ı Enbiyâ (peygamber mucizeleri)... İkinci kısım : Bâzı tarihi hadiseler sûretinde işaret eder.   SANATKARLARIN PİRİ PEYGAMBERLER   Peygamberlere gelen mucizeler bir taraftan ümmetine Allah tarafından görevli olduklarına delil iken, diğer taraftan da o mucize alanından ümmetinin ulaşacağı son hedefi göstermektedir.   Ancak ne var ki bilim ve bilim adamları, Kur’an-ı Kerim’de bulunan harika olay ve işaretler ile peygamber mucizelerinde bir ders alma yoluna gitmemiştir. Bu da bizim bilimde maalesef dünyada iyi bir yer almamız şöyle dursun, ilk 500 sıralarda de yer alamayışımıza sebep olmuştur. İtiraf etmek gerekir ki biz bu gerçeklere yabancı kaldıkça çok iyi yerlere gelemedik. Ancak yabancılar batıl dinlerinden uzak kaldıkça bilimde bizim önümüze geçtiler.   San'atkârların ekserisi, herbir san'atta birer peygamberi, Ustabaşı, Üstad, pîr ittihaz ediyor.   Meselâ gemiciler Hazret-i Nuh'u (Aleyhisselâm), saatçılar Hazret-i Yusuf'u (Aleyhisselâm), terziler Hazret-i İdris'i (Aleyhisselâm)...

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/sanat-harikalari-ve-fendeki-gelismeler-havarik-i-san-at-ve-garib-i-fen-makale,2876.html

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİLERİN DİLİ   SÜLEYMAN ALEYHİSSELÂM UÇAK, TELEVİZYON, BİLGİSAYAR

  Süleyman Peygamber havada gezerek yâni uçarak yol gitmiştir. Ayet buna şöyle işaret etmektedir.   “Rüzgârı da Süleyman’a boyun eğdirdik ki, sabahtan bir aylık, öğleden sonra da bir aylık yol giderdi.” (3/12)   Âyet Hz. Süleyman Aleyhisselâm iki aylık mesafeyi havada uçarak bir günde katetmiştir. İşte bunda işaret ediyor ki:... Bu mertebeye yetiş ve yanaş. Cenâb-ı Hak, şu âyetin lisanıyla mânen diyor:   «Ey insan! Bir abdim, hevâ-i nefsini terk ettiği için havaya bindirdim. Siz de nefsin tenbelliğini bırakıp bâzı âdetullah kanunlarımdan güzelce istifade etseniz, siz de binebilirsiniz...»(2/344)   Bu âyet, şimdiki halihazır tayyareden çok ileri nihayetlerinin noktalarını tayin ediyor.   UÇAN İNSAN VE UÇAK   Demek ki bizim insanlığımız Allah’ın CC adetullah kanunları dediğimiz bilim kanunlarını iyi okur, anlar ve uygulamaya koyarsa, Hz. Süleyman AS gibi veya ona yakın bir şekilde ulaşım sağlayabilir.   Bunun için bilimsel olarak çok çalışmalıyız. Böyle bir esere, dünyada yapılan bütün çalışmalara vakıf olup, diğer bilimlerle de ortaklaşa çalışmalar yaparak gerçekleşir.   Teknolojik gelişim uçak ve uzay sanayinde takip edilemeyecek kadar hızlı seyretmektedir. Bizim de Atak helikopterimiz ve insansız hava araçlarımız bu çalışmaların bir ürünüdür. Ancak mucize hedefine hızla yürümemiz gerekiyor. *  İslam bilim adamlarının bu alanda çalışmaları da gözümüze çarpmaktadır. 1609-1640 yıllarında yaşamış olan Hezarfen Ahmet Çelebi,   Galata Kulesinden Üsküdar‘a uçmuştur. Bunun dışında da ayakkabı tabanına yerleştirilen bir sistem belli bir yükseklikte ve belli bir süre uçuş sağlamaktadır. **  Belki de bu teknolojiye cevap verecek hava trafiği bulunmadığı zaman insansız araçlar gibi, araçsız uçacak insanlara ihtiyaç duyulacak. Bir ayakkabı tabanı aynı zamanda insana havada ulaşım sağlayacak bir vasıta olabilir.   KALABALIK ŞEHİRLERİN ULAŞIMINA ÇÖZÜM   Kalabalık şehirler artık bu taşıt trafiğini kaldırmaktan uzaklaşmaktadır. Raylı sistemlere şehir yerleşimi ve yeraltı tesisatları fazla imkan tanımamaktadır. Onun için de  Hz. Süleyman Peygamber ulaşımda ve toplu taşımacılıkta hava hattı ulaşımına işaret etmiş olduğunu düşünüyorum. Avrupa şehir içi ulaşımda bu yolu tercih etmektedir.

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknolojilerin-dili-suleyman-aleyhisselm-ucak-televizyon-bilgisayar-makale,2883.html

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ     TELEVİZYON, BİLGİSAYAR VE İNTERNET  

Ben daha dünyaya gelmeden askerliğini İstanbul’da yapmış ve tahsilli olmasa da, oldukça çok kitap, tefsir, siyer ve tarih kitapları okumuş, köyün okul, su, camii ve yol yapılmasında da öncülük yapmış, babası da ilim sahibi olan, rahmetli babam, köyde 1945’li yıllarda radyo kullanmaya başlıyor.  Bütün köylü merakla ve hayretle dinlemeye geliyorlar.  O zaman dinleyenlere diyor ki şimdi bu haberi, şarkıyı türküyü söyleyen bu aletin, gelecekte bu sesi gelenlerin resmini de gösterecekleri çıkacaktır. O zaman rahmetli babam bu bilgiyi okuduğu eserlere dayandırdığına hiç şüphe yoktur. Bizler televizyon ilk çıktığı zaman renksiz ve hareketsiz olanlarını görenlerdeniz.  Şimdi çizimleri üç boyutlu görebilmek için özel gözlük kullanmak gerekiyor.  İşte Bediüzzaman Hazretleri bu konuyu, 20. Sözde ayetler ışığında çok açık bir şekilde dile getiriyor.  Bilim adamlarının bu noktaya dikkatini çekerek diyor ki, bakın televizyon, bilgisayar ve internet insanlığa hayal edilemeyecek hizmetler sunulabilir. Ben doktoramı yaparken, literatür taramasında, kütüphane kütüphane gezdim. Bu yetmedi, mektupla konu ile ilgili Avrupa kütüphanelerinden bilgi transferi yapmıştım. Şimdi internet kanalı ile hem konular çok rahat taranıyor ve hem de dünya kütüphane bilgileri cep telefonu ekranına geliyor.  Bize bu bilgileri sağlayan nedir? Şimdi ona bir bakalım:   BELKIS’IN TAHTINI CİSİMLERİ İLE NAKLETMEK   Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm taht-ı Belkıs’ı yanına celb etmek için vezirlerinden bir âlim-i ilm-i celp dedi, “Gözünüzü açıp kapayıncaya kadar sizin yanınızda o tahtı hazır ederim” Yâni nakil işi ile şöhret bulmuş bir veziri, Yemen'de bulunan Belkıs'ın tahtını göz kırpması gibi çok kısa bir anda Şam’da bulunan, yaklaşık 2500 km mesafeye, Hz. Süleyman'ın yanına getirmeyi kabul ediyor ve getiriyor.   Şu âyet: “Semâvî kitapların esrarına vakıf bir âlim, ‘Sen daha gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm’ dedi.” (4/40)   Buna göre, uzak mesafelerden eşyayı aynen veya sureten hazır bulundurmak mümkündür. Ayet-i Kerime konuya işaret ettiği noktaya ulaşabildik mi bir sorgulayalım.      Bugün halen dünya üzerinde çalışarak maddeyi nakletme yolunda çaba sarfediliyor. Henüz buna muvaffak olunamadı.  Neden?  Bilimsel alt yapı eksikliği var. Bir soğan nakli ile birçok denemeler yapılmış, ancak soğanın rengi, kokusu, katmanları vb. maalesef gerçekleştirilememiştir. Acaba bu nakledileni tohum olarak kullansak kendi gibi soğanlar verecek mi?  Elbetteki değil. Biz biliyoruz ve inanıyoruz ki hayatı veren Allah CC dir.  Bu işte böyle birşey düşünmek mümkün değil. Nasıl uçakla bir yere nakledilen bir bitki, orada ekildiğinde kendi gibi bitkilere menşe olur. Bu da bir nakil konusudur.

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknolojinin-dili-televizyon-bilgisayar-ve-internet-makale,2903.html

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ    ADALETLİ İDARE ETMEK, İDARE EDİLENLERİ YERİNDE GÖRMEKLE MÜMKÜNDÜR

Hazret-i Davut Peygamberin oğlu olan Süleyman Peygamber, aynı zamanda da çok genç yaşta ümmetinin hükümdarı olmuştur.  Filistin’de yaşamış ve çok büyük bir saltanat sahibi olmuş, bütün dünyayı idare etmiştir. Adaletle hükmetmek için peygamber bile ne kadar çok hassasiyet göstermektedir. Bunun için idare bölgelerine kolayca ve ekonomik olarak ulaşması gerekiyor.  Mescid-i Aksa’yı yaptıran çok yetenekli  bir mimardır.  Milletini ikamet ettikleri yerinde görüp, dertlerini ve şartlarını değerlendirip,  sonra da öyle hüküm vermektedir ki;  kimseden bir memnuniyetsizlik ve  şikayet gelmemektedir.  Allah’ın mucize kitabı olan Kur’an bunu bize naklederken, bir taraftan Süleyman Aleyhisselam’ın mucizesine dikkatleri çekmekte,  diğer taraftan da ümmetine ve insanlığa adaletle nasıl hükmedileceğine dair ibretli bir siyası, içtimai ve sosyal ders vermektedir.  Nasıl oluyor hep birlikte görelim: İşte 20. Sözde çok güzel bir şekilde bu konu şöyle dile getirilmektedir: “Hem peygamber ve  hem de saltanatla müşerref olan Hazreti Süleyman Aleyhisselâm,  adaletli hükmedebilmek için pek geniş olan aktâr-ı memleketine bizzat zahmetsiz muttali olmak ve  raiyetinin ahvâlini görmek ve  dertlerini işitmek için bir mu’cize suretinde Cenâb-ı Hak ihsan etmiştir.” Hazreti Süleyman (AS) mucizeleri ve ilgili ayetler bilgilerimiz dahilindedir. Süleyman peygamber bütün canlılar ile konuşma mucizesine de sahipti.  Ancak bunu o canlılarla konuşma mucizesini göstermek için değil, bu canlıları insanlığın hizmetinde nasıl istihdam edileceğini göstermek için kullanmıştır.  demek ki hayvanlar, insanlara hizmet ettirilebiliyor. Elbette bunu insanlık yapıyor ama Süleyman peygamberin gösterdiği hedeflere ulaşmış değil.  Hazreti Süleyman’ın rüzgarları kontrol edebilme mucizesi vardır. Öyle ki istediği yere rüzgar getirebilir istediği yerden rüzgarları dağıtabilirdi.  Bugün Hazreti Süleyman’ın bu mucizesinde rüzgâr türbinlerine bakan ilham yönü yok mu? Daha ilerisi bile var ama insanlığın çalışması lazım Allah’ın kanunlarına uyarak, deneylerle, tecrübelerle rüzgarın daha birçok özelliklerinden istifade etmesi mümkündür. Kur’an-ı Kerim bu konuya şöyle dikkatimizi çekmektedir.  “ Süleyman'ın hizmetine de güçlü esen rüzgârı verdik. Rüzgâr, onun emriyle içinde bereketler yarattığımız yere eser giderdi. Biz, her şeyi hakkıyla bileniz.” (5/81) Hazreti Süleyman Aleyhisselam, Bakır madenini eriten, şekillendiren ve ümmetinin hizmetine sunan ilk insandır.  “Süleyman'ın emrine de, sabah esişi bir ay, akşam esişi de bir ay(lık yol) olan rüzgârı verdik. Erimiş bakır ocağını da ona sel gibi akıttık. Cinlerden de Rabbinin izniyle onun önünde çalışanlar vardı. İçlerinden kim bizim emrimizden çıkarsa, ona alevli ateş azabını tattırırız.” (3/12) Hazreti Süleyman denizlerden geçerken suları ikiye ayıracak ve birleştirecek bir mucizeye de sahiptir. Bu mucize insanlığa çok ilham kaynağı olabilecek durumdadır. Biz halen biliyoruz ki denizlerin tatlı suları, tuzlu sularına karışmıyor. Hatta bu mucizenin, bilim adamı kaptan Cousteau’nun Müslüman olmasına da sebep olduğu bilinmektedir.  İşte denizleri yarma mucizesi, bir çok alana işaret etmektedir. Bu alanların başında öncelikle deniz teknolojisi gelmektedir. Bunun dışında daha çok çalışılması gereken yönlerinin olduğunu düşünmek söz konusudur.    Hazreti Süleyman ne zaman isterse cami, köşk ve saray yaptırabilirdi. İstediği zaman istediği yerde bu mucizesini gösterirdi. Bu mucize de inşaat teknolojisine ilham kaynağı olmuştur. Haftalar ve günler içerisinde kocaman gökdelenler  ve binalar, teknolojiyle tamamlanabilmektedir. Ancak o mucizenin gösterdiği hedefe henüz ulaşılmış değildir

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknolojinin-dili-adaletli-idare-etmek-idare-edilenleri-yerinde-gormekle-mumkundur-makale,2917.html
 

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ SONDAJ MAKİNALARI MUSA ALEYHİSSELAMDAN MI İLHAM ALDI

Hazreti Musa Aleyhisselâm, Firavun döneminde Mısır’da dünyaya geliyor. Firavun gördüğü rüya sonucu karar almıştır. Bütün erkek evlatları öldürmek istiyor. Şu mucizeye bakın ki Hazreti Musa Aleyhisselamı, annesi bir sandığa koyarak Nil nehrine atılıyor.  Allah CC , Firavunun hanımının yanında onun büyümesine imkan veriyor.  “Mûsâ'nın annesine, "Onu emzir, başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman onu denize (Nil'e) bırak, korkma, üzülme. Çünkü biz onu sana döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız" diye ilham ettik. “(/28)  (). Kassas 28 İnsanların  bilimde maddi yükselmeleri için her peygambere verilen mucizeler, kendilerine tabi olan insanlara ve biz insanlığa bir teşvik kaynağıdır. Dolayısıyla peygamberler insanlara birer ustabaşı ve üstaddır. Yani biz bilim adamları, peygamber mucizelerine şöyle bakmalıyız: Bunları onun peygamberliğini ispatlamak İçin bir harika olay dışında, o alanda benzerlerine  yetişmeye ve taklitlerini yapmaya bir teşvik kaynağı olmalıdır.  Onun için de tekrarda mahsur yoktur; maneviyatı en güzel yaşamayı bize asıl peygamberler öğretmiş, fen ve bilim alanında en iyi sonuçları da onların mucizelerİnden alacağımız ilhamla gerçekleştireceğiz.  İşte Musa Aleyhisselamın mucizelerinden bir tanesi de elinde bir asa bulunmasıdır. Bu asa Topkapı Sarayında sergilenmektedir. Yaklaşık 122 cm boyunda bir ahşaptır. Musa aleyhisselam bu resimde görülen asayı nereye vurursa, oradan hayat kaynağı olan suyu çıkarmaktadır.   Hazreti Musa’nın asası ve denizin yarılması  Taşa vuruyor taştan su çıkıyor. Ağaca vuruyor ağaçtan su çıkıyor. Hatta denize vuruyor, deniz iki parça oluyor. Yâni deniz bölünüyor, Musa Aleyhisselama yol veriyor. O denizden geçtikten sonra da eşinden onu takip eden Firavun denize gark oluyor, ordusu ile boğuluyor. Nice seneler sonra, Firavunun cesedi çıkarılıyor, şu anda İngiltere’de bir müzede teşhir edilmektedir. Hem Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâmın bir mu’cizesini Kur’an-ı Kerim şöyle beyan ediyor.   “Hani, Mûsâ kavmi için su dilemişti. Biz de, "Asanı kayaya vur" demiştik, böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, her boy kendi su alacağı pınarı bilmişti. "Allah'ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın" demiştik.” (/60)(). Bakara 60 Maalesef bizim zayıf olduğumuz konulardan  birisi, halen sondaj işidir. Çünkü sondaj derinleştikçe maliyeti artmaktadır.  Yani her yüz metre sondajın maliyeti, yüz metreden sonra ancak 1 metre derine indirebilmektedir.  Ya da her bin metre sondajın maliyeti, bin metreden sonra ancak bir metre derinliğe indirebilmektedir.  Onun için biz petrol sondajlarımızı yabancılara hatta ABD’ye yaptırmışız. Doğu’daki bir çok petrol kuyularına sondajı vurmuşlar, derine inmeden üzerini betonla kapatmışlar. Sebebi maliyettir. Zaten Amerika bizim petrol sahibi olmamızı ister mi?  Oysa Musa Aleyhisselam asası ile biz insanlara, teknokratlarla, bilim adamlarına diyor ki; çalışın, ilimde ilerleyin, Allah’ın adetullah kanunlarına, fizik, kimya vs. kanunlarını iyi anlayarak sarılın, sizde böyle bir alet bulabilirsiniz. Musa Aleyhisselam vurduğu yerden suyu çıkarttığı gibi sizde suyu ve petrolu çıkarabilirsiniz. Madenleri, rezevlerini ve tenörlerini belirleyebilirsiniz.  Musa aleyhisselamın mucizesi insanlığa ve özellikle bilime nasıl ışık tutmaktadır. Şimdi sondaj alanında bir zamanlar darbeli sondaj makinaları imal edilmişken şimdi eksantrik ve radyal tahrikli sondaj makinaları, sınırlı derinliğe inmekteler.  Derinlere inen sondaj makinaları var ama ihtiyacımıza bakarsak, bu mucize işaret ediyor ki; öyle bir makine geliştirin ki bir kullanımla en derin taştan ve mağmadan da petrolü veya suyu çıkarsın.  Bu mümkün müdür? Elbette mümkündür. Yeterki biz bilimsel olarak tembelliği bırakıp geceyi gündüze katıp ve ekip halinde çalışma gayreti içerisinde olalım. Bakara Suresi 60. âyet işaret ediyor ki, zemin altında gizli olan rahmet hazinelerinden, basit aletlerle istifade edilebilir. Hattâ taş gibi bir sert yerde, bir asâ ile âb-ı hayat (akışkan-su) celb edilebilir. Öyle ise haydi, çalış, bul.  Sondaj makinaları Cenâb-ı Hak, şu âyetin lisan-ı remziyle, mânen diyor ki: “Ey insan! Sen de benim rahmet kanunlarıma dayansan, şöyle ona benzer veyahut ona yakın bir aleti elde edebilirsin. İşte, beşer icatlarının mühimlerinden birisi, vurulduğu vakit suyu fışkırtıyor. (/273) (). Sözler 273

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknolojinin-dili-sondaj-makinalari-musa-aleyhisselamdan-mi-ilham-aldi-makale,2926.html

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ SAĞLIK KURUMLARIMIZ İYİ DURUMDA

Bugün sağlık kurumlarımızın ve özellikle de tıp mesleğinde olanların corona virüsle mücadelesinde gösterdikleri fedakârlık takdire şayandır. Ülkemiz sağlık kurumlarımız ile buralarda istihdam olunan sağlık personelimiz ve hastanelerimizle geçmişe göre her geçen gün oldukça iyi bir yapılanma ile elbette dünyada kendisini ispat ettiğini bu son Covid 19 ile ortaya koyduğunu görmemezlikten gelemeyiz.  Ancak önemli bir konu, teknoloji ilerledikçe modern hastalıklar devreye giriyor ve teknoloji onları keşifte maalesef aciz kalıyor.  Bunun temelinde yatanda ise tıbbın her alanında teknolojinin en son ürünlerini bilerek kullanmamasıdır.  Bugün hepimizin bildiği bir konu, eskiden bir safra kesesi ameliyatı için 33 dikiş atılırken, bugün laparoskopi ile toplam üç dikişle safra kesesi ameliyatı gerçekleştiriliyor. Eskiden iyileşmek için bir ay hastanede üç ay evde yatması gerekirken hasta, şimdi üç günde hastaneden taburcu ediliyor. Bu tıpta teknolojinin de kullanılmasıdır.   HAZRETİ İSA’NIN AS HASTALARI TEDAVİSİ Bugün tıp sahasında muhtemel bir hastalığı tahmin ederek, gelmeden tedbir alma yoluna gitme imkanı yoktur. Hastalık gelecek özellikleri belirlenecek ve hastalığa karşı ne tip bir tedavi metodu kullanması lazım, o çeşitli denemelerle hatta hayvansal deneyler sonucunda karara bağlanmaktadır.  Şimdi İsa aleyhisselam tıpta dikkatleri üzerine çeken çok orijinal tedaviler gerçekleştirmiştir.   Bunlardan bazıları, doğuşta görme engelli olan hastaları Allah’ın izniyle görmeye kavuşturması ve ölüleri diriltmesidir.  Yani bugün doğuştan görme engellinin tedavisi genellikle mümkün değildir.  Birçok eksik ve imkansızlıklardan tedavi edilemeyen hastaları, İsa Aleyhisselam o zaman tedavi etmiş olup  bu haliyle bize bir şey söylüyor.  Sizde çalışın, araştırın, gayret gösterin, tıp imkanlarımızı geliştirin, doğuştan görme engelli olanların da tedavisini yapabilirsiniz.  ÖLÜME GEÇİCİ OLARAK ÇARE BULUNABİLİR Tıp birgün inşaallah bu noktaya gelecektir.  Diğer taraftan İsa Aleyhisselam tedavilerinde insanlara uyguladığı ayetlerin hükümlerine göre, ne kadar çok çalışmak ve  gayret göstermek gerektiği ortadadır.  Her ne kadar, teknoloji başka ülkelerdeki hastalar üzerinde operasyonlara imkan vermektedir.  Böceklerin yapılma sistemine uygun olarak mikrorobotlar, tedavide birçok alanda kullanılmaktadır. Böceklerin kullanıldığı tüm devrelere sahip, ayrıca verilen devreleri denetleyebilmek için kullanılan, her türlü yüzeyde rahatça hareket edebilecek bir robottur. Adından da anlaşılacağı gibi serinin en küçük boylu üyesidir. Hafif metal levhalardan oluşan bir gövdesi vardır.  Mikrorobotlar Birimler arası diyolağa girildiği ve iyi bir  organize olunduğu takdirde, belki de dünya insanlığı birtek merkezden kontrol altında tutulacak, bu sayede çaresiz birçok hastalığı tedavi etmek mümkün olacaktır.  HAZRETİ İSA ALEYHİSSELÂM HER YÖNÜ İLE MUCİZE  Konumuz her ne kadar “Mucize Hedefindeki Teknolojinin Dili” olsa da, insanın yaratılması tartışmasız bir mucizedir. İsa Peygamberin yaratılması ise, insanın ilk yaratılmasına benzer harika bir mucizedir.  “Diğer taraftan Kur’an Îsâ’nın babasız dünyaya gelmesini Âdem’in yaratılışıyla mukayese etmektedir.”(8/59) “Meryem, Îsâ’yı dünyaya getirdikten sonra kavminin yanına döner. Kavmi, bâkire Meryem’i kucağında çocukla görünce çocuğun gayri meşrû bir ilişkinin ürünü olduğunu sanarak, “Ey Meryem! Gerçekten sen iğrenç bir şey yaptın. Ey Hârûn’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir insan değildi, annen de iffetsiz değildi” derler.”(9/27-28) Bunun üzerine beşikteki Îsâ şunları söyler: “Ben Allah’ın kuluyum. O bana kitabı verdi ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım O beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti. Beni anneme saygılı kıldı; beni bedbaht bir zorba yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün esenlik banadır.” (9/29-33) DOĞUŞTAN GÖRME ENGELLİLERİ İYİLEŞTİRMESİ, ÖLÜLERİ DİRİLTİLMESİ Anadan doğma âmâları tedavi etmekte ve Abraş denilen alaca hastalığını iyileştirmektedir. Hz. İsa'nın elinde zuhur eden mucizelerden olan bu iki harikulade olayı gösteren ifadeler, ayet-i kerimenin içinde şöyle geçmektedir: "Keza ben anadan doğma âmâyı ve abraşı iyileştirir, hatta Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim..." (8/49) "Düşün ki sen: Sen Benim iznimle anadan doğma âmânın gözünü açıyor, abraşı da iyileştiriyordun. Düşün ki sen Benim iznimle ölüleri kabirden diri olarak çıkarıyordun." (10/110) Kur’ân, Hazret-i İsa Aleyhisselâmın nasıl ahlâk-ı ulviyesine ittibâa beşeri açıkca teşvik ettiği, yüksek ve emsalsiz ahlâkına uymaya insanları yönlendirdiği gibi, elindeki san’at-ı âliyeye ve tıbb-ı Rabbânîye remzen tergib ediyor, elindeki harika sanata ve Allah’ın ona lütfettiği tıb bilimine ulaşmak İçin insanları gayrete getiriyor.  KRONİK HASTALIKLAR TEDAVİ EDİLEBİLİR İşte, şu âyet işaret ediyor ki, en müzmin dertlere dahi derman bulunabilir.  Öyle ise, ey insan ve ey musibetzede benî Âdem, hastalıklarla karşı karşıya olan insan oğlu !  Meyus olmayınız, ümitsizliğe düşmeyiniz.  Her dert, ne olursa olsun, dermanı mümkündür.  Arayınız, bulunuz.  Hattâ ölüme de muvakkat, geçici olarak bir hayat rengi vermek mümkündür.    Ameliyat Masası İLAÇLARIN HAMMADESİ DE MUCİZEDİR  Farmakoloji ilaç hammaddesini nereden temin ediyor. Elbette yeryüzü eczanesinden temin etmektedir. Bugün kimyasal ilaçların kaynağı da Rabbim tarafından ihsan edilmektedir.  “Biz de Allah’ın CC  hikmet eczahanesinde her derde deva bulabiliriz. Elbette çalışırsak ve  ararsan buluruz.” (2/274)

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknolojinin-dili-saglik-kurumlarimiz-iyi-durumda-makale,2938.html

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ   MADENLER VE DEMİR MADENİ MUCİZEDİR

Bu yazımda eğer becerebilirsem mesleğime de bakan yönüyle Hazreti Davut Aleyhisselam’ı nazara vermeye çalışacağım. Çünkü bu konuda Kur’an-ı Kerim’in ayetlerine baktığımız zaman teknolojinin temelini teşkil eden demirin, bir mucize olduğunu ve Allah tarafından yeraltında depolandığını, bizim dikkatinize sunmaktadır. O KADAR ÇOK MUCİZE VARKİ, ÇOKLUĞUNDAN GÖREMİYORUZ Zaten tekrar tekrar nazara vermek istediğimiz gerçek şu; evvela bizim yaratılışımız bir mucize, yani hayatı vermek Allah’a mahsustur ve mucizedir. Hayatın ihtiyaçlarını devam ettirmek için havaya ihtiyacımız var, biz imal edemiyoruz bir mucize, suya ihtiyaç var, biz imal edemiyoruz mucize, yiyeceğe ihtiyaç var, biz icat edemiyoruz mucize, bunları görmemiz gerekmez mi? TEKNOLOJİ BİZE NE HATIRLATIYOR Hayatımızın devam edebilmesi için teknolojiye ihtiyaç var. Teknolojinin altyapısı olan madenler bize mucize olarak verilmemiş mi? Teknolojinin devridaim yapması için enerjiye ihtiyaç var. Enerjide bize Allah tarafından veriliyor. Petrolü yaratamıyoruz, elektriği yaratamıyoruz, güneş enerjisini yaratamıyoruz, doğalgazı, yâni Rahmani gazı yaratamıyoruz. Bunlar olmasaydı teknolojinin bir değeri olacak mıydı? Diyeceksiniz ki siz de döndürüp döndürüp bunları söylüyorsunuz. Ne yapayım bunlar çok önemli şeyler değil mi? Bir söz vardır; “ et tekrar-ı ahsen velev kane yüz seksen , yâni tekrar güzeldir, yüz seksen defa dahi olsa.” Bunlar önemli şeylerdir. Biz bunları dikkatten kaçırırsak neyi göreceğiz? DAVUD ALEYHİSSELÂM Hz. Davut Aleyhisselâm Kudüs’te doğuyor. Hz. Davut Aleyhisselâm sesinin güzelliğiyle biliniyor. Hatta günümüzde bile güzel seslilere ona ithafen “Davudi” sesli deniliyor. “Ona dedik ki: "Ey Dâvûd! Gerçekten biz seni yeryüzünde halife yaptık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver. Nefis arzusuna uyma, yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle şiddetli bir azap vardır." (11/26)  “Biz, Nûh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyüb'e, Yûnus'a, Hârûn'a ve Süleyman'a da vahyetmiştik. Davûd'a da Zebûr vermiştik.”(12/163)  ”Andolsun, Zikir'den (Tevrat'tan) sonra Zebûr'da da, "Yere muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır" diye yazmıştık.”(5/105) Davud Aleyhisselam bir günlük vaktini dörde ayırmıştır. İbâdet, tabliğat, adalet ve şahsî işleriyle meşguliyetdir. Hazreti Davud çok ağlar, çok ibâdet ederdi. Bir gün oruç tutar, öbür gün tutmazdı. Çobanlık ve demircilik mesleğine sahiptir. Cenab-ı Allah mucize olarak dağları, taşları, kuşları onun emrine vermiştir. Yanık sesiyle Zebur’u okumaya başlayınca, kuşlar havadan ağaçlara iner, hep birlikte, okunan Zebur’u tekrar ederlerdi.

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknolojinin-dili-madenler-ve-demir-madeni-mucizedir-makale,2950.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ   DEMİR MUCİZESİ 

Fen ve teknik bilimlerinde kullanılan kanunların hepsi mucizedir. Hayat ve ruh gibi, insanlığın refahına, dostluk ve yardımlaşmasına vesile olacak, Allah’ın insanlara harika ihsanlarıdır. Bu kanunları kullanarak insanlığın hizmetine sunduğumuz teknolojinin temelini oluşturan demir de mucize olarak insanlığın hizmetine sunulmuş ve ayet-i kerimede şöyle dile getirilmektedir.   “Ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik“ (13/25)   İşte yağmur nasıl mucizedir, gökten harika bir şekilde indirilmektedir. Bunu müstakil bir şekilde ela alacağım. Aynen onun gibi demir de insanlığa verilmiş bir mucizedir. Normal şartlarda Sivas, Divriğ demir yataklarının olduğu bir bölgedir. Madenin çıkarılması ya açık sistem ile üzeri sıyrılarak veya galeri usulü ile cevhere ulaşılmaktadır. Bu ve benzer metotlara göre  demir madeni yerden çıkarılmaktadır.  Ayet indirildiğini söylediğine göre başka bir bilim gözlüğü ile başka bir açıdan daha irdeleyelim. Kimyada biliniyor ki maddeyi meydana getiren atomların bir araya gelmesi için enerjiye ihtiyaç vardır. Dolayısı ile demir için gerekli olan enerji güneş enerjisinden daha fazladır. Demek demirin yaratılması en azından arz sistemimizin yaratılması ile yaşıt olabilir. Yaratılış enerjisi de demire kaynak olabilir.  Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri enzelna ile ilgili Risale-i Nur’da çok güzel açıklık getirmektedir. Kaynağından okumak gerekir.  Kur’an-ı Muciz’ül-Beyan demirin maddî çıkarılmasının yanında; çok önemli olan nimet olduğu, insanoğlunun demire muhtaç bulunduğu yönünü hatırlatmak için “inzal” tabirini kullandığını söylüyor.  Demek ki, Kur’an’ın bu büyük nimet cihetini nazara vermek için “demiri yukardan indirdik” demesi son derece edebî ve anlamlı bir Rahmet hazinesinden geldiğini tasvirdir. Elbette in'âm, ihtiyâcın üstündedir. Onun için, nimetin hazine-i rahmetten beşerin ihtiyâcına imdâd için gelmesinin hak tâbiri, indirmedir; "ihrac" değildir.  Bu mana-yı maddî, mekâna bakmıyor, belki mânevî mertebeye bakar.  Rahmân'ın hadsiz mertebe-i ulviyetinin bir tecellîsi olan hazine-i rahmetten gelen nimet, elbette en yüksek makamdan en aşağı mertebeye gönderiliyor.  Hak tâbiri  enzelnadır; Bu tâbirle nev-i beşere ihtar eder ki, demir en büyük bir nimet-i İlâhiyedir.  Gerçekten insanların terakkilerinin kaynağı ve sert olması ile sanayileşmelerinin temel maddesini teşkil eden demirdir. Ve ayette de onun bu yönü açıkça ifade edilmiş ve demirin maddî cihetine değil, Allah tarafından insanın yararına sunulan önemli bir nimet olduğu cihetine dikkat çekilmiştir. (16/13-15) Risale-i Nur, ikna edici ve itirazları susturucu cevabında:  Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan, demirdeki çok azîm ve ehemmiyetli nimet cihetini ihtar etmek için  enzelna (اَنْزَلْنَا ) demiş.  Çünki yalnız demirin zâtını nazara vermiyor ki ehracna (اَخْرَجْنَا) desin. Belki demirdeki büyük nimeti ve insanlığın ne kadar muhtaç olduğunu ihtar içindir.  Nimet ciheti ise, yukarı ve manen yüksek mertebelerdedir.  Elbette nimet, yukarıdan aşağıyadır.  Ve muhtaç olan beşerin mertebesi, aşağıdadır. Elbette nimeti vermek, ihtiyacın üstündedir. Onun için nimetin rahmetten beşerin ihtiyacına imdad için gelmesinin hak tabiri "inzal"dir, "ihraç" değildir. (17/67) Bediüzzaman, bu konuyu da yukarıdaki demir konusunda olduğu gibi, nimet ciheti ile  hayvanların Allah’ın rahmet hazinesi tarafından insanlara özel olarak gönderilmiş birer hediye olduğunu söylemektedir. Zehirli böcekten bal ve sümüklü böcekten ipek adeta hediye olarak yüksek makamdan gönderilmiyor mu?

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknolojinin-dili-demir-mucizesi-makale,2960.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ   İLİMİN GÖREVİ NEDİR

  İlim ile ilgili hiçbir yorum yapmadan; ayet, hadis ve nurlardan nakil yapmak istiyorum.   Ayet-i Kerimeler: “ Yaratan Rabbinin adıyla oku. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir. O ki kalemle (yazmayı) öğretti. İnsana bilmediğini öğretti.”(18/1-3-4-5) “ De ki: Ey Rabbim, ilmimi arttır!”(19/114) “Kulları arasında Allah’tan en çok korkanlar alimlerdir.”(20/28) “De ki, hiç bilenlerle bilmiyenler bir olur mu?”(21/9) “Allah içinizden iman edenleri yüceltir; bunlardan kendilerine ilim verilmiş olanları ise, kat kat derecelerle yükseltir”(22/11)   Hadis-i Şerifler: “Âlim, Allahü teâlânın güvendiği kimsedir.” (23) “Din’de alim olanı, Allah korur ve ummadığı yerden rızkını verir”(24) “Kıyamet gününde üç sınıf insan şefaat eder. Bunlar da Peygamberler, sonra alimler ve sonra da şehidlerdir.”(25) “İlim talebi her Müslüman erkeğe ve kadına farz kılınmıştır.”(26/9) “Ya âlim, ya öğrenci, ya dinleyici veya bunları seven olun. Yoksa helak olursunuz.”(27)   Risale-i Nur: “Allah'ın kâinattaki tasarruf ve hâkimiyeti ile herşeyi kendisine ibadet ve itaat etmektedir. Esmâ-i Hüsna'nın rahîmâne ve kerîmâne cilveleriyle ve "Yedi Sıfât-ı Sübûtiyye" olan "Hayat" , "İlim" , "Kudret" , "İrade" , "Sem'" , "Basar" ve "Kelâm" sıfatlarının celâlli ve cemâlli tecellileriyle kendini tanıttırır, bildirir.” (28/93) “Tasallut-u medeniyetin zamanında âlemin hükümranı, ilim ve marifettir.”(29/68) “Demek insan, bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir.”(30/211) "Elbette nev-i beşer, âhir vakitte ulûm ve fünuna dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ise, ilmin eline geçecektir." (31/86) “Kur'ân-ı Hakîm, hakikî ilimleri havî bir kitab-ı mukaddestir.”(17/11) “Çünkü intizam ile iş görmek, ilim ile olur. Ölçü ile, tartı ile sanatkârâne yapan; elbette kuvvetli bir ilme istinâden yapar.”(32/54) "Bütün ilimlerin ve marifetlerin ve kemâlât-ı insaniyenin en büyüğü îmandır ve îmân-ı tahkikîden gelen tafsilli ve bürhanlı marifet-i kudsiyedir."(32/94)   Bendeniz “Mucize Hedefindeki Teknolojinin Dili” serisini anlatırken, bu konuda ihtisas ehli olmadığımı dile getirmeye çalışıyorum. Hadid suresinin 25. ayet-i “...Biz demiri de indirdik ki, onda çetin bir sertlik ve insanlar için faydalar vardır...” buyurmaktadır.

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknolojinin-dili-ilimin-gorevi-nedir-makale,2977.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ    FEHİM İFHAMDAN DAHA ESHELDİR  

“Fehim ifhamdan daha esheldir vesselâm!”(33/91) Anlamak anlatmaktan daha kolaydır. Ancak farklı fenlerde ihtisas sahibi bir heyetin bu konuları ele almaları, hiç şüphem yok ki; çok Master ve Doktora konularına kaynak olacaktır.   Malzeme alanında ihtisas sahibi bir bilim adamımızın inzal ile ilgi araştırmasından bır kısmını burada aktarıyorum:   “Fakat kelimenin “gökten fiziksel olarak indirme” şeklindeki anlamı dikkate alındığında, önemli bir bilimsel gerçeğe işaret ettiği görülmektedir. Sadece Dünya’daki değil, tüm Güneş Sistemi’ndeki demir, dış uzaydan gelmiştir.   DEMİR ELEMENTİ İÇİN GÜNEŞİN SICAKLIĞI BİLE YETERSİZ   Çünkü Güneş’in sıcaklığı demir elementinin meydana gelmesi için yeterli değildir. Güneş’in 6000 0C’lık bir yüzey sıcaklığı ve 20 milyon 0C’lik bir çekirdek sıcaklığı vardır.   Demir ancak Güneş’ten sıcaklığı çok daha büyük yıldızda, birkaç yüz milyon dereceye varan sıcaklıklarda oluşabilmektedir.   Süpernova olarak adlandırılan bu yıldızlardaki demir miktarı belli bir oranı geçince, artık yıldız bunu taşıyamaz, patlar ve demir uzaya dağılır.” (34)   Süpernova, vikipedide enerjisi biten Büyük Yıldızların şiddetle patlaması durumuna verilen addır. Bir süpernovanın parlaklığı Güneş'in parlaklığının yüz milyon katına varabilir. Başlangıçta yapısı, iyonize madde olan plazma şeklindeki bir süpernovanın parlaklığını yitirmesi haftalar ya da aylar sürebilir.   Demirin ergime derecesini 1600 0C, ancak yataklarına yerleşme sıcaklığı astronomik sıcaklıklar olduğunu düşünülürse, inzalin ne demek olduğu tahmin edebilir.   Bütün astronomik bulgular, Dünya’daki ve tüm Güneş Sistemi’ndeki demir metalinin, Güneş Sistemi dışında dış uzaydaki, güneşten on misli daha büyük bir yıldızın patlaması ile uzaydaki yüksek sıcaklıktaki dev yıldızlardan yeryüzüne, aynı ayet-i kerimede bildirildiği şekilde inebileceğini ve gelebileceğini düşündürmektedir.   Hadid suresinin 25. ayet-i kerimesinde demir ile ilgili olarak şöyle buyurulmuştur: “...Biz demiri de indirdik ki, onda çetin bir sertlik ve insanlar için faydalar vardır...”

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknolojinin-dili-fehim-ifhamdan-daha-esheldir-makale,2991.html

Habergündemim

HAZRETİ DUVUD’UN DEMİR MADENİNİ ERİTMESİ

Yeraltında madenler taş ve toprak içinde nadiren saf, çoğunlukla bir takım bileşikler şeklinde bulunmaktadır. İnsanlık bu hammaddeyi, yerin derinliklerinden çıkararak, fırınlarda eritip saflaştırmaktadır. Ya yalnız veya diğer metallerle karıştırarak, alaşımlar halinde kullanmaktadır. Alaşımların tercih şekli ise ihtiyaç ve kullanım alanına göre teknolojide belirlenmiştir. Yumuşatmak, sertleştirmek, mukavemetini artırmak ya da şekil vermek için farklı işlemlere tabi tutulmaktadır. MUCİZE ELİ DEMİR ZIRH YAPIYOR Bu kadar bahsinde bulunduğumuz ve hem insanlığın hem de teknolojinin temeli olan bu mucize metali, bir peygamber eliyle insanların hizmetine nasıl takdim edilmiştir, ayetlerle anlatmaya çalışalım. Cenâb-ı Hak, Dâvûd Aleyhisselâm’a zırh yapma sanatını da bildirmiş, bu hususta O’nu müstesnâ bir kudretle techîz etmiştir. Âyet-i kerîmelerde buyrulmaktadır: ”Bir de Davud'a, sizin için, zırh yapma sanatını öğrettik ki, -savaşlarınızda sizi korusun. -Şimdi siz şükrediyor musunuz? “(5/80) “And olsun, Dâvûd’a tarafımızdan bir üstünlük verdik. –Ey dağlar ve kuşlar! O’nunla beraber tesbîh edin!» dedik. O’na demiri yumuşattık. (O’na): –Geniş zırhlar îmâl et, dokumasında da ölçüyü gözet (bütün vücudu örtecek kadar yeterli yap) -Ve (ehlinle birlikte) sâlih amel işleyin! -Çünkü Ben, ne yaparsanız hakkıyla görenim. (diye vahyettik)”. (3/10-11)  Dâvûd -aleyhisselâm- zırh yaparak hem ordularını düşmanlarından muhâfaza etmiş hem de rızkını elinin emeğiyle kazanmıştır. Mucize olarak ümmetine ve insanlığa zırhı kazandırmıştır. Yukarıdaki âyetler işaret ediyorlar ki, telyîn-i hadid, demirin eritilmesi en büyük bir nimet-i İlâhiyedir ki, büyük bir peygamberinin fazlını onunla gösteriyor. Ayetlerden de görüldüğü üzere demir cevherinin insanlığın emrine verilmesi, açık bir mucize olarak görülmektedir.

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknolojinin-dili-makale,3002.html

Habergündemim

DEMİR CEVHERİ YERİNE ALTIN OLSAYDI NE OLURDU

Eğer demir cevheri ve rezervleri yerine altın olsaydı bugünkü teknoloji olmayacaktı.  Tabi biz kendimize sorsak; altın ile demiri hiç mukayese eder miyiz? Neden? Çünkü altın kuyumcuların kasaların muhafaza edilip ve emniyet tedbirleri alınırken; demir ayakların altında gezmektedir. Biz değerinin buna göre olduğunu düşünürüz. Şimdi soralım hava mı kıymetli yoksa su veya yiyecek mi? Hiç düşünmeden deriz ki; elbette su ve yiyecek parayla alınıyor, onlar havadan kıymetlidir. Oysa biz 3 saat veya 5 saat susuz kalabiliyoruz, üç beş gün veya yerine göre bir iki ay aç kalabiliyoruz. Havasız 3 dakikadan fazla kalamayız, beyin ölümü gerçekleşir.   Eğer demir rezervleri yerine altın olsaydı, bugünkü sanayi, teknoloji, insanlık böyle imkanlara kavuşması mümkün olmayacaktı. DEMİRİN KULLANILDIĞI SANAYİ DALLARI Şimdi sorumuzu tekrar sormaya gerek var mı? Demir cevherleri teknolojinin temellini meydana getirmektedir. Gerek ev aletlerinde, gerek sağlık sektöründe, gerek Savunma Sanayinde, gerek tarım Sanayinde, gerek inşaat sektöründe, gerek otomotiv sektöründe, sanayinin hangi dalını ele alırsanız alın, temelini demirin teşkil ettiğini görüyoruz. Onun için demir insanlığa verilen en büyük mucizelerden biridir. Zaten Kur’an-ı Kerim de bunu bildirmektedir. (resim) Demir kullanıldığı alanların bazıları  “Bana (yeterince) demir madeni getirin” dedi. İki yamacın arasındaki boşluğu (dağlarla) bir hizaya getirince, “körükleyin!” dedi. Demiri eritip kor (gibi) yapınca da, “Bana erimiş bakır getirin, bunun üzerine boşaltayım” dedi.” (14/96) 

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknolojinin-dili-makale,3015.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ   ALAŞIMLAR İNSANLIĞA MUCİZE İLE GELMİŞTİR

  Ayet bize, metaller eritilerek alaşımlar yapılabilmesi noktasında ışık tutmaktadır. Demek ki alaşımların ilk mucidi ve ustası mucize eli ile olduğu açıklıkla ifade edilmektedir. Yani yontma taş devri, cilalı taş devri tarihte ancak cehaletten üretilen bilgiler olarak mı bize anlatılıyor, araştırılması gerekir. Demirin özellikle insanlık teknolojinin gelişiminde üstlendiği rolü biraz olsun anlatmaya çalışıyoruz. Yemek kaşığımızdan, toplu katliam aracı olan füze ve roketlere kadar, sanayiden tarıma kadar, bilgisayar aletlerinden otomotiv aletlerine kadar vazgeçilmez bir şekilde kullanıldığını israrla neden tekrar ediyoruz?  Demek ki demir rezervleri yerini dolduracak başka bir metal gösteremiyoruz. Kesinlikle teknolojide her bir elementin çok büyük görevi olduğu ve olmazsa bu teknolojinin olamayacağı tartışılmazdır. “Bakır da demir gibi önemli bir rol üstlenmekte olduğu için “telyin-I hadid ve izabe-I nühas ismi ile anılmaktadır.” (2/274) Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm hakkında “Ona ilim ve hikmet ile, hakkı ve bâtılı açıkça ayırd eden bir ifade gücü verdik.” (11/20) SİYASİ OTORİTE OLAN DAVUD PEYGAMBER ŞAHSİ İHTİYAÇLARI İÇİN BİLE ÇOK ÇALIŞIYOR Mülk ve siyâsî otorite sâhibi, iktisâdî imkânları bol bir peygamber olmasına rağmen, elinin emeğiyle geçinme yolunu tercih etmiştir. Nitekim Rasûlullâh (SAV) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Hiçbir kimse, asla kendi kazancından daha hayırlı bir rızık yememiştir. Allâh’ın Peygamberi Dâvûd -aleyhisselâm- da kendi elinin emeğini yerdi.” (15/15, 37) Cenâb-ı Hak O’na şöyle hitâb etmiştir: “Ey Dâvûd! Biz Sen’i yeryüzünde halîfe yaptık. O hâlde insanlar arasında adâletle hükmet! Hevâ ve hevese uyma, sonra bu Sen’i Allâh’ın yolundan saptırır. Doğrusu Allâh’ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.” (11/26) Hazret-i Dâvûd’un kırk sene devâm eden idâresi, İsrâîloğulları’nın en parlak dönemidir. Dâvûd Aleyhisselâm Kudüs’ü fethederek, devletine başkent yapmıştı.  O, hem hükümdar hem de bir peygamberdi. Bu iki özellik Hak tarafından O’na lutfedilmişti. Kendisinden sonra yerine oğlu Hazret-i Süleyman geçti ve O’na da peygamberlik verildi.

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/alasimlar-insanliga-mucize-ile-gelmistir-makale,3036.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ SESİN İLETİMİ DE MUCİZE HEDİYESİDİR  

“Gerçekten Biz, dağları (O’na) boyun eğdirdik, akşam-sabah O’nunla beraber tesbîh ederlerdi. Kuşları da toplanmış olarak (O’na itaat) ettirdik. Hepsi O’nun (zikrine katılmak) için dönüp gelirlerdi.” (11/18-19) “Davud Aleyhisselâm tesbihatına öyle bir kuvvet ve yüksek bir ses ve hoş bir seda vermiştir ki, dağları vecde getirip birer muazzam fonoğraf misüllü tesbihat ediyorlardı.” (2/269) (resim) Radyo ve Fonograf Meselâ: Bir insan bir dağın önünde "Elhamdülillah" dese, dağ da aks-i sada vasıtasıyla aynen onun gibi "Elhamdülillah" diyecek.   Ayetin mealinden, radyo, fonoğraf vb. elektronik cihazların da mucize olarak insanlığa hediye edildiğini görüyoruz. ALLAH FESADA UĞRAYAN BİR KAVMİ DİĞER KAVMİ İLE DÜZELTİR, ZULÜM DEVAM ETMEZ Davud Aleyhisselâmı anlatıyoruz. Önemli bir konuyu da bahsetmeden geçmeyelim. Mucizeler bize ne haberler veriyor. Nerede bir zulüm hüküm sürerse, Rabbim onu durdurmak İçin hayal edemiyeceğimiz sebepler yaratır. Çünkü zulmün devam etmesini istemiyor. CORONA NEDİR Şu anda Dünyanın yaşamış olduğu korona virüs normalde canlı değil, ama canlanacak ortamı bulunca da, tahmin edemeyeceğimiz bir şekilde çoğalıyor. Şu anda dünyayı tehdit eden virüsün ağırlığı 2 gramı ancak buluyor. Bu da bir çay kaşığının dibinde bir miktardır. Bu bir mucize değil mi? Mazlumlara karşı zalimlerin kullandığı topları, savunma sanayini, nükleer santralleri, petrol kaynaklarının patronlarını dize getirmedi mi? Allah zulmü öyle vesilelerle kaldırmaktadır ki görmezsek, hayal etmemize imkan yoktur. Çünkü Cenab-ı Allah sultanlardan adaletli muamele beklemektedir. Davut Aleyhisselam’ın oğlu Süleyman Aleyhisselam da adaletli idare etmek için, idare ettiklerinin dertlerini bizzat onların yaşadığı yerlerde ve kendilerinden dinlemiyor muydu?

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/sesin-iletimi-de-mucize-hediyesidir-makale,3052.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ ALLAH’IN ADALET İLE HÜKMEDEN SULTANLARI VAR

Bu vesile ile idare edenlerin adaletle idare etmelerini isteyen Allâh Teâlâ âyet-i kerîmede şöyle buyurur: “Nihâyet Allâh’ın izniyle onları hezîmete uğrattılar ve Dâvûd, Câlût’u öldürdü. Allâh O’na (Dâvûd’a) hükümdarlık ve hikmet (peygamberlik) verdi; dilediği ilimlerden O’na öğretti. Eğer Allâh, insanların bir kısmını diğer bir kısmıyla defetmeseydi, yeryüzü elbette fesâda uğrardı. Fakat Allâh, bütün âlemlere karşı lutuf ve kerem sâhibidir.” (7/251)  Dünya hayâtında cârî olan ilâhî nizâmın bilgimiz ve bilimimiz ölçüsünde, insan fıtratına uygun ve herşeyin bir îzâhı vardır. Şâyet Allâh Teâlâ insanlar arasında adâletle hükmedecek, hakkı ve hukuku gözetecek sultanlar var etmeseydi, insanların güçlüleri, zayıfları ezip mahvedeceğini  yukarıdaki ayet-i kerime açıkça söylemektedir. “Rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilendir. Gerçekten Biz, peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık; Dâvûd’a da Zebûr’u verdik.” (16/55)  Hazreti Davut Aleyhisselam 40 yıl hükümdarlık yaptıktan sonra 100 yaşında vefat etmiştir. Yerine oğlu Hazreti Süleyman Aleyhisselâm geçmiştir. Hazreti Davut’un Aleyhisselâm kabri Kudüs’te Mescid-i Aksa’nın güney batısında kendi adıyla anılan Davut şehrinde, Sion tepesinin üzerinde olduğu bilinmektedir.   Şimdi biz bu peygamberi bilime ve teknolojiye kazandırdıkları ile kazandırmak istediklerini dikkate alıp çalışmamız gerekiyor.  Demiri eline alıp eritme konusu çok önemli bir araştırma konusudur. Demir 1600  üzerinde eridiğini düşünürsek, bunun için de gerekli zamanı dikkate alırsak, bu mucizenin bize vermek istediği çok şeyler ortaya çıkar. Bugün normal fırınların ısıtmış olduğu yiyecekleri mikrodalga fırınla saniyelerde ısıtmamın mümkün olduğunu bilen bir toplum olarak, bu mucizenin bize söyledikleri için çalışmaya bir an evvel koyulmanın ne kadar önemli olduğu anlaşılır.

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/allahin-adalet-ile-hukmeden-sultanlari-var-makale,3068.html

Habergündemim



Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ   HAZRETİ NUH ALEYEHİSSELÂM

Nuh Aleyhisselâm’ın 950 yıl yaşadığı rivayet edilmektedir. Hayatı boyunca ümmetini Allah’a iman ve ibadet etmeye davet ederken, maalesef insanlar onun davetine kulak tıkamışlardır. Cehalet öyle bir şey ki,  nefis ve şeytanı da kedine arkadaş edince,  ortaya kocaman bir şirk ve  zulüm felaketi çıkıyor.  Allah iman edenleri şirkten muhafaza etsin.  Nuh Aleyhisselâm, kendisini dinlemeyen insanların karşısında Allah’a iltica edince, yapılması gereken şey kendisine bildiriliyor. "Andolsun ki. biz, Nuh'u kendi kavmine gönderdik de, O, dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı.  Sonunda, onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi.  Fakat biz, O'nu ve gemidekileri kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret yaptık." (17/14-15) GEMİ YAPMASI EMREDİLİYOR Cenab-ı Allah CC, Hazreti Nuh’a Aleyhisselâm, kendisini dinlemeyenlerin bir felakete maruz kalacağını,  inananların bundan kurtulması için de bir gemi yapması emrediliyor. Bir gemi yapımı mühendislik sanatıdır.  Gemiyi imal etmek için kontrüksiyon, imalat ve malzeme mühendisleri bir araya gelerek,  proje gerçekleşmesi için önce bir fizibilite hazırlanır.  Bu geminin vazıfesi nedir?  Buyüklüğü ne kadar olacak?  Hangi malzemeden yapılacak?  Ağırlığı ne kadar olacak?  Titanik gibi şirk sembolü bir geminin  maruz kalacağı dalgalara  karşı mukavemet hesabı nasıl olmalı?  Sonlu elemanlar metodu ile yaklaşım muhtemel tehlikelere karşı yeterli olur mu? Bu kadar ihtimalleri burada neden sıralıyorum.  Çünkü ilim maluma tabidir.  Bendeniz mesleğim boyunca bunlarla ilgilendiğim için, yapılacakların bazılarını sıraladım.

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknolojinin-dili-hazreti-nuh-aleyehisselm-makale,3079.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ MUCİZE GEMİYİ BİLDİREN AYETLER

Geminin yapımı tamamlandıktan sonra Cenab-ı Allah Mü’minûn ve Hud Surelerinde; Bunun üzerine Nûh'a, "Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap" diye vahyettik. "Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, (sular coşup taştığında Nûh'a) dedik ki: "Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır." (20/27)  “Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynamaya başlayınca (sular coşup taşınca) Nûh'a dedik ki: "Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki âilen ile iman edenleri ona yükle." Ama, onunla beraber sadece pek az kimse iman etmişti. (21/40)  MUCİZE GEMİ BUHAR TAHRİKLİDİR Hazreti Nuh Aleyhisselâm görevini tamamlıyor, gemi iskelesi üzerindedir. İskele bir limanda değil ki gemi suya indirilsin. Ancak Fatih Sultan Mehmet Hazretleri gibi öncelikle karada yürüyen bir gemi de inşa etmemiştir. Suda yüzecek ve tahrik edilecek, hareket anında da yönlendirilecek bir gemiyi, Cenab-ı Allah’ın, Hazret-i Nuh peygambere yaptırması zor bir  iş midir? Haşa. Hud Sûresi 40. Âyette geçen “nihayet emrimiz geldiği ve tennur (tandır veya geminin kazanı) tutuşup kaynadığı zaman dedik ki” mealini tefsir ederken; Tennur: Lügatta kapalı bir ocak, bir fırındır. Buna biz “tandır”  ismini de vermekteyiz. Feveran kelimesi ise, kuvvet ve şiddetle kaynamak ve fışkırmaktır. İş kızıştı, şiddetlendi mânâsına “fırın kızdı” denildiği gibi “fârettennur” da böyledir denilmiştir. Bu anlamların mecaz olduğu görüşleri de mevcuttur. Gemini yüzebilmesi için yerden suların fışkırtılması ve gökten yağmurun yağdırılması anlamını ifade ettiği üzerinde de görüş bildirenler vardır. Ebu Hayyan, tefsirinde Hasen’den rivayetle “tennur”’un “gemide suyun toplandığı yer” olduğunu nakletmiştir ki, bu ifade hemen hemen geminin kazanını andırıyor. Buna göre Nuh Aleyhisselâm’ın sanatı “yani geminin yelkenli bir gemi değil , kazanla çalışan bir vapur olduğunu hatırlatır niteliktedir” sonucuna varmıştır. (22/589-592)

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-gemiyi-bildiren-ayetler-makale,3099.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ

Bendeniz burada bir tarihi hikaye nakletmiyorum. Neticede bilim adamlarının ilgili olanlarının dikkatini bir yere çekmeye çalışıyorum. Hemen hemen hiçbir karanın görünmediği dev dalgalar içinde yüzecek geminin tahrikinde kullanılan yani kazandaki suyu buharlaştırarak basıncı ile geminin belki de pistonlu motorunu tahrik eden buharın enerji kaynağı odun, kömür veya nükleer enerji olmasında hiçbir engel görmüyorum. “Gemi onları, dağlar gibi dalgalar üstünden yürütüp götürüyordu. Nuh onlardan ayrı bir yerde duran oğluna seslendi: “Oğulcuğum, bizimle beraber gemiye bin, kafirlerle beraber olma. Oğlu cevap verdi: “Bir dağa sığınacağım, beni sudan korur.” Nuh dedi: “Allah’ın merhamet ettiği dışında hiç kimse için Allah’ın kararından kurtaracak yoktur.” Ve ikisi arasına dalga girdi de o, boğulanlar arasına katıldı.” (21/42-43) Hazreti Nuh’un gemisi inşa edilirken, fen ve bilim kanunlarına göre imal edilmediğini söylemek anlamsızdır. Çünkü bu mucize o peygamberin ümmetine, böyle bir geminin yapımının mümkün olacağını, hatta denizaltı bile imal edileceğini söylemektedir. Ancak Allah’ın mucize olan kanunlarını öğrenip ve onların gereklerini yerine getirmek şartıyla, yani hiç olmazsa bir gemi mühendisliği öğrenimini görüp, ilgili meslekler ile diyalog içerisinde çalışmak şartı ile olabileceğini anlayabiliriz. GEMİNİN YÜZMESİ İÇİN ŞARTLAR YARATILIYOR Yerden ve gökten takviye edilen sular ile yüzmeye başlayan gemi, sular sayesinde karadan irtibatı kesilmektedir. Ancak geminin hareket ettirilmesi ve yol alabilmesi için tahrik kaynağı ve dümeninden başka bir de hiçbir kara parçasının görülmediği bir yerde, hangi istikamete ve ne şekilde gidileceğinin de bilinmesi gerekmektedir. Yani geminin hangi rotayla, hangi zamanda ve nereye gideceği konusunda belirsizlikler vardır. Dolayısıyla, Nuh Aleyhisselâm bu konuda hiçbir bilgiye sahip değildir. Bakınız ayet-i kerime bunu nasıl açıklıyor. "Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur. Sen, konuk edenlerin en hayırlısısın." (20/29) Görüldüğü üzere Nuh Aleyhisselâm’a, geminin son durağının neresi olacağını kendisinin bilmediği, uğurlu bir yere indirmesini Rabbinden talep etmesi emredilmektedir.

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/enerji-kaynagi-olarak-ne-kullanimistir-makale,3112.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ  ENERJİ KAYNAĞI OLARAK NE KULLANIMIŞTIR?

Bendeniz burada bir tarihi hikaye nakletmiyorum. Neticede bilim adamlarının ilgili olanlarının dikkatini bir yere çekmeye çalışıyorum. Hemen hemen hiçbir karanın görünmediği dev dalgalar içinde yüzecek geminin tahrikinde kullanılan yani kazandaki suyu buharlaştırarak basıncı ile geminin belki de pistonlu motorunu tahrik eden buharın enerji kaynağı odun, kömür veya nükleer enerji olmasında hiçbir engel görmüyorum. “Gemi onları, dağlar gibi dalgalar üstünden yürütüp götürüyordu. Nuh onlardan ayrı bir yerde duran oğluna seslendi: “Oğulcuğum, bizimle beraber gemiye bin, kafirlerle beraber olma. Oğlu cevap verdi: “Bir dağa sığınacağım, beni sudan korur.” Nuh dedi: “Allah’ın merhamet ettiği dışında hiç kimse için Allah’ın kararından kurtaracak yoktur.” Ve ikisi arasına dalga girdi de o, boğulanlar arasına katıldı.” (21/42-43) Hazreti Nuh’un gemisi inşa edilirken, fen ve bilim kanunlarına göre imal edilmediğini söylemek anlamsızdır. Çünkü bu mucize o peygamberin ümmetine, böyle bir geminin yapımının mümkün olacağını, hatta denizaltı bile imal edileceğini söylemektedir. Ancak Allah’ın mucize olan kanunlarını öğrenip ve onların gereklerini yerine getirmek şartıyla, yani hiç olmazsa bir gemi mühendisliği öğrenimini görüp, ilgili meslekler ile diyalog içerisinde çalışmak şartı ile olabileceğini anlayabiliriz. GEMİNİN YÜZMESİ İÇİN ŞARTLAR YARATILIYOR Yerden ve gökten takviye edilen sular ile yüzmeye başlayan gemi, sular sayesinde karadan irtibatı kesilmektedir. Ancak geminin hareket ettirilmesi ve yol alabilmesi için tahrik kaynağı ve dümeninden başka bir de hiçbir kara parçasının görülmediği bir yerde, hangi istikamete ve ne şekilde gidileceğinin de bilinmesi gerekmektedir. Yani geminin hangi rotayla, hangi zamanda ve nereye gideceği konusunda belirsizlikler vardır. Dolayısıyla, Nuh Aleyhisselâm bu konuda hiçbir bilgiye sahip değildir. Bakınız ayet-i kerime bunu nasıl açıklıyor. "Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur. Sen, konuk edenlerin en hayırlısısın." (20/29) Görüldüğü üzere Nuh Aleyhisselâm’a, geminin son durağının neresi olacağını kendisinin bilmediği, uğurlu bir yere indirmesini Rabbinden talep etmesi emredilmektedir

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknolojinin-dili-demir-mucizesi-makale,3117.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ NUH’UN GEMİSİNİ YÜZDÜREN SU NEREDEN GELİYOR?

Yağan yağmur, kar ve dolu gibi nimetler ile buharlaşan ve atmosfere yükselen harika olaylar bir denge içerisinde cereyan etmektedir. Bu devirdaime yeraltı ve kuyu suları da dahildir. Aksi takdirde akarsularımızın ve denizlerimizin hali ne olurdu. Bu açıkça bir mucize değil midir? “Dağlardan kaynayan Nil, Dicle ve Fırat gibi ırmakları hatırlayalım,  taşların arasından mu'cizevari bir surette gönderilmiyor mu? Böyle  azîm ırmakların elbette mümkün değil,şu dağlar hakiki menbaları, kaynakları olsun. Çünkü faraza o dağlar tamamen su kesilse ve mahrutî, koni şeklinde havuz olsalar, o büyük nehirlerin şöyle süratli ve çoklukla akmalarına muvazeneyi, dengeyi kaybetmeden birkaç ay ancak dayanabilirler. Ve o kadar çok harcamaya karşı bir metre kadar toprakta nüfuz eden yağmur, yeterli gelir kaynağı olamaz.  Demek ki şu nehirlerin kaynamaları, âdi ve tabiî ve tesadüfî bir iş değildir. Belki pek hârika bir surette Fâtır-ı Zülcelal, onları sırf hazine-i gaybdan, görünmeyen alemdeki hazineden akıttırıyor.” (2/267-268) NUH’UN GEMİSİ NEREYE DEMİR ATIYOR? İşte o harika deniz, gemiye yüzme imkanını sağladıktan sonra, görünen bir kara yoktur ki oraya demir atsın. Geminin demir atacağı istikamet bilinmiyor ki, dümen o istikamete doğru yönlensin.  Nasıl oluyor bakınız: Nuh Tufanı adlı olaydan sonra geminin oturduğu yer bilgisi ayette şu şekilde yer almaktadır. “Ve denildi: “Ey yer! Suyunu yut ve ey gök, sen de tut.” Ve su çekildi. İş bitirilmişti. Gemi, Cudi üzerine oturdu ve haykırıldı: “O zalimler topluluğu geri gelmez olsun!” (21/44)    Hazreti Nuh’un ziyaret edilen gemisinin fotoğrafı Görüldüğü gibi Allah’a itaat etmeyen, peygamberin emirlerini dinlemeyen, gemiye binmeyen ve yakındaki bir dağa sığınarak kurtulacağını sanan, Hazreti Nuh peygamberin oğlunun da bulunduğu bir kavim, Kur’an-ı Kerim'in bildirdiğine göre helak edilmiştir. Tufan sonucunda sular çekilip, âyetin ifadesiyle "iş bitiverince" gemi, “Cudi Dağı”na oturdu. Gemi de böylece içindekileri de sahili selamete ulaştırmış oldu. BİZİM ÇIKARACAĞIM DERS NEDİR? Görüldüğü gibi o zamanın teknoloji şartlarında ve imkanlarıyla hayali bile mümkün olmayan bir talimatla karşı karşıya kalan bir peygamber buhar tahrikli 100 kişiye kadar yolcu ve mevcut hayvanlar çeşitlerinden birer çift taşıyacak  özelliklerde bir gemi imal edilmiştir. Yer yüzünde hiçbir kara parçası kalmamıştır. Her taraf sularla kaplanmıştır. Böyle Allah CC, bir gemiyi yüzdürecek bir deniz değil bütün dünyanın yüzünü kaplayan ve hiç kara parçası kalmayan bir okyanus yaratmıştır. Tufandan sonra hayatta ancak yüz civarında insan ve gemideki hayvanlar dışında denizlerde yaratılmış olan hayvanlar ile hayat başlıyor ve bu gün 7,7-8 milyar insana ulaşan bir dünyada bulunuyoruz. Hayatı veren ve hayatı nihayetsiz nimetleriyle donatan, havayı, suyu ve yiyeceklerimizi veren bir yaratıcıya Cenab-ı Allah’a şükretmekten daha önemli ne görevimiz olabilir. 17.07.2020 Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu Yağan yağmur, kar ve dolu gibi nimetler ile buharlaşan ve atmosfere yükselen harika olaylar bir denge içerisinde cereyan etmektedir. Bu devirdaime yeraltı ve kuyu suları da dahildir. Aksi takdirde akarsularımızın ve denizlerimizin hali ne olurdu. Bu açıkça bir mucize değil midir? “Dağlardan kaynayan Nil, Dicle ve Fırat gibi ırmakları hatırlayalım,  taşların arasından mu'cizevari bir surette gönderilmiyor mu? Böyle  azîm ırmakların elbette mümkün değil,şu dağlar hakiki menbaları, kaynakları olsun. Çünkü faraza o dağlar tamamen su kesilse ve mahrutî, koni şeklinde havuz olsalar, o büyük nehirlerin şöyle süratli ve çoklukla akmalarına muvazeneyi, dengeyi kaybetmeden birkaç ay ancak dayanabilirler. Ve o kadar çok harcamaya karşı bir metre kadar toprakta nüfuz eden yağmur, yeterli gelir kaynağı olamaz.  Demek ki şu nehirlerin kaynamaları, âdi ve tabiî ve tesadüfî bir iş değildir. Belki pek hârika bir surette Fâtır-ı Zülcelal, onları sırf hazine-i gaybdan, görünmeyen alemdeki hazineden akıttırıyor.” (2/267-268) NUH’UN GEMİSİ NEREYE DEMİR ATIYOR? İşte o harika deniz, gemiye yüzme imkanını sağladıktan sonra, görünen bir kara yoktur ki oraya demir atsın. Geminin demir atacağı istikamet bilinmiyor ki, dümen o istikamete doğru yönlensin.  Nasıl oluyor bakınız: Nuh Tufanı adlı olaydan sonra geminin oturduğu yer bilgisi ayette şu şekilde yer almaktadır. “Ve denildi: “Ey yer! Suyunu yut ve ey gök, sen de tut.” Ve su çekildi. İş bitirilmişti. Gemi, Cudi üzerine oturdu ve haykırıldı: “O zalimler topluluğu geri gelmez olsun!” (21/44)    Hazreti Nuh’un ziyaret edilen gemisinin fotoğrafı Görüldüğü gibi Allah’a itaat etmeyen, peygamberin emirlerini dinlemeyen, gemiye binmeyen ve yakındaki bir dağa sığınarak kurtulacağını sanan, Hazreti Nuh peygamberin oğlunun da bulunduğu bir kavim, Kur’an-ı Kerim'in bildirdiğine göre helak edilmiştir. Tufan sonucunda sular çekilip, âyetin ifadesiyle "iş bitiverince" gemi, “Cudi Dağı”na oturdu. Gemi de böylece içindekileri de sahili selamete ulaştırmış oldu. BİZİM ÇIKARACAĞIM DERS NEDİR? Görüldüğü gibi o zamanın teknoloji şartlarında ve imkanlarıyla hayali bile mümkün olmayan bir talimatla karşı karşıya kalan bir peygamber buhar tahrikli 100 kişiye kadar yolcu ve mevcut hayvanlar çeşitlerinden birer çift taşıyacak  özelliklerde bir gemi imal edilmiştir. Yer yüzünde hiçbir kara parçası kalmamıştır. Her taraf sularla kaplanmıştır. Böyle Allah CC, bir gemiyi yüzdürecek bir deniz değil bütün dünyanın yüzünü kaplayan ve hiç kara parçası kalmayan bir okyanus yaratmıştır. Tufandan sonra hayatta ancak yüz civarında insan ve gemideki hayvanlar dışında denizlerde yaratılmış olan hayvanlar ile hayat başlıyor ve bu gün 7,7-8 milyar insana ulaşan bir dünyada bulunuyoruz. Hayatı veren ve hayatı nihayetsiz nimetleriyle donatan, havayı, suyu ve yiyeceklerimizi veren bir yaratıcıya Cenab-ı Allah’a şükretmekten daha önemli ne görevimiz olabilir.

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/nuhun-gemisini-yuzduren-su-nereden-geliyor-makale,3130.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ   TREN-ŞİMENDİFER  

Toplu taşımacılıkta kullandığımız ulaşım araçlarından en önemlilerinden biri de hiç tartışmasız şimendifer, yâni trendir. Bugün ülkeler arası ulaşım ağı oluşturulan hızlı tren hem elektrikli olmakla çevre temizliğine katkıda bulunmakta, hem de saatte 400-500 kilometreye kadar hıza kavuşması, toplu taşımacılıkta önem derecesini göstermektedir.   Burada bir hatıramı anlatmadan geçemeyeceğim. Rahmetli Prof. Dr. Ekrem Pakdemirli Ulaştırma Bakanı olarak atandığının ilk günleriydi ve sekreteri makamına henüz oturduğunu söylemişti. Ziyarete gittim, kendisi ile İzmir’de Üniversite yıllarından tanışıyoruz. Gel bakalım Cahit ilk ziyaretçim sensin dedi. “Hocam hayırlı olsun, çok önemli bir göreve geldiniz. Bu bakanlığın altından da sizden başka kimse kolayca kalkamaz. Hocam sizin toplu taşımaya önem vereceğinizden hiç şüphem yoktur.  Onun için çok sevinçliyim.” dedim. Nasıl Cahit  dedi? Hocam bu çok açık değil mi? Hiç olmazsa toplu taşımacılığı ön plana alırsınız ve raylı ulaşımı dünyadaki toplu hızlı taşımacılık seviyesine, ülkemizi de getirirsiniz dedim. Cahit, ben kapıdan bu makama girdim. Sen beni pencereden mi çıkarmak istiyorsun, dedi. Çok şaşkınlık içindeydim. Hocam nasıl yani dedim. Cahit, bu otobüs mafyası beni bakanlığımın ilk günlerinde linç eder. Her şeyin bir zamanı var. Tabi ki zamanı gelince o da yapılacak ama, henüz değil demişti. Allah rahmet eylesin.

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/tren-simendifer-makale,3143.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ ULAŞIMDA İNSANLIĞIN VAZGEÇİLMEZİ HIZLI TREN

İşte insanlığa hizmette hepimizin vazgeçilmezi bu ulaşım aracı mucize olarak bize geldiğini bakınız Ayet-i Kerime nasıl bildiriyor. “Onlar için bir delil de, insan neslini, dolu gemilerde taşımamız ve bunun gibi daha nice binekleri onlar için yaratmış olmamızdır.” (42/41-42)    (resim) Buharlı ve elektrikli tren Ayet-i Kerime’ye göre görüyoruz ki insanlık, mucizelerden istifade ederek teknolojinin, o alanında zamanla çok önemli atılımlara sahip olmamız mümkün olacaktır. Nasıl olacağını sorgulamak için bunları yazıyoruz. Mucize olan toplu ulaşım aracı tren, bize mucizelerin ışık tuttuğu şekilde donatılırsa, elektrik enerjisini güneşten, rüzgar enerjisinden ve trenin ulaşım esnasındaki rüzgârını enerjiye dönüştürerek kullanırsak, mükemmel bir ulaşım imkanına kovuşmuş oluruz. Ülkemizde hızlı tren taşımacılığı Allah’a şükür AK Parti hükümet döneminde oldukça hız kazandı. Anavatan Parti döneminden bu döneme nereden nereye geldiğimizi de görmemezlikten gelemeyiz.  İnşâallah tamamlanırsa Ankara’dan Sivas’a hızlı tren 2 saatte ulaşacaktır. Uçaktan daha hızlı bir ulaşım sağladığı ortada iken, bu mucize sanatın İstanbul’umuza kazandırdıklarına göz mü yumalım. Artık Marmaray Asya’yı Avrupa’ya bağladı. Bu ecdadımızın bir projesidir. Ta Osmanlı İmparatorluğu döneminde planlanmış, yeni gerçekleşti. Bizim iftihar kaynağımızdır. Daha iyi kullanım alanları bulmasını da arzu ediyoruz.

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/ulasimda-insanligin-vazgecilmezi-hizli-tren-makale,3153.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ  ELEKTRİK

Bugün bütün teknoloji alanlarında en önemli unsur enerji kaynaklarıdır.  Evlerimizde aydınlanma, ısınma, serinleme, çamaşır ve bulaşık temizleme, yemek pişirme, su transferi, oksijen transferi vb. sanayi dallarında otomotiv, tarım, savunma, bilgisayar, maden, kimya, sağlık, inşaat, makina, eğitim alanında virüs tehlikesi altında sanal eğitimde kullanılması, elektrikli araçlardan cep telefonlarına kadar, uluslar arası hasta tedavisi ve operasyondan tutun, kütüphanelerin ceplerimize girmesine kadar, oldukça şümullü bir görev üstlenen mucize... İnsanlık henüz enerjiyi yaratamamıştır. Hiç düşünüyor muyuz? Şu an çok kullandığımız bu enerjinin kaynaklardan petrol, rahmani gazlar, biyogaz, güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, hidroelektrik santraller, termik santraller ve nükleer santrallerde enerji üretimi için kullandığımız her ne ise nereden geliyor? Yani petrol nereden geliyor, üretenlerin malı mıdır? Güneş ve rüzgar nereden geliyor? Bütün bu enerji kaynakları elektrik enerjisine dönüştürülmek için kullanılmaktadır. Güneş dünyadan yaklaşık 150 milyon km uzakta ve  8 dakikada dünyaya ışık gönderiyor.  Başka görevi yok mu?  Isı gönderiyor, daha bilemediğimiz insanlık için faydalı bir çok şeyler gönderiyor.  Bir de elektrik gönderiyor.  Bu koca güneşi insanların emrine veren bizim yeteneğimiz bilgimiz mi,  yoksa mucize mi? Burada dikkatimizi toplamadan nasıl geçeceğiz?  Ateş böceğinin santrali mi var?  O elektriği nasıl üretiyor?  Ya ışık yayan balıklar vb.  Elektriğin bize mucize olarak gönderildiğine binler delilden bir kaç tanesidir.  İnsanın enerji kaynağı nereden geliyor? Karbonhidratlar, yağlar, proteinler yâni ekmek, meyve, sebze, su, hava vb. daha birçok hayatımızın devamında vazgeçilmez sayamayacağımız enerji kaynaklarını kim gönderiyor? Bunlar mucize değiller mi? Robot yaptım ve insanı devreden çıkardım diyen kendini beğenmiş? Robotun malzemesi nereden geliyor? Robotu icad ve imal eden beyinin kimin eseri? Beyini besleyen bir yığın maddelerden bir madde bulunamazsa ve rahmet hazinesinden gönderilmezse senin robotun, senin karnını doyurabilir mi? Soruyorum? Burada elektriğin mucize olduğunun üzerinde biraz daha durmak istiyorum. Onun için mahiyeti üzerinde birçok yorumların yapıldığı elektrik enerjisi bize mucize olarak geldiğini Kur’an-ı Kerim bildirmektedir.

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknolojinin-dili-elektrik-makale,3173.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ İTFAİYECİLERİN KULLANDIĞI YANMAZ ELBİSE

Bugün insanlık ateşe ne kadar ihtiyacı olduğu ortada iken, ateş ortamında çalışılacak imkanlar sağlayan maddelerin önemini görmezlikten gelebilir miyiz? Çünkü sıcaklığın yakma özelliği olduğu gibi, soğuğun da aynı şekilde yakma özelliği vardır. Her ikisi de teknolojinin olmazsa olmazlarıdır.   İşte bunlardan itfaiyecilerin giydiği, yangına dayanıklı yanmaz elbiseler, maden ergitme ve şekillendirme ocak ve atölyelerinde, kimya laboratuvarlarında  kullanılan, dondurmaya ve yanmaya karşı koruyucu elbiseler, hatta Dâvûd Aleyhisselâmın demiri şekillendirmede kullandığı yanmaz maddeler, mucize tarafından insanlığa hediye edilmiştir.    Yanmaz elbiseler ve yanmaz Amyant Bu ve benzeri maddeler otomotiv ve motor teknolojisinde de kullanılmaktadır. Sıcak ortamda çalışan makina elemanlarının montajında, sızdırmazlığı sağlamak İçin elemanlar arasında contalar kullanılmaktadır. Motorların yanma odasında yakıtın yanması sıcaklıklarda, ortamda 1500 C üzerindeki sıcaklıklar meydana gelmektedir. Motor hava veya su ile soğutularak, sıcaklık 300-100 C kadar düşürülerek sistemin sürekli çalışması sağlanırken, elemanların ara kesitlerinde yakıt, yağ ve gaz kaçaklarını önlemek için de yanmaz maddeler kullanılmaktadır. Aynı şekilde buhar kazanlarında buhar 100 C üzerinde bulunduğu düşünülürse birleştirilen parçalar arasında contalar veya conta görevini gören yapıştırıcılar kullanılarak verimi artıran elemanlar da  yanmaz maddelerdir.  İBRAHİM ALEYHİSSELÂMI ATEŞ YAKMADI En önemlisi de İbrahim Aleyhisselâmın mancnıklarla Firavun tarafından ateşe attırılmasında, o dağlar büyüklüğünde alevler içinde yanmaması, ki bu olay bizim Şanlıurfa ilimizde vuku bulmuş ve kalıntıları halen dünya ziyaretçilerine, turistlere açık olan, eşsiz bir mucize abidesi olarak gözümüz önünde bulunmakta ve iddiamızı ispat etmektedir. İbrahim Aleyhisselâm, bu mucize ile, yanmaz elbise ve amyanttan yapılan elbiseyi araştırmaya bizi teşvik etmiş olabilir.

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknolojinin-dili-fehim-ifhamdan-daha-esheldir-makale,3203.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ   ASANSÖR VE UZAY ASANSÖRÜ

Bugün toplum hayatının vazgeçilmez teknolojik imkanlarından birisi de tartışmasız asansörlerdir. Bunlar insan, yük, inşaat, otomobil ve uzay asansörleri diye sınıflandırılmaktadır. Bu görevi, yatay, eğimli ve düşey yol alarak gerçekleştirmektedir. Bugünkü bu alanda çalışmaların en orijinali uzay asansörleridir. Gezegenler arasına irtibat kurmak için projelerle ve küçük uygulamalarla yavaş yol almakta ve sınırlı yükselmektedir.  Bu tarz yolculukta daha çok uçan elemanlar kullanılmaktadır. Uzaya halat bağlamak ve kabinin yükselmesinde sürtünmeleri yenmek, büyük maliyetler gerektiriyor.  Bu asansörlerle hızlı yol almada, ivmenin insanın ergonomik yapısına zarar vermemesi gerekiyor. Hem yükselecek, çok hızlı yol alması gerekiyor ve hem de o hızdaki ivmeye dayanmak gerekiyor.  Bizim binalarımızda bir kat için kat edilen zaman, kulelerde iki nokta arasında geçen zamana eşit ve ivmesi de insanı rahatsız etmiyor. Bir 15 katı 1-2 dakikada kat ediyorken Dubai’de, Münih’te ve Pekin’de 150-250 kat arası mesafe aynı zamanda alınıyor ve rahatsızlık vermiyor. Asansörler nakilde kullanılırken, maliyetinin kendisini, bakım yapmadan amorti edecek şekilde projelendirilmelidir. Yoksa insan yürür ama asansöre binmez. İnsanın yürümesini ve enerji harcamasını keserek, aynı zamanda da yatay, eğik ve düşey hareket bağımsızlığını sağlamalıdır Buna bu kadar yer vermemin sebebi bizim peygamberimiz, ahir zaman ve son peygamber, Hazreti Muhammed Aleyhissalâtü Vesselam Miraç’ta bu ulaşım vasıtalarının kullanacağına dair bir mucize göstermiştir. Peygamberimiz ASV Miraç’ta önce Kudüs’e yatay, sonra Sidret-ül Müntahaya düşey yükselmektedir. Bunu asansör mekanı ile  bire bir bağlantı kuramayız. Ancak ümmeti için ilham kaynağıdır. Başta demiştik ki peygamber mucizeleri tarihi hikayeler değil, ümmetine o alanda ilham kaynağıdır. Neden uzay asansörü yapılamasın? O asansörü kaldıracak, yürütecek ve durduracak Allah’ın adetullah kanunlarıdır. O halde bilime düşen bu kanunları iyi öğrenip uygulamaya koymasıdır.

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/asansor-ve-uzay-asansoru-makale,3225.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ KALP

Burada hangi kalpten bahsedeceğimi açıklıkla söyliyeyim kestiremiyorum.  Maddi kalpten mi bahsedeyim, yoksa manevi kalpten mi bahsedeyim?  Zaten bunları birbirinden nasıl ayıracaksınız?  Diğer taraftan daha önce de söylediğimiz gibi bir çift hücreden yaratılan vücudumuz öyle gelişme gösteriyor ki;  o tek hücre yani bir çift 46 kromozomluk tek hücrenin teşekkülünden saç meydana geliyor,  baş meydana geliyor ya,  beyin meydana geliyor,  kollar,  ayaklar ve parmaklar meydana geliyor,  tırnaklar kemikler meydana geliyor,  damarlar sinirler meydana geliyor,  dil, dişler ve bademcik meydana geliyor, akyuvarlar ve alyuvarlar meydana geliyor,  lenf meydana geliyor, barsaklar böbrekler meydana geliyor, akciğer karaciğer meydana geliyor,  100 trilyon hücre meydana geliyor. Bizi yaratan Cenab-ı Allah bir şeyden her şeyi ve her şeyden de bir şeyi yaratan yüce bir yaratıcıdır.  Bunların sayılmakla bitirilmesi mümkün değildir. Ama bunların içerisinde bir organımız var ki mucize kalp...  Vücudumuzun diğer bütün organlarından farklıdır.  KALBİN TENEFFÜSÜ YOKTUR Hiçbirine benzemeyen bir yönüyle ömür boyu hiç durmadan gece ve  gündüz,  bazen hızlı ve bazen yavaş, ama sürekli çalışmaktadır. Burada diyeceksiniz ki; akciğer 24 saat sürekli çalışmıyor mu?  Elbette çalışıyor.  Hele bir çalışmasını durdursun bakalım, hayat devam ediyor mu?  Burada diyeceksiniz ki ya böbrek sürekli çalışmıyor mu?  Şüphesiz elbette çalışıyor.  Eğer çalışmazsa vücudun zehirlenmesi ile hayatın son bulması an meselesidir.  Karaciğer, pankreas, barsaklar herbirinin göreve diğerinden geri değildir.  Ama bütün bunların içerisinde kalp gene de farklı bir yere oturmaktadır.  Bütün bu organlar çalışırken, birbiriyle öyle irtibattadır, öyle bir yardımlaşma içerisindedir ki; birbirlerinin yardımına koşmak için kendi zararına faaliyetini azaltırken, diğerinin lehine de artırmaktadır.  Hangi organın neye ihtiyacı varsa, onun sağlığı için de her türlü fedakârlığı göstermektedirler.  İnsanlar arasında olmayan tesanüt, dayanışma ve yardımlaşma, vücudumuzun organları arasında nasıl cereyan ediyor ibretle seyretmemiz gerekmektedir. Öyle değil mi karşıdan başımıza veya yüzümüze bir taş geldiği zaman, elimiz ihtiyarımız dışında hemen uzanıp, müdahale etmiyor mu? Bu herkesin bildiği bir durum ama hiçbirimizin haberi olmayan, yukarda saydığımız durumlar her an, her dakika meydana gelmektedir.  Ama bizim haberimiz yoktur.

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknolojinin-dili-kalp-makale,3238.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ

20 Acayib Bir sanat olan kalp, her insana göre değişmekle beraber dakikada 70 defa aynı görevini tekrar ederek yani günde 100800 kere şaşırmadan, yanlış ve noksan yapmadan çalışmaktadır.  Mühendislikte 75 metreye akışkan çıkarabilmek için bir dişli pompa kullanmak gerekiyor. Kalb 80.000 km uzunluğundaki damarlara iletmiş olduğumuz kan için, 1067000 adet dişli pompa kullanması lazım gelecekti.  Bu pompanın bir tanesinin ağırlığı en az 1 kg olsa 1067 ton ağırlığında dişli pompayı vücudumuzun taşıması lazım gelecekti.  Önemli, yani sadece kalbin görevini yerine getirmek için kullanacağımız dişli pompanın ağırlığı bin tondan fazla olması gerekirdi. Onun için diyoruz ya mucize kalp.  Kalb, başta aort atar damarı olmak üzere o kadar çok damarı kan ile dolduruyor ki; bu hali ile insana benzeyen bir damar yumağı ile donatıldığımızı, yabancıların Kağıthane’de sergiledikleri bir sergide görmüştüm. Kullanılan tesisat yani damarlar da mucizedir.  Koroner arterler kalbe kan götüren damarlardır. Anjiyografi ile koroner artelerin veya vücudun diğer bölgelerindeki damarların X ışınları ile görüntülenmesini gerçekleştirdiğinde de aynı tüyler ürpertici ve hayretler içinde bırakan manzara seyredilebilir.  Bu damarlarla  donatılan kalp günde yaklaşık 100-150 trilyon hücreye ulaştırmak üzere yaklaşık 80 bin km uzunluğunda damarlar ile 7-10 ton civarında kanı pompalamaktadır. Bu nasıl bir mucize makınadır, düşünelim. Okuyup geçmeyelim, tefekkür edelim.  Bunların tıkanıklarının görüntülemek için koroner anjografiye ihtiyaç vardır.    Kalp yerine dişli pompa kullanılsa Kalp yerine mümkün olsaydı kullanılan bu dişli pompa, motor tarafından tahrik edilerek, normal şartlarda 75 metre yüksekliğe akışkan sevkedecekti. Buna göre insan vücuduna 1 milyonun üzerinde kullanılacak pompa için de bir o kadar motor kullanılsaydı, ağırlığı tahmin etmek mümkün müydü? Bu motor ve pompaların zamanla bakımları yapılmazsa çalışamazlar. Biz kalbimize nasıl bakıyoruz.    Anjiyografi cihazı ve damar şişirme balonu ve damar tedavisinde kullanılan nano robot  Nanorobotlar, insan içindeki damarlar, böbrek, omurga ve beyin sıvısı boşluğu ve gözün içi gibi sıvılarda yüzerek hastalıkları tanıyıp tedavi edebilecek milimetreden küçük nano çapta yüzen sistemlerdir. Bu robotların ilgilendiği diğer bir alan da, mikron ve nanometre boyutlarında cisimleri, parçaları ve biyolojik maddeleri çok hassas olarak manipüle etmektedir. Benim ihtisasamın dışında olan kalbimizi bilemiyorum ki ne kadar tutabildim. Bu sadece tefekkür etmemiz için bir tarifti bunun bilimsel olarak açıklamasını elbette kardiyologlar ve kalp ekimleri yaparlar. Belki bu yazı böyle konuları detaylandırmak için bir teşvik olabilir diye düşünüyorum. 

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknolojinin-dili-20-makale,3250.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ  BİR ARICIYI ZİYARETİM

Bu Kurban Bayramı tatilinde ziyaret ettiğim bir arıcıda gördüğüm ve bana anlattıklarını burada kaleme almak istiyorum.   Arıcı 3-5 tonluk bir şeker şerbeti kazanı koymuş ve o kazandan her arının önüne hortumla şerbet dağıtıyor. Dolayısı ile arılara şeker şerbet yediriyor.  Diyor ki; ben 20 ton şeker yedirdiğim arılardan, on ton bal alıyorum.  Benim bu yedirdiğim şeker şerbeti, bala %7 veya %10 nispetinde yansıyor.  Dolayısıyla arı yediği şerbeti bala katmıyor. Bir arı kovanı çiçek açmış bir dönemde günde 4 kg bal yapıyor.  Eğer biz bu şerbeti vermezsek, bu balın üç kilosu ile karnını doyuruyor. Böylece ben bu kovandan günde 1 kg bal alabiliyorum.  Şayet arıyı bal şerbeti ile beslemeyecek olursam, bütün bu kovanlardan yılda alabileceğim on ton bal, 2,5 tona düşecektir. Bu konuyu burada kaleme almakla gıda bilim adamlarının dikkatini, bunun üzerine çekmek istiyorum.  Uygulama doğruysa bunun yaygınlaştırılması gerekir, yanlışsa doğru olanını arıcılık yapanlara öğretmek gerekir. Yoksa şifa kaynağı olduğuna ayeti kerimenin bildirmesi üzerine inandığımız balı, hastalık kaynağı yapmayalım.  FARMAKOLOJİDE ŞİFA KAYNAĞI BAL Bal vitamin ve mineral kaynağıdır. C B1, B2, C, B6, B5 ve B3 vitamini kaynağıdır.  Kalsiyum, magnezyum, potasyum, sodyum klorür, kükürt, demir ve fosfor gibi ve az miktarda bakır, iyot ve çinko minerallerinin kaynağıdır.  Fruktoz, glukoz ve şekerin kaynağıdır.  Balın içeriğinde bazı hormonlar da var olduğuna literatürde rastlanmaktadır.  Dolayısı ile kemikleri güçlenmesi,  dolaşım sistemine faydalı olması,  alyuvarlara destek olması,  bakterilere karşı bağışıklık sağlamada yardımcı olması,  antibakteriyel,  dezenfektan ve  probiyotik özelliği,  öksürük tedavisinde yardımcı ilaç olarak kullanılması,  bal sayesinde bazı alerjik reaksiyonlardan korunması,  bal orijinli karışımlar geleneksel tıpta kanser risklerini azalttığı da ayrıca aktarılan bilgiler arasında yer almaktadır.  Ancak böyle bir tedavinin farmakolog ve hekimler tarafından kontrol altında uygulanması,  mutlaka balı çok iyi yerlere getireceği inancını taşıyorum. Neden ABD'li, AB, Çin, Japon ve Romen bilimadamları bal, arı sütü, polen ve arı reçinasının (propolis) hakkında araştırmalar yapıp birçok hastalığı tedavi ettiğini bildiriyorlar da biz halen neyin ne kadar faydalı veya neyin hangi ölçüde zararlı olduğuna kulaklarımızı tıkıyoruz. 

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknolojinin-dili-bir-ariciyi-ziyaretim-makale,3259.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ BALIN KALORİSİ REÇELDEN DAHA AZ

Bal şekere, reçele ve pekmeze göre daha düşük kalorilidir.   Tek başına kullanılan bal, vücuda yoğun enerji vermesine rağmen, kilo yapmaması balı üstün nitelikli bir besin kaynağı olduğunu göstermektedir.  Bal diğer tatlılardan daha hızlı bir şekilde kana karışmakta, ılık suyla karıştırıldığında ise  7 dakika içinde kana karışmaktadır.  Balın inhibine etkisi olduğundan içinde bakteri barınamaz.  Yapılan deneyler ve gözlemler, sulandırılmış balın bakteri öldürücü özelliğinin saf bala göre  daha fazla olduğunu göstermiştir.  Arı kolonisine yeni dahil olacak kurtçukların, kendilerine bakmakla görevli arılar tarafından sulandırılmış balla beslenmesi bu özelliğinden dolayıdır.  Arı sütü, kovandaki işçi arıların ürettiği bir maddedir. Çok besleyici olan arı sütünde şeker, protein, yağ ve birçok vitamin bulunur. ARILARA BU GÖREVİ VEREN VAR Yukarıda rakamlarla ortaya koyulan ve arıların ihtiyaçlarından çok fazla ürettikleri balı, kimin için üretiyorlar?  İnsanlar için ve insanlara uygun olarak yaptırılan bu mucize madde karşılığında, insanların ne yapması gerekiyor? Bu inanılmaz görevi arıların "kendi başlarına" yapamayacakları da bilimsel olarak ortada değil mi? Bir hadisi şerifte şöyle buyuruluyor: "İki şifaya birden sarılın: Biri Kur'an, öteki baldır.” (23) Bal, midede biriken zararlı maddeleri yok eder. Barsaklarda biriken bozuk gıda artıklarından mideyi temizler. Sindirimi kolaydır. İnsanın tabiatını yumuşatır. Midede eksik olmadığı müddetçe kalp hastalıklarına iyi gelir. Sindirimi kalbe basınç yapmadığı içinde kalbi de yormaz. Allah’a bu harika nimetler için insanların teşekkür etmesi gerekir.

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/balin-kalorisi-recelden-daha-az-makale,3268.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ  ARILAR MUCİZE YARATIKLAR

Arıların ışığa doğru yöneldikleri deneylerle ortaya koyulmuştur. Hatta ışık yolunda engel olsa ve karanlıkta olmasa bile engelde beklemekte ve ışıktan vaz geçmemektedir.  Sözler mecmuasında bu konuyu Bediüzzaman şu şekilde ifade etmektedir.  “Bal arısı, kendine güvenmediği için, gündüzün güneşini bulur. Bütün dostları olan çiçekleri, Güneşin ziyasıyla yaldızlanmış müşahede eder.” (2/213) Sizce engele takılmak saflık gibi görünebilir. Ama öyle değil, çok büyük bir ilhama mazhardırlar. Öyle bir radar sistemi ile donatılmıştır ki, bizi navigasyonlar zaman zaman yanılttığı halde, arılar nerede, hangi çiçekten bal toplayacağını bilen, aynı beslenme alanını kullanan yüzlerce kovan arasında kendi kovanını bulabilen, aynı kovan içinde altıgen ve birbirine benzeyen yüzlerce petek gözünden kendininkini dokumayı, yumurtlamayı hiç şaşırmadan ve sürekli olarak yerine getiren, saf değil adeta çok zeki canlıdır. Işığa doğru yürüyenler genelde hedeftir. İstifade etmek isteyenler de, çekemeyenler tarafından saflıklarımdan veya hainliklerinden her zaman engeller oluşturacaklardır. Önemli olan engellere rağmen sırat-ı müstakimden ayrılmamaktır. Tıpkı bal arıları gibi.  ARILAR ÖLÜRSE 4 YIL SONRA İNSANLIK ÖLÜR Albert Einstein’e ve günümüzdeki diğer araştırmacılara göre arılar olmazsa, insan yaşamı 4 yıl sonra son bulmaktadır. Bunlar görünüşte zehirli dikene sahipler, fakat yapmış olduğu işlere baktığımızda en tatlı, en makbul, emsaline yetişilmez ballı bir işle meşgul olmaktadırlar. Bununla da kalmıyor, insanlara yardımcı oluyorlar.  “Hayvanat da emr-i Rabbanî, bizi terbiye eden Allah’ın emri ile beşerin ihtiyacatını yerine getirir. Bal arısıyla ipek böceğinin insanlara yaptıkları yardımlar, bu davayı isbat eder.” (45/16)   ELMA SUYU FABRİKASI İşte bizim elma suyu fabrikasına bakalım; ne yapıyor. Bu fabrika elmaya alıyor ve suyunu sıkıyor. İçerisine de bekleme süresinde bozulmasın diye, kimyasal maddeler katıyorlar. Kaba bir ambalajda bize parası karşılığı pazarlamaktadır.  Ambalaj meyve suyu içildikten sonra atılmaktadır. Ama o elmaya bakınız, çamur yiyor ve bize tatlı elmayı takdim ediyor. Öyle ki ambalajı içinde aylarca bozulmadan kalabiliyor ve üstelik ambalajı bile yeniyor hiç israf ve atık yoktur. Üstelik elma ağacına da bir bedel ödemiyoruz.  Hiç düşünmüyor muyuz bu toprak fabrikası, bu ilmini ve tahsilini nerede yaptı ki;  aynı toprak bir taraftan elma yapıyor,  bir taraftan karpuz yapıyor,  diğer taraftan portakal yapıyor.  Artık siz sayın bitirebilirseniz.  Bunda tesadüf diye bir şey var mı?  Elbette mucizedir.  İşte bize teknolojinin,  ilimin,  bilimin,  kimya fabrikalarının bir benzerini yapamadığı en mükemmel bir balı takdim etmek için görevlendirilmiş olan bu arı kolonisinin,  Allah korusun hayatları son bulsa;  insanlığın hayatı dört yılda altüst olmaktadır.

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/arilar-mucize-yaratiklar-makale,3281.html

Habergündemim

Ey insan arı diyip geçmeyiniz, ismine sûre nazil olan bu yaratıklar için bakalım Rabbimiz neler buyuruyor: “Rabbin, bal arısına şöyle ilham etti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan (kovanlardan) kendine evler edin.” (44/68) Bakınız arılar bu haliyle bal yapmaları için insanların onlara kovan hazırlamasına ihtiyacı yoktur.  Onlar yeryüzünde her tarafta ağaçta,  taşta ve  bir mağarada kendilerini kovan edinebilirler. Bunları çok görmüşüzdür.  Bal petekleri veya dalakları sıra üzerine çeşitli şekillerde kendilerini bize takdim etmiyorlar mı? Aslında bizim arı kovanlarına ihtiyacımız var.  Böylece onların yapmış olduğu balları kontrol altına alıyoruz.  Hatta yaptıkları işlere müdahale de ederek, onların görevlerine ve işlerine yardımcı olduğumuzu zannediyoruz. ARIYA BAL YAPMASI AYETLE BİLDİRİLİYOR “Sonra meyvelerin hepsinden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı (yaylım) yollarına gir.” Onların karınlarından çeşitli renklerde bal çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir (toplum) için bir ibret vardır.”  (44/69) İşte Nahl Suresi 69. ayette onların görevlerini Rabbim çok açık bir şekilde tarif ediyor.   BAL MÛCİZESİ  Literatür bilgilerine göre yarım kilo bal için 17 bin arı 10 milyon çiçeği ziyaret ediyor. 8-10 kg bal üretmek için arı kolonisi 250 bin km üzerinde uçmak zorundadır.  Arının bal kesesini bir kere nektarla doldurabilmesi için, çiçeklerine göre 40- 120 dakika çalışması gerekir. Arıların performansı gerçekten şaşırtıcıdır ve mucizedir.  Uçan bir arının yakıt ihtiyacı kilometre başına ifade edilemeyecek kadar eser miktar gram, 8-10 kg bal üretiminde görevli bir koloninin ihtiyaç duyduğu bal ise 1 kg olduğu tahmin edilmektedir. Mucize bir araç.  Nektar yani çiçeklerden toplanan tatlı, su ve eser miktardaki başka maddeleri ihtiva etmektedir. Arılar topladıklarını kovanlara keselerinde taşırlar.  Bal, nektar olarak bilinen kolay bozulan ince tatlı sıvı, arıların vücutlarından salgıladıkları bir takım enzimlerle işlenmesi sonucu, dayanıklı, yoğun ve yüksek besin değeri içeren bir gıda maddesine dönüştürülür. 

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/ariya-yuva-yapmasi-ilham-ediliyor-makale,3294.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ RİSALE-İ NUR’DA BAL ARISI

Bal arısı her bir yaptığı görevle insanlara maddi manevi dersler veriyor ve faydalar sağlıyor. Birlikte bakıp sonra da tefekkür edelim. “Bal arısı, kendine güvenmediği için, gündüzün güneşini bulur.” Şimdi ben burada anladığımı anlatmaya çalışacağım ama, bunun ifade etmiş olduğu anlamı vermem mümkün değildir. Buradan içtimaiyatçının çıkaracağı ders farklı, bir gıdacının çıkaracağı ders daha farklıdır. Ama şunu buradan bahsetmeden  geçemeyeceğim. Vişne suyu fabrikasına bir bakalım. Kilometreleri kaplayan bu fabrika ne yapıyor? Vişne hammaddesini alıp, suyunu sıkıp, kağıt, cam veya teneke ambalajına dolduruyor.  Bu fabrika içerisinde her meslekten insan çalışmaktadır. İsi, gürültüsü, hava kirliliği, grevi, lokavtı, alayişi ve nümayişi vardır.  Vişne ağacı fabrikasını hiç düşündük mü?  Hammaddesi nedir biliyor muyuz?  Çamur yeyip vişne meyvesini veren Allah’ın mucize ağacıdır.  İşte bu fabrikanın isi, pası, grevi, lokavtı olmadığı gibi çevremizi de temizliyor.  Ya balarısı ne yapıyor? Aman Yarabbi bu nasıl bir fabrika?  İnsan olan düşünmez mi?  Sinek kadar bir mahluk, kilometrelerce yol kat ediyor.  İnsanlar istifade etsin diye çiçeklerdeki en faydalı maddeleri topluyor, sonra kendi fabrikasında işledikten sonra hazır bir şekilde insanların istifadesine sunuyor.  Bu nasıl bir harika olay, düşünmeye değmez mi?  Bal arısı insanlığa ve medeniyete katkıda bulunurken, insanlık medeniyetten ve birbirinin menfaatini gözetmekten uzaklaşıyor.  Sözler’de insanların alacağı çok güzel dersler veriliyor. Ben oradan bir kesit aktarıyorum.  “Nasılki en küçüklerinden bal arısı ve ipek böceğini istihdam edip ilham-ı İlahî ile azîm bir istifade yolunu açarak..., medeniyet-i beşeriyenin mehasinine güzel şeyleri ilâve etmiştir.”(2/260) Çok enteresan değil mi zehirli bir böcekten en gıdalı balı yiyoruz. Sümüklü bir böcekten de daha teknolojinin icat edemediği ipekten elbise giyiyoruz.  Bu harika olayları o zehirli böceğe ve o sümüklü böceğe verecek olursak; bu harika olaylar karşısında insanlık kendini nereye koyacak?  Bu durumda bir insan arıdan ve ipek böceğinden daha aşağı, daha bilgisiz, daha beceriksiz olmuyor mu?  Yoksa insanların hizmetine bu yaratıkları bir görevlendiren mi var?

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/risale-i-nurda-bal-arisi-makale,3307.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ

Bal arısı her bir yaptığı görevle insanlara maddi manevi dersler veriyor ve faydalar sağlıyor. Birlikte bakıp sonra da tefekkür edelim. “Bal arısı, kendine güvenmediği için, gündüzün güneşini bulur.” Şimdi ben burada anladığımı anlatmaya çalışacağım ama, bunun ifade etmiş olduğu anlamı vermem mümkün değildir. Buradan içtimaiyatçının çıkaracağı ders farklı, bir gıdacının çıkaracağı ders daha farklıdır. Ama şunu buradan bahsetmeden  geçemeyeceğim. Vişne suyu fabrikasına bir bakalım. Kilometreleri kaplayan bu fabrika ne yapıyor? Vişne hammaddesini alıp, suyunu sıkıp, kağıt, cam veya teneke ambalajına dolduruyor.  Bu fabrika içerisinde her meslekten insan çalışmaktadır. İsi, gürültüsü, hava kirliliği, grevi, lokavtı, alayişi ve nümayişi vardır.  Vişne ağacı fabrikasını hiç düşündük mü?  Hammaddesi nedir biliyor muyuz?  Çamur yeyip vişne meyvesini veren Allah’ın mucize ağacıdır.  İşte bu fabrikanın isi, pası, grevi, lokavtı olmadığı gibi çevremizi de temizliyor.  Ya balarısı ne yapıyor? Aman Yarabbi bu nasıl bir fabrika?  İnsan olan düşünmez mi?  Sinek kadar bir mahluk, kilometrelerce yol kat ediyor.  İnsanlar istifade etsin diye çiçeklerdeki en faydalı maddeleri topluyor, sonra kendi fabrikasında işledikten sonra hazır bir şekilde insanların istifadesine sunuyor.  Bu nasıl bir harika olay, düşünmeye değmez mi?  Bal arısı insanlığa ve medeniyete katkıda bulunurken, insanlık medeniyetten ve birbirinin menfaatini gözetmekten uzaklaşıyor.  Sözler’de insanların alacağı çok güzel dersler veriliyor. Ben oradan bir kesit aktarıyorum.  “Nasılki en küçüklerinden bal arısı ve ipek böceğini istihdam edip ilham-ı İlahî ile azîm bir istifade yolunu açarak..., medeniyet-i beşeriyenin mehasinine güzel şeyleri ilâve etmiştir.”(2/260) Çok enteresan değil mi zehirli bir böcekten en gıdalı balı yiyoruz. Sümüklü bir böcekten de daha teknolojinin icat edemediği ipekten elbise giyiyoruz.  Bu harika olayları o zehirli böceğe ve o sümüklü böceğe verecek olursak; bu harika olaylar karşısında insanlık kendini nereye koyacak?  Bu durumda bir insan arıdan ve ipek böceğinden daha aşağı, daha bilgisiz, daha beceriksiz olmuyor mu?  Yoksa insanların hizmetine bu yaratıkları bir görevlendiren mi var?

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/risale-i-nurda-bal-arisi-makale,3316.html

Habergündemim

İpek böceği de vücudundaki bir çift  salgı bezinden salgıladığı sümüksü, yapışkan bir sıvıyı, böceğin alt dudağındaki çok küçük deliklerden iplik halinde dışarıya püskürtmektedir. Bu püskürtülen sıvı havayla temas ederek sertleşmektedir.   Bu madde ile ipek böceği evvela yuvasının dış kısmını örmekte, daha sonra kendini buraya yerleştirerek, etrafını kapatmaya çalışmaktadır.  Evinin inşaatında kullandığı malzeme, bizim özenle aramış olduğumuz ipektir.  Ne kadar çok basit anlattım değil mi?  Peki bu böceğin ürettiği ipeğin  ham maddesinde bu kurtcuk fabrika ne kullanıyor?  Mükemmel ipek imalatında bu fabrika dut yaprağı kullanıyor.  Teşbihte hata olmasın, bu harika fabrika yeşil yaprağı kimya fabrikasında işleyerek ipek ham maddesini üretiyor.  Bundan sonra kozalar, yumuşatma kazanlarında kaynatılarak, çözülmeye hazır hale getirilir. İpek telleri özel ipek sarma aletleriyle sarılır.  Sonra, gene özel aletlerle, masuralara aktarılır. Tarakların da yardımıyla, ipek ipliği bükülür.  Ancak bu büküm safhasından geçtikten sonra ipek, iplik haline gelir. Artık İpek dokumaya elverişli bir duruma gelmiştir. Biraz kafamızı yoralım ve düşüncemizi zorlayalım: Bu ipek hammaddesini ipek ipliğine ve ipek kumaşlarına dönüştürmemiz için ne kadar çok tekstil ve dokuma fabrikalarına ve orada istihdam edeceğimiz ne kadar çok çeşitli mesleklerden mühendislere ve işletmecilere ihtiyaç olduğu yerinde görülebilir.  Peki şimdi sormak gerekmez mi bu ipek böceği bu ipek hammaddesini üretme tahsilini nerede yaptı? BİLİMSEL İCADLARDA DA İLHAM YARDIMI VAR İşte Cenab-ı Allah insanların istifade edebilmeleri için bazı bilim adamlarının da ilhamla önlerini açarak, medeniyete hizmetçi yapıyor. İnsan bazı zor bilimsel konuları çözüme kavuştumak için gayret gösterirken, o konular hakkında artık rüyalar görmeye başlar.  Kalktığında tamam aklıma geldi buldum şu kısmı eksik bırakmışım, şunu yapmamışım. Bunlar yerine getirince mesela çözülecek der  ve çözümü de bulur.  Bu bir ilham değil midir?  “Hayvanat da emr-i Rabbanî ile beşerin ihtiyacatını yerine getirir.” Şimdi soralım, bal arısı ve ipek böceği insanın ihtiyacını biliyor da mi bal yapıyor, yoksa insanın ihtiyacını bilen biri mi bal arısını ve ipek böceğini görevlendiriyor.  Neden o kadar teknoloji gelişmişken ve bilgisayar hemen hayatın her alanına girmişken ve hakim iken, tarım ve tekstil bilim adamları bir araya gelerek bir balı ve bir ipek maddesini üretemiyorlar?

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknolojinin-dili-ipek-bocegi-makale,3335.html

Habergündemim

Aynı sistem aynı düzen insanda da kurulmuştur. 100 trilyon hücre sürekli bir hareket içerisinde birbirine göre hareket etmekte ve değişime maruz kalmaktadır.  İnsan vücüdunda, özellikle bağırsaklarda iki kilograma yakın bakteri bulunmaktadır. Her bir bakteri de ayrı bir sistem ve alemdir. İnsan hücrelerinin on kattı mikrobu ayrıca vücudumuzda komşu olarak barındırıyoruz. Her bir mikrop başka bir muamma ve tanımaya değer.  BASİT OLARAK MAKİNE YAPILMASI Bir proje hazırlayıp, o projeye göre bir makine yapmak mi kolay, yoksa birkaç mühendis bir araya gelip, ayrı ayrı düşünce ve tekliflerle bir makineyi yapmaları mı kolaydır. Hiç şüphesiz birkaç mühendisin bilgi ve istekleri çerçevesinde bir makineyi yapması, bir mühendisin projeye uyarak bir veya birkaç makineyi yapmaktan çok daha zordur.  Bir makineyi imal etmek için demir lazım, demiri elde etmek için demir hammaddesi lazım, bu hammaddeyi eritmek için fırın lazım, o fırından çıkan malzemeleri şekillendirmek  için dökümhaneler ve takım tezgahları lazım, artık bunlar saymakla bitmez.  Bütün bunları bilen, kullanmasını planlayan birisi, bir makinanın bir elemanını, veya elenmanların bir araya gelmesi ile imal edilen bir cihazı ancak  yapabilir. Bütün bunları bir araya getiremeyen bir makinanın imalatını düşünemez, imal edemez.  Teşbihten  benzetmeden gerçeğe geçelim.   CANLILAR HARİKA SANATLAR “İşte herbir hayvan, öyle bir kasr-ı İlahî, Allah’ın harika bir sarayıdır.  Hususan insan, o kasırların en güzeli ve o sarayların en acibidir.  Ve bu insan denilen sarayın cevherleri;  bir kısmı âlem-i ervahtan, ruhlar aleminden,  bir kısmı âlem-i misalden görünen alemden ve  Levh-i Mahfuz'dan (her şeyin hayatının yazıldığı Allah’ın ilminin ünvanı) ve  diğer bir kısmı da hava âleminden,  nur âleminden,  anasır, elementler âleminden geldiği gibi;  hacatı, ihtiyaçları ebede uzanmış,  emelleri, arzuları semavat ve arzın aktarında, tabakalarında intişar etmiş,  rabıtaları, alâkaları dünya ve âhiret edvarında, zamanlarında dağılmış bir saray-ı acib ve bir kasr-ı garibdir, şaşkınlık uyandıran bir saraydır.     İşte ey kendini insan zanneden insan!    Madem mahiyetin,esasın, iç yüzün böyledir; seni yapan ancak o zât olabilir ki:  Dünya ve âhiret birer menzil, Karaurgan yeri,  arz ve sema birer sahife,  ezel ve ebed (geçmiş, gelecek, şimdiki zaman ve sonsuz zaman) dün ve yarın hükmünde olarak tasarruf eden bir zât olabilir.  Öyle ise insanın mabudu, ibadet edileni ve  melcei, sığınacağı ve  halaskârı, kurtarıcısı o olabilir ki;  arz ve semaya hükmeder,  dünya ve ukba, ahiret dizginlerine mâliktir.” (47/135)

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknolojinin-dili-insani-anlatmakla-bitiremeyiz-makale,3342.html

Habergündemim

Süt fabrikası ne yapar? Süt hammaddesini alır onu belli bir sıcaklıkta pastörize eder. Bir müddet dayanıklı hale getirerek şişelerde veya kağıt kaplarda depolar, ambalaj yapar.  Ama o kapların içerisinde bozulmaması için de bir miktar sütün özelliğinin dışında katkı maddeleri katılır. Bu fabrika onlarca metre kareleri kaplar. Makinaların çalışma gürültüsü vardır, isi vardır, pası vardır, kokusu vardır.  İçerisinde her meslekten insan çalışır. Farklı mesleklerdeki o insanların farklı görevleri vardır. Grevi vardır, lokavtı vardır. Yaptıkları iş ise, süt hammaddesini biraz daha dayanıklı hale getirmektir.  Ancak sütün orijinal tadında değişikler olmak kaydıyla.  Düşünmeye devam edelim ve diyelim ki; teknoloji öyle gelişmiş, mühendisler bu süt fabrikasını öyle küçültmüşler ki bir metre kareye sığdırmışlar.  Çok merakımızı celb etmez mi? Yahu bu ne harika mühendismiş? Bu nerede yetişmiş? Bu eğitim nereden almış demeyiz mi? Hayal dünyamızı genişletelim; sonra deseler ki bu fabrika öyle bir fabrika ki; bir taraftan süt işlerken, öbür taraftan da aletlerini cihazlarını yeniliyormuş. Dişli çarklarını ve  civatalarını değiştiriyormuş. Kendi kendini süt işleme esnasında kurumaya çalışıyormuş.  Bu daha çok dikkatimizi çekmez mi? Bizi meraklar içerisinde bırakmaz mı?  Nasıl yapılmış, kim yapmış, nerede yapmış diye araştırmaya başlamaz mıyız?  Biraz daha ileri gidelim, diyelim ki bu fabrika var ya, sütleri aynı zamanda gezerek mandıralardan topluyor, süzüyor, ısıtıyor, pastörize yapıyor.  Bu daha da çok orijinal olmuş olur. Yâni her mühendis bunu yapamaz bunu yapan mühendis harika bir mühendistir, değil mi? Biraz daha ileri gidelim mi?  Yeter artık dur orada daha ilerisi mi olur?  Bakalım birlikte, daha ilerisi var mi?  Bu fabrika bütün bu işleri yaparken bir de kendisi gibi fabrikalar icat ediyor. Ne? Nasıl yani? Hayal ediyorsun değil mi? Demeyiz mi? Hayal değil, gerçek dersek o zaman hayretler içerisinde kalınmaz mı?  Nedir, nerededir, kim yapmış, nasıl yapmış, bir de biz görelim demeyiz mi? ORJİNAL SÜT FABRİKASI KOYUNU TANIYALIM  Evet düşünüyor muyuz süt veren bir koyunu büyüklüğü ne kadar metre kare ile tutmaz ancak kan ve fışkı içerisinden, bulaştırmadan bize en gıdalı yiyeceği takdim ediyor. Bu süt fabrikası aynı zamanda hammaddesi odun, selüloz olan otları, samanları gezerek topluyor ve gezen fabrikasında süte dönüşmesine hizmet ediyor.   Aynı zamanda bu fabrika bir taraftan odun yiyip süt verirken aynı zamanda aletlerini makinalarını o ve cihazlarını yeniliyor.  Daha da  orjinalini söyleyelim mi?  Bu fabrika odun hammaddesinden süt imal ederken, hammaddenin ayağına giderek hammaddeyi toplarken, aynı hammadde ile aletlerini, çarklarını, ve cihazlarını yenilerken... Daha da çok enteresanı, bir de kendi gibi fabrikalar doğurmasına vesile oluyor.  Halen merak etmiyor muyuz bu fabrikanın mühendisi kim?  Sahi bunu merak etmeyen insan olabilir mi?

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknolojinin-dili-sut-fabrikasi-makale,3355.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ

  O zaman Allah’ın bize vermiş olduğu duyguları ve cihazları hiç olmazsa onun rızasını kazanacak şekilde kullanmamız gerekir: Zira gözün nuru, nur-u imanla ışıklanırsa ve kavîleşirse, kuvvetlenirse,  bütün kâinat gül ve reyhanlar ile müzeyyen bir Cennet şeklinde görünür.  Gözün gözbebeği de, bal arısı gibi, bütün kâinat safhalarında menkuş, nakışlı gül ve çiçek gibi delillerinden, bürhanlarından, ispat vasıtalarından alacağı ibret, fikret, düşünce, ünsiyet, dostluk gibi üsare, öz suyu ve şiralarından vicdanda o tatlı, iman balları yapar.  Eğer o göz küfür zulmetiyle, Allah’ı inkar karanlığı ile kör olursa;  dünya, genişliğiyle beraber bir hapishane şekline girer.” (50/71) Hayata mazhar olmak öyle bir nimet ki tarifi bugünki bilimsel imkanlarla da ifade edilmesi mümkün değildir.  Yani hayata mazhar olan bir karınca, bir sinek, koca bir dağa sahip çıkabilir, onu gezebilir, dağa benimdir diyebilir.  Daha ileri de gidebilir, hatta güneş de benimdir diyebilir. Ama hayata hiç mazhar olmayan, varlık alemine gelmeyen, için her şey yoktur.  “Lâkin bal arısı gibi küçük bir cisim, hayata mazhar olduğu zaman, bütün kâinatla münasebetdar olur ve  herşeyle alış-veriş yapar; hattâ diyebilir ki:  “Kâinat benim mülkümdür, benim yerimdir.”  Kâinatın her tarafına gider,  havâssıyla tasarruf eder, duygularını dilediği gibi kullanır,  bütün eşya ile kesb-i muarefe eder, birbirine alışır, tanır.” (50/178) İnsan yaratılış itibari ile her şeyle alakadar ve bir çok şeye ihtiyacı vardır.  Bu alakadar olduğu şeyler ile muarefe etmek ve ihtiyacı olduğu şeyleri temin etmek insanın elinde değildir.  Yani biz toprağa buğday ekmemizle, buğdayı imal etmek anlamı çıkmaz.  Onun için güneş lazım, yağmur lazım, toprak lazım, rüzgar lazım, mineral lazım vb.  Bu noktada kendimize güvenirsek maalesef bir tek buğday tanesini de elde edemeyiz.  Yemiş olduğumuz meyveler öyle değil mi, sebzeler öyle değil mi, balıklar öyle değil mi, hayvanlar öyle değil mi vb.  ACİZ ÇOCUĞA EN İYİ GIDA VERİLİYOR Tüm bunlar bizim acizliğimiz nispetinde bize ikram ediliyor. Yarattığı mahlukatı rızıklandırmada Allah çok Kerimdir.  Bir tek ekmekle karnımız doyacağı halde;  et vermiş, süt vermiş, sebze vermiş, meyve vermiş, balık vermiş, vermişte vermiş.  Bunlardan sadece bir cins mi vermiş?  Hayır, çünkü sayamayacakmız kadar çok çeşit çeşit lezzette, tadda, kokuda nimetler ihsan etmiştir.  Eğer biz kendimize güvensek, bunların hangisini yapmaya iktidarımız var. Bunların hiç birini elde edemeyiz. “Bal arısı, kendine güvenmediği için, gündüzün güneşini bulur. Bütün dostları olan çiçekleri, Güneşin ziyasıyla yaldızlanmış müşahede eder.  Öyle de: Kendine, vücuduna ve enaniyetine dayansan; yıldız böceği gibi olursun.  Eğer sen, fâni vücudunu, o vücudu sana veren Hâlıkın yolunda feda etsen, bal arısı gibi olursun.  Hadsiz bir nur-u vücud bulursun.” (51/84)

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/verilen-cihazlari-heder-etmiyelim-makale,3370.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ

En gelişmiş bilgisayarlar bile saniyede yaklaşık 15 milyar işlem yapmaktadır.  Arı beyni bilgisayarlarda mukayese edilemeyecek kadar daha harika ve mükemmeldir.  Şu andaki bilgiler çerçevesinde en gelişmiş bilgisayarlardan 600 katttan daha fazla işlem yapmaktadır.   Yani saniyede yaklaşık 10 trilyon işlem yapmaktadır.  Bir Petek’te ortalama 30000 arı, trafiğini aksatmadan, trafik işıklarını ihlal etmeden, kazalara ve kavgalara yer vermeden giriş ve çıkış yapmaktadır.  O altıgen evlerine çiçeklerden toplandıklarını bala dönüştürmektedir.  Şimdi bir kere daha gündeme getirelim bu nohut kadar varlık yerleşim, tasarım ve mukavemet bilgisi eğitiminin,  uygulayacağı mühendislik ve mimarlık eğitiminin,  kenar uzunlukları ve köşe açılarını hesap edecek geometri ve matematik bilimi eğitiminin,  o çiceklerden insanlığı hayrette bırakan harika balı yapmada kullandığı kimya bilimi eğitiminin,  bu kadar nüfusta anarşiye yer vermeyecek, asayiş ve emniyeti bozmayacak siyaset bilimi eğitiminin vb. tahsilini nerede yaptı?   BÜTÜN BUNLARDA TASARRUF EDEN ALLAH Yaksa insanı yaratan ve onun ihtiyaçlar için zehirli bir böceği bal yapması için; sümüklü bir böceği insana ipek yapması için; korkak bir tavuğu yumurta , et ve civciv hazırlaması; boynuzlu bir koyunu insana et, süt, yün, deri vb.  vermesi için görevlendiren BİR YARATICIYI YÂNİ ALLAH’I CC KABUL ETMEYİ, AKLI BOZULMAMIŞ VE KALBİ ÇÜRÜMEMİŞ HER İNSANIN KABUL ETMEKTEN BAŞKA ÇARESİ YOKTUR. Senin sorumluluğun nedir? Hiç düşünmen gerekmez mi? Gayet kolay: “Kat'iyyen bil ki: Hilkatin, Allah’ın bizi yaratmasının en yüksek gayesi ve fıtratın, yaratılışının en yüce neticesi iman-ı billahtır, Allah’a imandır. Ve insaniyetin en âlî mertebesi, en yüksek derecesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billah içindeki marifetullahtır, İlâhi sanatları ve Kur'âni hakikatleri tefekkür ve tahsil ile kalbi inkişâf ettirecek bakışa sâhib olmaktır. Cinn ü insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır, Allah’ı sevmektir. Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en safi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir, ruhun aldığı lezzettir.” (46/222)

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/bilgi-teknolojileri-cagi-makale,3371.html

Habergündemim

MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ

“O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah'ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.” (48/259) İşte arıyı anlattık, ipek böceğini anlattık, koyunu anlattık, sanki örümcek bundan daha aşağı bir sanat mı? Allah’ın hangi sanatını sayalım ki diğerinden daha harika olmasın. Mikroskopla binler kere büyütüldükten sonra ancak görülebilen veya  teknik imkanlarımız nispetinde Allah’ın yaratmış olduğu makro ya da nano varlıkları, o çok çok küçük canlıları sanat noktasında bitkiden, hayvandan, insandan hatta kainattan daha aşağı değildir. En küçük varlıktaki sanat en büyükte de vardır. Dolayısı ile o nano varlık, mükemmellik noktasında galaksilerden geri değildir. “Demek sivrisineğin gözünü halkeden, güneşi dahi o halketmiştir, yaratmıştır. Pirenin midesini tanzim eden, düzenleyen, manzume-i şemsiyeyi, güneş sistemini de o tanzim etmiştir.  Risale-i Nurdan Sünuhat Risalesinde:   “ مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا  كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ “ ("Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir." (49/28)) âyetinin sırrına müracaat et. Yalnız şu kitabın küçük bir kelimesi olan bal arısını gör.  Nasıl şehd-i şehadet, imanın verdiği huzur ve saadet o mu’cize-i kudretin lisanından akıyor.”(45/248) KAFA KARIŞTIRAN SORULAR Peki biz bu harika sanatları nasıl göreceğiz, nasıl idrak edeceğiz?  Yani böyle her şeyi tek tek tefekkür etmeye ve düşünmeye gerek var mı?  Ben yaşantımı düşünürüm, geçimimi düşünürüm, işimle meşgul olurum. Diğer şeyler beni ilgilendirmez, öyle değil mi? Bu maddeci ve materyalist bir düşüncedir. Aklı olan ve düşünen ey insan!  Sen bir hücrenin yapılandırılmasında bir müdehalen var mı?  Ya iskeletinin yapılmasında bir müdahalen var mı?  Belinin hareket etmesi, boynunun hareket etmesi, ellerinin ve ayaklarının, onların parmaklarının hareket etmesi senin projen ve planın dahilinde mi oldu?  Peki kalbinin yapılması, beyninin yapılması, böbreklerini yapılması senin tasarrufunda mı oldu?  TABLACIYA BİR FIYAT VERİYORUZ Bu kadar sanatların karşısında senin hiç sorumluluğun yok mu, olmasın mı sahi?  Tablacıdan bir kg elma alıyoruz, onun karşılığında ona bir fiyat veriyoruz.  Süt satandan, inekten sağılan sütü alıyoruz, onun karşında bir fiyat veriyoruz.  Doktora gidiyoruz sağlığımıza kavuşmak için muayene oluyoruz, bir bedel ödüyoruz.  Bize muayene sonucunda bir ilaç alıyoruz, karşılığında bir fiyat veriyoruz.  Her gün sağlıklı yaşıyoruz hiç bunun bedelini düşünüyor muyuz sahi? Şayet doktor bize deseki senin için bir göz satın almamız lazım. Oysa gözün bir tane daha yardımcısı varken, fiyatı da senin bütün mal varlığındır dense, tereddüt etmeden verir misin vermez misin?  Peki yani aklımızın değerine bir fiyat biçtik mi? Kalbimizin değerine bir fiyat belirledik mi?  Ya akciğerimizin değerine bir fiyat biçen oldu mu?  Bu sayılan sendeki sanatları sağlıklı kullanmak senin elinde  mi? Bütün daha sayamadığımız duygu ve organlarımızın sağlıklı bir şekilde hayatına devam edebilmesi için ihtiyacı olan hava, su, yiyecek temini de senin elinde değil. 

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/allahin-sanatlarini-saymakla-bitiremeyiz-makale,3372.html

Habergündemim

Burada yazmış olduğumuz yazı serisinde bir şeyi açıklıkla dile getirmekte fayda görüyorum. Mucizenin Allah tarafından peygamberlere verilen ve Allah’ın tasarrufundan başka kimsenin, peygamberler dahil olmak üzere, bunu yapmaya gücü ve iktidarı olmayan, olağanüstü görülmemiş olaylardır. Onun için ben burada insanların ve ellerindeki imkanların bir araya gelmesiyle ulaşılamıyacak harika olayları ve Allah’ın yarattığı hepsiçok mükemmel olan varlıklardan bazılarını dile getirmeye çalıştım. Bunlara ulaşmak ve bir benzerini de yapmak mümkün değildir.  Hiçbir zaman onların benzerlerini yapma, bugünkü bütün teknolojik  imkanlar bir araya gelse de mümkün değildir. Mucizeler yaplacak çalışmaların hedefinin en sonundaki şeylerdir. Onlara doğru adım atılır, onlardan ilham alınır. Onlara ulaşmanın mümkün olmadığını burada özellikle tekrar ve tekrar dile getirmek istiyorum. Ancak Allah dilerse olur.  Peygamberler istedikleri için Allah onlara mucize vermez. Nitekim vermediği de olmuştur.  Ancak Allah isterse peygamberlere mucize verir. Onun için burada mucize kelimesinin yazımda kullanılması yanlış anlaşılmasın. Her anlatılan konu alanında delil gösterilen mucizenin benzerinin yapılacağı anlamı çıkarılmasın. O alanda yapılacak çalışmaya yönlendirici ve teşvik edici olmalıdır.  Bu alanlarda bilimsel çok mesafeler katedilmiştir. Halen de mucizeler bize ışık olabilirler, kaynak olabilirler.  Bu yazı serisi ile bilime ışık tutacak konular anlatılmaya çalışılmıştır.  Beyin mucizesi bilgileri hangi şartlarda, nasıl topluyor. Bugün bilim bunu tam olarak keşfetmiş değildir ama, bilgisayarlarla harddikslerde, bulutlarlada bilgilerin depolanmasının, beyinden alınan ilhamla katedilmiş bir çalışmadır. Ancak son hedefe ulaşılamamış, araştırma ve çabalar sürdürülmektedir. Bu tarz yazılarla bunlar nazara vermeye çalışılmıştır. SONUÇ   Mucize hedefindeki teknolojinin dili yazımızda anlaşıldığı gibi dinler, mensuplarını hem manevi ve hem de maddi olarak ar-ge yapmaya teşvik etmektedir. Burada Hz. Nuh Aleyhisselâm buharlı gemiyi icat edip insanlığın hizmetine sunduğu görülünce, din insanlığı geri bıraktı safsatalarının ne kadar insafa sığmadığı anlaşılır. Biz tarihçilere tekrar soralım, bunların karşısında taş devirlerinin varlığından bahsetmek tarihi bir aldanma değilse nedir? Kaldı ki ilmi araştırmaların gelişmesinde dinlerin ve özellikle İslam'ın çok büyük bir rol oynadığı artık tartışılamaz. Bilim adamlarına düşen, kendi sahalarında bu gerçekleri delilleri ile ortaya çıkarmaktır. Bu konuları dile getirirken bizim buradan çıkartmamız gereken ve bize ilham kaynağı olacak, dindar insanların daha çok çalışması  ve bilime daha çok katkıda bulunmaları gerektiğidir. Çünkü bilimde nihayet yoktur.  “ İki günü bir olan ziyandadır.”  Bu yazı serisi ile ve bu konuda verdiğimiz konferanslarımızla,  yeteneğimiz ve anlayışımız nispetinde bazı meseleler dile getirilmiştir. Ben umuyorum ki bundan sonra bu alanda inşaallah yetkili ve ehliyetli olanlar daha güzel konulara temas edecekler ve bizi daha çok güzel yerlere doğru yönlendirecekler.  Çalışmanın hayırlara vesile olmasını diliyor Rabbimden nefsimize ders çıkartılmasını niyaz ediyorum.  29.09.2020 Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu  KAYNAKLAR   (1). En’âm Sûresi, 59 (2). Sözler, 270, 272, 274, 275, 269, 264, 261, 213, 295, 260,  (3). Sebe’ Sûresi 12, 10-11, 29, (4). Neml Sûre, 40. (5). Enbiya 81, 105, 80, 69 (6). Kassas, 28 (7). Bakara, 60, 251, (8). Âl-i İmrân, 59, 49 (9). Meryem, 27-28, 29-33, (10). Maide, 110 (11). Sâd, 26, 20, 18-19-20, (12). Nisâ, 163 (13). Hadid, 25 (14). Latif Nükteler, 13-15 (15). Konferans, 67, 11 (16). Alâk, 1-2-4-5 (17). Ta Ha, 114 (18). Fatır, 28 (19). Zümer, 9 (20). Mücadele, 11 (21). Deylemi (22). Hatib (23). İbn Mace Osman b. Affan (24). Taberani Mucemu’l-Evsad, 9 (25). Beyheki (26). Âyet-ül Kübra, 93 (27). Divan-ı Harb-i Örfî, 68 (28). Gençlik Rehberi, 211 (29). Hizmet Rehberi, 86 (30). Miftah-ul İman, 54, 94 (31). Muhâkemat, 91 (32). Zeki Çizmecioğlu, yeniturkiye.com (33). Kefh, 96 (34). Buhârî, Büyû’ 15 (35). İsrâ, 55 (36). Ankebut, 14-15 (37). Kurtubî Tefsir, 9, 42 (38). Taberî Tarih, 1, 91 (39).  Mü'minûn, 27, 29 (40). Hûd, 40, 42, 43, 44 (41). Ebu Hayyan, C.4, 589-592 ) (42). Yâsin Sûresi, 41-42 (43).  Nur Sûresi, 35  (44). Nahl Süresi 68, 69  (45). Mesnevi-i Nuriye, 16, 55 ,57, 72, 78, 92, 248,   (46). Mektubat, 448, 222  (47). Lem'alar, 135 (48). İbrahim, 259 (49). Lokman Sûresi, 28 (50). İşârât-ül İ'caz, 71, 178 (51). İman ve Küfür Müvazenesi, 84

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.habergundemim.com/mucize-hedefindeki-teknolojinin-dili-mucize-nedir-makale,3427.html

Habergündemim


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.