ASRIN DERDİ İLE DERTLENEN ADAM 21


Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

Okunma 06 Ağustos 2019, 16:44

ASRIN DERDİ İLE DERTLENEN ADAM
(Vefatının sene-i devriyesi vesilesiyle)
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ 21
Bedîüzzaman Said Nursi Hazretleri Isparta’da ikamet ettikleri zaman, kullandıkları ve bugün halen Isparta’da ikamet ettiği evinde bulunan bir arabası vardır. Aynı arabadan bir de Tümen Komutanın arabası olup, birbirine karıştırılmaktadır. Hatta bir gün birlik komutanını selamlamak üzere esas duruşa geçerken, tümen yerine asrın komutanı selamlanır. Bu olayın müsebbibi Hafız Ali, halen Diyarbakır’da hayattadır. 
 
“Isparta’nın o yıllarda teşekkül etmiş bulunan 3. Eğitim Tümeni için yaptırılmasına karar verilen caminin temeli, tertip edilen muazzam bir merasimle atılmış ve bu törene Isparta'da bulunan Risale-i Nur müellifi Üstad Bedîüzzaman Said Nursî Hazretleri de davet edilmiştir. Büyük bir alâka ile karşılanan Üstad, törenden sonra uğurlu elleriyle temele ilk harcı koymuş ve dualarda bulunmuştur."(6/214)
 
Risale-i Nur Talebeleri asayişe yardımcıdır.
Bedîüzzaman'ın vefatından önce Nur talebelerine vermiş olduğu en son dersinde bakınız ne söylüyor:
“Aziz kardeşlerim!
Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rıza-yı İlahîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlahiyeye karışmamaktır.
Bizler asayişi muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti içinde her bir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz.
Mesela, kendimi misal alarak derim: Ben eskiden beri tahakküme (baskıya) ve terzile (aşağılamaya) karşı boyun eğmemişim. Hayatımda tahakkümü kaldırmadığım, birçok hâdiselerle sabit olmuş.
Mesela, Rusya'da kumandana ayağa kalkmamak, Divan-ı Harb-i Örfîde idam tehdidine karşı mahkemedeki paşaların suallerine beş para ehemmiyet vermediğim gibi dört kumandanlara karşı bu tavrım tahakkümlere boyun eğmediğimi gösteriyor.
Fakat bu otuz senedir müsbet (olumlu) hareket etmek, menfî (olumsuz) hareket etmemek ve vazife-i İlahiyeye karışmamak hakikati için bana karşı yapılan muamelelere sabırla, rıza ile mukabele ettim.
Cercis (as) gibi ve Bedir, Uhud muharebelerinde çok cefa çekenler gibi sabır ve rıza ile karşıladım.
Evet, mesela seksen bir hatasını mahkemede ispat ettiğim bir müddeiumumînin (savcının) yanlış iddiaları ile aleyhimizdeki kararına karşı, beddua dahi etmedim.
Çünkü asıl mesele bu zamanın cihad-ı manevîsidir (iman ve Kur’an yolunda çalışma ve hizmet etmektir). Manevî tahribatına karşı set çekmektir. Bununla dâhilî asayişe (iç güvenliğe) bütün kuvvetimizle yardım etmektir. "(6/241)
Kur'an Rahmeten li'l-âlemîndir. 
“Şimdi küfr-ü mutlak (koyu inkarcılık), öyle cehennem-i manevî (kalbe ve ruha ait azap ve sıkıntı) neşrine çalışıyor ki kâinatta hiçbir kâfir ona yanaşmamak lâzım geliyor.
Kur'an'ın "Rahmeten li'l-âlemîn" (bütün alemlere rahmet) olduğunun bir sırrı budur ki: Nasıl Müslümanlara rahmettir; âhirete iman, Allah'a iman ihtimalini vermesiyle de bütün dinsizlere ve bütün âleme ve nev-i beşere rahmet olmasına bir nükte, bir işarettir ki o manevî cehennemden dünyada da onları bir derece kurtarmış.
Halbuki şimdi fen ve felsefenin dalalet (iman ve İslam yolundan ayrılan) kısmı; yani Kur'an'la barışmayan, yoldan çıkmış, Kur'an'a muhalefet eden kısmı, küfr-ü mutlakı (koyu inkarcılığı) komünistler tarzında neşre başladılar. 
Komünistlik (fertlerin her türlü mülkiyet hakkını, aile hayatını ve dinini kaldırıp, mülkiyeti devlete mal eden batıl nazariye) perdesinde anarşistliği netice verecek bir surette münafıklar (iki yüzlü bozguncular), zındıklar (kafirler) vasıtasıyla ve bazı müfrit (haddini aşan) dinsiz siyasetçiler vasıtasıyla neşir ile aşılanmaya başlandığı için şimdiki hayat, dinsiz olarak kabil değildir, yaşamaz. "Dinsiz bir millet yaşamaz." hükmü bu noktaya işarettir. Küfr-ü mutlak olduğu zaman, hakikat-i halde yaşanmaz. "(6/243-244)
Siyasetle alâkam yoktur. 
“Benim bu seyahatlerimde kat'iyen siyasetle alâkamın olmadığına bir delil; kırk seneden beri siyaseti terk ettiğimden, yalnız ve yalnız Kur'an'ın bu zamana tam muvafık bir tefsiri olan Risale-i Nur küfr-ü mutlakı kırdığı için anarşistliğe (anarşi taraftarlarına) ve tahribatçı cereyanlara (yıkıcı akımlara) karşı set çektiği gibi Kur'an'ın Risale-i Nur'a verdiği dersinde bir kanun-u esasî olan 
“وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ ” (En’âm 6/164, İsrâ 17/15, Fatır 35/18, Zümer 39/7 ayetlerde bu “hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenmez ve başkasının günahı ile yargılanmaz” diye Kur’an’da dört surede geçmektedir.)
sırrı ile "Asayişe ilişmek, beş cani yüzünden doksan masuma zulüm etmektir." diye olan uhrevî (ahiret) hizmetimiz; vatan, millet ve asayişe de büyük bir faydası olması ciheti ile beni tecessüs eden (gizli araştıran) veyahut da zahmet veren polis ve inzibatları da helâl ediyorum. 
Onları asayişin (güvenliğin) mücahid (din için çalışan) muhafızları diye kardeş gibi mesrurane (sevinerek) kabul ettim. "(6/240)
 
06.08.2019
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.